27 02 2015

Adem ve İblis Kıssasının Araf Suresi Bölümü İle İlgili Bir Değer

Adem ve İblis kıssası, Kur'anın 7 ayrı suresinde geçmekte olup , Mushaf dizilişine göre 2. olarak Araf s. içindeki Ayetlerde geçmektedir. Bu sure içinde geçen kısmı diğer surelerden farklı olarak, kıssa anlatıldıktan sonra devam eden Ayetlerde ki "Ey Adem oğulları" hitabı ile başlayan Ayetlerin , bu kıssanın sadece belli bir zaman ve mekan içinde değerlendirilmekten çok yaşayan bütün insanların kıssası olduğunu göstermesi açısından önemli mesajlar içermektedir.   Bu kıssa ile ilgili yorumlara bakıldığında, bir çok konuda müşkilat olduğu ve bu müşkilatların , Kur'an bağlamında değil zan ve İsrailiyyat bağlamında çözüme kavuşturulmaya çalışıldığını görmekteyiz. Kur'an geneline yayılmış olan bu kıssayı okurken dikkat edilmesi gereken hususları , "Adem ve İblis Kıssasını Okuma Klavuzu" başlıklı bir yazımızda değinmeye çalışmıştık.   İnsanların nasıl çoğaldığı sorusu herkes tarafından merak edilen bir soru olup , bu sorunun cevabının , bu kıssada verildiği düşüncesi ile bir takım yorumlar getirilmiştir. Meşhur olan yorum , ilk yaratılanın Adem ve eşi olması nedeniyle bunlardan olan çocukların çapraz vari evlilik yaparak çoğaldığı yorumudur. Bu yorum tabi ki problemli bir yorum olup , kardeş evliliğinin haram olması nedeniyle bunun mümkün olmadığı iddiası dile getirilmektedir.   Kardeş evliliği yorumuna karşı getirilen , bir başka yorum bu surenin 11. Ayetinde ," Andolsun ki, sizi yarattık, sonra size suret verdik. Sonra da, «Âdem'e secde ediniz,» diye meleklere emrettik, derhal secde ettiler. Ancak iblis, o secde edenlerden olmadı." şeklinde buyurulmasından hareketle Adem den önce yaratılmış olan İnsanlar var olduğu , çoğalmanın bu yolla gerçekleştiği yön&... Devamı

26 02 2015

Türkiye Müslümanlarının Savrulma Seyri

Allah (c.c) yeryüzünde yaratmış olduğu insanlara sadece kendisini İlah ve Rab olarak tanımalarını , başka İlah ve Rablere kulluk etmemelerini hatırlatan Elçiler ve Kitaplar göndermiştir. Allah (c.c) nin tek İlah ve Rab olması demek , yarattıkları üzerinde hüküm koyma hakkının kendisinde olması anlamına gelmesi demek olup , bu hakkı sadece kendisinde gören insanlar ile bu hakkın Allah (c.c) nin olduğunu iddia edenler arasındaki savaş ilk İnsan dan beri var olmuş , son insana dek sürecektir.    Kur'an da anlatılan Elçi kıssaları tarih boyunca yaşanan bu mücadelenin canlı örnekleri olup , özellikle Elçiler ve onlarla birlikte olanlarda ki örneklerin bizler için de dikkate alınması gerekmektedir. Elçiler ve onlarla birlikte olanların bizlere anlatılması , onların ne kadar Kahraman ve Mü'min olduklarının entellektüel sohbetlerde anlatılarak, masal tadında dinlenmesi için değildir.    Elçiler ve onlarla birlikte olanlar , Müşrik kavimleri ile aralarında keskin bir çizgi oluşturarak onların dinleri ile alakalarını kesmişler sadece Allahın Dinini yaşamak için gayret etmişlerdir. Bu süreç, ta ki Muhammed (a.s) ın Elçiliğinde de böyle gerçekleşmiştir. Kur'an , bütün Elçilere olduğu gibi Muhammed (a.s) a da  DİN YALNIZ ALLAHIN OLANA , FİTNE YERYÜZÜNDEN KALKANA KADAR CİHADA DEVAM hedefi göstererek bu yolda nasıl yürümesi gerektiğini ona ve onunla birlikte olanlara göstermiştir. Muhammed (a.s) dan önceki Elçilerin kıssaları işte burada devreye girerek bu yolda yürüyen öncekilerin mücadeleleri ve çektikleri çileler, o ve onunla birlikte olanların yolunu aydınlatmıştır.    Muhammed (a.s) ve onunla birlikte olanlara tavsiye edilen en önemli nokta ... Devamı

24 02 2015

Recm Cezasını Red Etmek Değil, Kabul Etmek Küfürdür

Müslümanların , kendi aralarında olan farklı düşüncelerin hangisinin doğru olduğu kararını, Kur'anın değil rivayetlerin belirleyiciliği ışığında yapmak gibi bir usullerinin var olduğu herkesin malumudur. Farklı düşüncede olan insanların birbirlerini tekfir etmelerine kadar varan sonuçlara sebeb olan , belirleyici bir Kitap üzerinden yapılmayan bu tartışmalara verebileceğimiz bir örnek konu , "Recm" cezası konusudur.    Bu cezanın var olduğunu kabul edenler , bu cezanın olmadığını iddia edenleri "Kafir - Hadis ve Sünnet inkarcısı" gibi suçlamalarla tekfir etmektedirler. Bu yazımızda illaki birilerini tekfir etmek gerekiyorsa, bu cezayı red edenlerin değil , kabul edenlerin tekfir edilmesi gerektiğini iddia ederek, bu iddiamızın Kur'an temelli olarak delillendirmeye çalışacağız.    Klasik İslam hukukunda , evli Kadın veya Erkeğin zina yapması halinde ona uygulanacak olan ceza, onların  taşlanarak öldürülmesi yani "Recm" edilmesi olarak belirlenmiştir. Bu belirlenme, Kur'anın bu konudaki emri göz ardı edilerek yapılmış ve bu cezanın yerleşmesi için akıllara zarar düşünceler ortaya atılarak , Ehli Sünnet akaidi nin amentüsü haline getirilmiştir, bu düşünceler kısaca şöyledir.    Evli Kadın veya Erkek zina ettikleri zaman ,onların recm edilerek öldürülmeleri gerektiğine dair  bir Ayetin aslında indiği , ancak bu Ayetin Muhammed (a.s) ın vefatı sırasında Aişe validemizin odasına giren bir keçi tarafından yenildiği !!! , ve bu yenilen Ayetin Mushafa alınmamış olması onun hükmünün geçerli olmaMAsı gerektiği düşüncesini geliştirmiş ve ayrı bir garibet olan "Nasih Mensuh" teorisi altında , "Hükmü baki metni mensuh" şeklinde alt kategori ihdas edilerek... Devamı

21 02 2015

Bakara s. 78-82 Ayetleri: Elleri ile "El Kitabe" Yazanlar

Kur'an okumalarında yapılan yanlışlar dan birisi , ilgili Ayeti sadece hitap çerçevesi ile sınırlamak ve bize dönük herhangi bir mesajının olup olmadığı konusunda herhangi bir düşünce yürütmemektir. Bu tür yapılan okumalarda ilgili Ayetler ,sadece tarihsel olduğu veya belli bir kesime hitap ettiği düşüncesi ile okunduğu için bizleri ilgilendirmediği düşüncesi hakim olmaktadır. Bu tür okumalara örnek vereceğimiz Ayetlerden birisi de Bakara s. 78-82. Ayetleri arasındaki bölümdür.    [002.078] [TK] Onlardan bir bölümü de ümmidir. Kitabı bilmezler; (bildikleri) bir sürü asılsız şeylerden başka değil; bunlar yalnızca zannederler.   Ayetlerin özel hitap çerçevesine baktığımızda , İsrailoğulları ile ilgili olup onlardan El Kitabe yi bilmeyenlerin, ilerleyen Ayette göreceğimiz gibi başkalarının uydurdukları sözleri "El Kitabe" zannetmeleridir. Bu Ayetleri belirli bir hitap çerçevesinden çıkararak , bize dönük mesajlar olarak okuduğumuz zaman şunları görebiliriz.   [002.079]  Vay, Kitabı elleriyle yazıp, sonra da onu az bir değere satmak için, «Bu Allah katındandır» diyenlere! Vay ellerinin yazdıklarına! Vay kazandıklarına!   Bu Ayet, bağlam itibarı ile İsrailoğullarına hitap etmektedir. Tefsirlere bakıldığında , onların Allah (c.c) nin indirdiği Kitaba karşı olan muameleleri etrafında yorumlar yapıldığını görürüz. Bu yorumları yanlış olarak tavsif etmiyoruz , ancak eksik olarak tavsif edebiliriz. Okunan herhangi Ayeti sadece hitap çevresi ile sınırlı kılarak yapılan okumalara örnek olarak, İsrailoğulları ile ilgili Ayetleri verebiliriz. "Ey İsrailoğulları" şeklindeki hitapların ,sadece onlarla ilgili okunduğu zaman ilgili Ayetlerden bize dön&u... Devamı

18 02 2015

Allahın Dilemesi Dilediğini Saptırması ve Hidayete Erdirmesi Aye

Kader konulu tartışmalar, Müslümanlar arasında en fazla görüş ayrılıklarına sebeb olması açısından gündemdeki yerine her zaman korumaktadır. Bu tartışmaların ne zaman başladığının tesbitinin yapılması, konuyu anlamakta önemli rol oynayacaktır. Temelinde yatan düşünceyi bilmeden kader konusunda doğru bir anlayış ortaya koymak mümkün değildir.    Bu tartışmaların temelinde , öncesi çok eskiye dayanan "Ümeyye oğulları" ve "Haşim oğulları" kavgası yatmaktadır. Osman ve Ali (r.a) ların hilafetleri döneminde bu iki aile arasında iyice su yüzüne çıkan iktidar kavgası, Muaviye nin mensup olduğu "Ümeyye oğulları"nın iktidar olması ile farklı bir boyut kazanmıştır.   Muaviye nin iktidara meşru yollardan gelmemiş olması , onun  meşru olmayan iktidarını, meşrulaştırma gibi bir çabanın içine girmesini mecbur bırakmıştır. "Kader" kavramı arkasına sığınılarak , Muaviye iktidarını Allah (c.c) nin ezelde yazdığı bir yazgı olduğu ve bu yazgıya karşı çıkmanın Allaha karşı çıkmak olduğu etrafında düşünceler geliştirilmiştir. Geliştirilen bu düşüncenin temel düşüncesi , kul olarak bizlerin ezelde yazılmış bir senaryo gereği başımıza gelenlere sabretmek ve kabullenmek yatmaktadır.    Bu düşüncenin hadis yolu ile destek sağlanma çabası içine girilmiş olması , henüz hadis tedvin çalışmalarının başlamamış olmasının verdiği avantaj Emevilerin ekmeğine yağ sürmüştür. Hadis tenkidi metodunun "Sened tenkidi" metodu ile yapılmasının en büyük sebebi, bu tür hadislerin metin yönünden tenkide tabi tutulmaması yönünde olan düşünceden kaynaklanmaktadır. Şayet hadisler "Metin tenkidi" metodu ile sağlamaya tabi tutulsaydı iktidara karşı... Devamı

16 02 2015

Toplum Düzeninin Cezai Müeyyideler İle Sağlanması ve Kur'anın bu

İnsan , yaratılışı itibarı ile birlikte yaşamaya muhtaç bir varlıktır. Bu ihtiyacını Aile , Köy , Kasaba , Şehir ve Devlet bazında yaşam tarzı geliştirerek karşılamaya çalışır. En küçük topluluk olan Aile ve en büyük topluluk olan Devlet içinde yaşamanın bir takım kuralları vardır ki herkesin bu kurallara uyması zorunluludur. Bu kurallara uymayarak haddi aşanlara bir takım had cezaları getirilmiştir ki bu tür cezalar bütün hukuk sistemlerinde vardır.  Cezaların asıl mantığında dürüst insanları korumak , ve dürüst insanlara karşı suç işleyenleri onlara karşı bu suçu işlememelerini sağlamaya yönelik caydırıcı cezalar olmalıdır. Aksi bir uygulama suçluları ödüllendirmek olur ki  böyle bir toplumda yaşamak neredeyse imkansızlaşır.   Allah (c.c) yaratıcı ve tek İlah olması nedeniyle kullarının yaşadığı topluma bir takım düzenlemeler getirmiştir ve bu düzenleme içinde kurallara uymayanlara Dünyevi cezalar ön görülmüş ve tevbe edilmediği takdirde Ahirette daha çetin bir azabın olduğu hatırlatması yapılmıştır. Bir toplumda cezadan önce, o cezayı hak edecek sebeblerin ortadan kaldırılması gerektiği öncelikli olup, gerekli sosyal düzenlemelerin yapılmadan ,tek taraflı olarak sadece ceza sisteminin işlediği bir toplumda dengenin bozulacağı muhakkaktır.    Kur'an , İnsanların yaşadıkları toplum içinde birbirlerinin hak ve hukukuna riayet etmeleri gerektiği konusunda kişileri ebedi bir azap ile korkutmuş , ve işlenen suçlar karşılığında Ahiret öncesi , bir takım cezalar belirlemiştir. Bu cezalar konusunda bir takım düşünceler ortaya atılarak suçu işleyeni koruma gayesi üzerine kurulmuş ve eziklik psikolojisinin eseri olduğunu düşündüğümüz bir takım yorumlar getirildiğine... Devamı

15 02 2015

Bakara s. 102. Ayeti Harut ve Marut

Bakara s. 102. Ayetinin, bir takım müşkilatı barındırması açısından üzerinde bir hayli konuşulmakta olduğu herkesin malumudur. Tefsirlerde bu Ayet ile ilgili yorumlarda birbirinin zıddı olan düşüncelere rastladığımız bir Ayet olarak ortada durmakta olan bu Ayetin, önce doğru olduğunu düşündüğümüz meali üzerinden bir tercih yaparak sonrada verilmek istenen mesaj üzerinde durmaya çalışacağız.   "Vettebeû mâ tetlûş şeyâtînu alâ mulki suleymân(suleymâne) ve mâ kefere suleymânu ve lâkinneş şeyâtîne keferû yuallimûnen nâses sihrâ, ve mâ unzile alel melekeyni bi bâbile hârûte ve mârût(mârûte), ve mâ yuallimâni min ehadin hattâ yekûlâ innemâ nahnu fitnetun fe lâ tekfur fe yeteallemûne minhumâ mâ yuferrikûne bihî beynel mer’i ve zevcih(zevcihî), ve mâ hum bi dârrîne bihî min ehadin illâ bi iznillâh(iznillâhi), ve yeteallemûne mâ yadurruhum ve lâ yenfeuhum ve lekad alimû le menişterâhu mâ lehu fîl âhireti min halâkın, ve le bi’se mâ şerev bihî enfusehum lev kânû ya’lemûn(ya’lemûne)."   Ayet hakkındaki ilk müşkilat , "Ve ma Ünzile" ibaresindeki "Ma" edatının anlamı üzerindedir. "Ma" edatı Arapça da hem olumsuzluk , hem de bağlaç vazifesi görmektedir. Bu vazifelerin tayini, bağlı bulunduğu cümle içerisinde anlaşılabilir. Ancak Bakara s. 102. Ayeti ile ilgili yorumlarda her iki kullanım türünün de tercih edildiği görülmektedir. Doğru olduğunu düşündüğümüz meallendirme... Devamı

13 02 2015

Kur'anın Tarihselliği veya Evrenselliği Üzerine

Kur'an 1500 yıl kadar önce, Mekke'de yaşayan Araplara yine onların içinden bir kişi olan Muhammed (a.s) a inmiş bir Kitaptır. Bu Kitabın inmesi, Şura s. 51. Ayetinde gördüğümüz Allah (c.c) nin Elçi göndererek kulları ile olan konuşması dahilinde olup türünün en son örneğidir.    Allah (c.c) , Hacc s. 75. Ayetinde görüldüğü üzere , Meleklerden ve İnsanlardan Elçi seçmekte ve seçtiği İnsan Elçilere, Melek Elçi ile vahyetmektedir (Nahl s. 2.) . Tarih boyunca gönderdiği Elçiler , Bayrak yarışçısı gibi elindeki bayrağı diğer Elçiye vererek taşımışlardır. Elçilerin ellerindeki Bayrağın ortak muhteviyatı , Allah (c.c) nin tek İlah ve Rab olmasının gereği yeryüzünde yaşayan kullarının üzerinde tek hakim olduğu , kıyamet ve sonrasındaki hesap gününün neticesinde , Dünya hayatındaki yapılanların karşılığı olarak ebedi Cennet veya Cehennem şeklindeki karşılığın bildirilmesidir.  Elçilerin çağrısının "Evrensel Çağrı" olarak niteleyebileceğimiz iki ana konusu vardır ki bunlarda "TEVHİD" ve "ADALET" tir. Son Kitap olan Kur'an , türünün son örneği olarak bu ilkeler doğrultusunda nasıl bir hayat idame ettirilmesi gerektiğini ihtiva eden Ayetler , ve bu tür bir hayatı red edip "ŞİRK" ve "ZULUM" e dayalı bir hayatı kabul edenlerin Dünya hayatlarının nasıl sona bulduğunun "Kıssa yollu" anlatım ile örneklerini sergilemiştir.   Elçiler ile bildirilen bilgiler ,"Vahyetme" olarak bildiğimiz bir usul dairesinde olup, bunun keyfiyeti sadece, "Allah-Melek Elçi - Beşer Elçi" ile sınırlı olup, diğer insanlar için bunun keyfiyetini anlamak gibi bir bilgi, sınırlı olarak Kur'an Ayetler... Devamı

11 02 2015

Hadisin Kur'ana Arzı Sorunu: Keler Öldürme Hadisi Örneği

Hadis denildiği zaman akla ilk olarak , "Muhammed (a.s) ın söylediği rivayet edilen sözler" şeklindeki tarif gelir. Bu tarif üzerinden gittiğimiz zaman bu gün elimizdeki bir takım rivayet kitaplarında ona ait olduğu iddia edilen sözler bulunmaktadır. Bu kitaplardaki sözlerin ona aidiyeti , o rivayeti nakleden kişilerin yani  ravilerin  "Cerh ve Ta'dil" denilen yöntem dahilinde yapılan kişilik tahlili neticesinde belirlenmiştir. Bu yöntemin sağlıklı bir yöntem olmadığını ve daha sağlıklı olanın hadisin Kur'ana arz yöntemi olduğunu düşündüğümüzü bu konular ile ilgili yazılarımızda belirtmeye çalışmıştık.    Hadisin Kur'ana arz yönteminin de belirli şartları olması gerektiği, son zamanlarda herkesin bu yöntemi uygulamaya kalkması neticesinde ortaya çıkan bazı yanlış neticelerden dolayı kaçınılmaz olmuştur. Hadisleri bir uçtaki insanların "Vahiy" görüp , diğer uçtaki insanların "HaBis" şeklinde görmeleri bunun orta bir yolu olması şartını kaçınılmaz kılmıştır.    Hadisler, cüppeleri ve sakalları akıllarından daha uzun olan "Ehli Tarik" veya "Ehli Hadis" fırkalarının elinde kaldığı müddetçe diğer tarafın onu HaBis olarak görme yanlışı ortadan kalkmayacaktır. Bu yazımızda Kur'an ehli olduğunu iddia edenler tarafından uydurma olarak damgalanan bir Hadisi ele alarak önerdiğimiz yöntemi pratize etmeye çalışacağız.     Ele alacağımız Hadis Keler öldürmenin sevabı üzerine rivayet edilen bir Hadistir.    "Kim keleri ilk darbede öldürürse ona yüz sevap yazılır. İkinci vuruşta öldürürse daha az kazanır. Üçüncü vuruşta ise bundan da az sevap kazanır"... Devamı

10 02 2015

Duanın Adabı ve Sünnetullah

Dua kelimesi , kulun Allah (c.c) den olan isteklerini ona sesli olarak bildirmesi anlamında kullanılmaktadır. Kur'anda bu yönde bize bir takım usul ve adaplar öğretilmiştir. Ancak klasik din kitaplarına baktığımızda "Dua Adabı" başlığı altında akıllara zarar şartların konulduğuna da şahid olmaktayız. Adap adına edepsizliğe kadar varan adaplara! aslında duanın kabulu için değil , duanın kabul olmaması için gerekli şartlar demek daha doğru olacaktır.   Dua etmeyi, Mehmet Akif'in deyimiyle Allah (c.c) haşa bir yanaşma ve ırgat haline getirmek şeklindeki anlayışın tipik örneklerini sergileyen Müslümanlar, bunun sonucunda duaların kabul olmadığını görünce Allah (c.c) yi suçlamakta ve ona karşı isyankar bir tutum almaktadır. Allah (c.c) "Sünnetullah" adını verdiğimiz bir takım yasalar koymuş ve kendisine yapılan duanın bu yasalara uyulması neticesinde yapıldığında gerçekleşeceğini yaşanmış canlı örneklerle sunarak bizlerin de aynı yolu izlemesini istemiştir.    Örnek verecek olursak, Bedir ve Uhud savaşlarında Müslümanlar galib gelmek için Allah (c.c) ye mutlaka dua etmişlerdir. Ancak Bedir de galibiyet Uhud da yenilgi ile sonuçlanan bu savaşlarda duanın Uhudda neden kabul edilmediği , Uhud savaşının kritiğinin yapıldığı Al- İmran s. Ayetlerinde açık seçik okunmaktadır.    Klasik din kitaplarında "Dua Adabı" başlığı altında yazılanlara baktığımızda gördüğümüz şartlar üzerinde durarak nasıl bir yanlış içinde olduğumuzu görelim. Dua ile pratik hayatı birbirinden ayıran bu tür şartlar kişiyi miskin bir hale sokarak çalışmasını engellemektedir.    Adap yapılan adapsızlıkların başında duaya "Peygamberimize salavat" ile başlanması gerektiği yönündeki şart gelmektedir. Salavat getirmek mese... Devamı

08 02 2015

Enam s. 23. Ayetindeki "Fitnetuhum" Kelimesinin Çevirileri Üzeri

Alemlere rahmet ve hidayet rehberi olan Kur'an, Arap dilinde nazil olmuş bir Kitap olması nedeni ile bu dili bilmeyenlerin  Kur'anı anlamaları için konuştukları dile çevrilmiş olması gerekmektedir. Türkiye bazında düşündüğümüz zaman son yıllarda Kur'ana olan ilginin artması beraberinde çevirilerinde artmasını getirmiştir. Bu sevindirici durumun yanısıra yapılan çevirilerde bir takım hatalar gözümüze çarpmaktadır. Bu hataların sebebi Arapçayı bilmemekten değil , çeviri yapmaya soyunanların Kur'ana olan hakimiyet noktasında yetersizliklerinden kaynaklanmaktadır.   Arapçayı bilmeyen fakat , Kur'an bütünlüğüne vakıf olan bir okuyucu dahi bu tür çeviri hatalarını görebilmektedir. Herkesin Arapçayı öğrenme imkanı olmaması nedeniyle çevirilerin okunmaya devam etmesi gerektiğini, ancak çeviri yapanların Arapçadan önce Kur'an bütünlüğüne vakıf olmaları gerektiğini hatırlatarak bu tür bir vukufiyetsizlik sonucu yapılmış olan Enam s. 23. Ayetinin çevirisi ile ilgili olarak düşüncelerimizi paylaşmaya çalışalım.   "Summe lem tekun fitnetuhum illâ en kâlû vallâhi rabbinâ mâ kunnâ muşrikîn(muşrikîne)."   Enam s. 21-24. Ayetlerinde , Allaha karşı yalan düzüp uyduran zalimlerin Ahiret günündeki halleri tasvir edilmekte , 23. Ayette onların Dünya hayatındaki yapmış oldukları fitneye devam edemedikleri görülmektedir. Bu Ayetin çevirileri genel olarak şu şekildedir.  Adem Uğur: Sonra onların mazeretleri, "Rabbimiz Allah hakkı için biz ortak koşanlar olmadık!" demekten başka bir şey olmadı.   Ahmet Tekin : Sonra onlar inkârlarının ve yal... Devamı

06 02 2015

Maide s.33-34. Ayeti: Fesadçıların Cezası ve Tevbesi

Allah (c.c) Alemlere rahmet ve hidayet olarak gönderdiği Kitabında bir takım had, yani işlenen suça uygulanacak dünyevi cezaları vaz etmiştir. Bu had cezalarının uygulanması , İslam hükümlerinin tatbik edildiği bir devlet sistemi içinde olması gerekmektedir. Had cezalarının uygulanması bu devlet içinde yaşayan insanların, o cezayı hak edecek fiileri yapmak zorunda kalmasının önünü kapattıktan  sonra uygulanabileceğini hatırlattıktan sonra konumuz olan Maide s. 33-34. Ayetlerine geçebiliriz.   [005.033]  Allah ve Resulüne karşı savaşan ve yeryüzünde fesat çıkarmaya çalışanların cezası, ancak öldürülmeleri veya asılmaları yahut ayak ve ellerinin çaprazlama kesilmesi, ya da yeryüzünde başka bir yere sürgün edilmeleridir. Bu, dünyada onlar için bir zillettir. Ahirette ise onlar için büyük bir azab vardır.   [005.034]  Ancak, siz kendilerini ele geçirmeden önce tevbe edenleri olursa, biliniz ki, Allah bağışlayan ve merhamet edendir.   Ayetler , Allah ve Resulune karşı savaşan ve fesada koşanların İslami bir devlet çerçevesinde nasıl bir cezaya çarptırılacaklarına dair hükümleri ihtiva etmekte olup bu cezalar , 1- öldürülmeleri , 2- asılmaları , 3- elleri ve ayaklarının çapraz vari kesilmesi, 4- bulundukları yerden sürülmeleridir.  Ayet içinde , öldürülmek ve asılmak şeklinde iki ayrı cezanın geçtiği dikkati çekmektedir. Bu Ayeti okuyan birisi haklı olarak " ikisi de aynı şey değilmi? diye soracaktır . Evet aynı şeydir ama "öldürülmek" şeklindeki cezayı savaş alanında yapılacak karşılıklı muharebe çerçevesinde , asılmayı ise ele geçirildikten sonra uygulanacak ceza olarak düşü... Devamı

05 02 2015

Maide s. 12-14 Ayetleri Yahudi ve Hıristiyanlardan Alınan Misak

Kur'an okumalarında yaptığımız önemli yanlışlardan bir tanesi , İsrailoğulları veya Ehli Kitab a hitap eden Ayetler hakkında olup , bu Ayetlerden kendimize her hangi bir pay düşmediğini düşünmek , onlarla ilgili Ayetleri sadece onları lanetlemek için okumaktır. Halbuki o Ayetlerdeki "Ey İsrailoğulları" veya "Ey Kitap ehli" şeklindeki hitapları , "Ey Müslümanlar" şeklindeki hitaplar olduğunu düşünerek okuduğumuzda , dün İsrailoğulları veya Ehli Kitabın yaptıkları yanlışların aynısını biz Müslümanlarında yaptığını görürüz.   Kur'an , "İsrailoğulları" olarak hitap ettiği insanların , Allah (c.c) nin Elçilerine ve Kitaplarına karşı yaptıkları yanlışların, onları Dünyada nasıl bir sonuca sürüklediğini geçmişteki canlı örneklerini sunarak , Kur'anın nazil olduğu dönemdeki yahudileri aynı sona uğramamaları hususunda defaatle ikaz etmiş , onlar bu ikazları kulak arkası ederek , geçmişteki hainliklerine devam etmiş ve Muhammed (a.s) komutasında ordular tarafından yenilgiye uğratılarak Sünnetullahın tecellisi Müslümanların eli ile gerçekleşmiştir.   Yazımıza konu edeceğimiz Ayetler, Yahudi ve Hıristiyanların geçmişteki yaptıkları hataların Sünnetullah ın onlar üzerinde nasıl işlediği hatırlatılarak , bizlere hitaben " Aynı yolu izlediğimiz takdirde aynı sünnetin işleyeceğini" hatırlatmaktadır.   [005.012]  And olsun ki, Allah, İsrailoğullarından söz almıştı. Onlardan oniki reis seçtik. Allah: «Ben şüphesiz sizinleyim, salatı ayakta tutarsanız, zekat verirseniz, peygamberlerime inanır ve onlara yardım ederseniz, Allah uğrunda güzel bir takdimede bulunursanız, and olsun ki kötülüklerinizi örterim. And olsun ki, sizi içlerinden ırmaklar akan cennetlere ... Devamı

03 02 2015

Kıst Kavramı Üzerine Kur'anda Bir Gezinti

Allah (c.c) yol gösterici olarak indirdiği Kitabında , insanların birbirleri ile olan ilişkilerinde olması ve olmaması gerekenleri beyan ederek, hangi yolu takib edersek onun karşılığını alacağımızı haber vermiştir. Bu beyanlar çerçevesinde , insanların birbirleri ile olan ilişkilerinde nasıl bir davranış sergilemeleri gerektiğini "Kıst" kelimesinin kullanıldığı ayetler ile beyan etmiştir.    "El kıstu" ; Kişinin arkadaşından kendi verdiğine eşit faydalar elde etmesine yani alışverişte ki adalete,benzer biçimde adil olarak paylaştırılan paya , hisseye denilir. (Elmüfredat)   Bu kelimenin geçtiği Ayetleri sıralayarak bu kelimenin insan hayatındaki önemini ve bunun zıddı uygulamalarını hayatı nasıl etkileyeceğini görmeye çalışalım.   [002.282] Ey iman edenler! Belirlenmiş bir süre için birbirinize borçlandığınız vakit onu yazın. Bir kâtip onu aranızda adaletle yazsın. Hiçbir kâtip Allah'ın kendisine öğrettiği gibi yazmaktan geri durmasın; (her şeyi olduğu gibi) yazsın. Üzerinde hak olan kimse (borçlu) da yazdırsın, Rabbinden korksun ve borcunu asla eksik yazdırmasın. Şayet borçlu sefih veya aklı zayıf veya kendisi söyleyip yazdıramayacak durumda ise, velisi adaletle yazdırsın. Erkeklerinizden iki de şahit bulundurun. Eğer iki erkek bulunamazsa rıza göstereceğiniz şahitlerden bir erkek ile -biri yanılırsa diğerinin ona hatırlatması için- iki kadın (olsun). Çağırıldıkları vakit şahitler gelmemezlik etmesin. Büyük veya küçük, vâdesine kadar hiçbir şeyi yazmaktan sakın üşenmeyin. Böyle yapmanız Allah nezdinde daha adaletli (Aksetu), şehadet için daha sağlam, şüpheye düşmemeniz için daha uygundur. Ancak aranızda yapıp bitirdiğiniz peşin bir ticaret olursa, bu durum farklıdır. Bu durumda onu ... Devamı

02 02 2015

Kur'anı Sarhoş Olarak Okuma Örnekleri

Kuran okuyacağın zaman, kovulmuş şeytandan Allah'a sığın. (Nahl s. 98)   Alemlerin Rabbi olan Allah (c.c) , bizlere hidayet ve rahmet olarak indirdiği kitabını okumaya  başlarken yapılacak ameliye yi abdest almak değil, "Şeytan dan sığınmak" olması gerektiğini beyan etmiştir. "Şeytan dan sığınmak" demek , euzu besmeleyi teganni ile söylemek değil , onu okurken bize yanaşan şeytanlara pirim vermemek ve onlar tarafından yapılan iğvalara sırt dönmek demektir. Yani kafamızı aklımızı onun bize verdiği okuma metoduna çevirmek , Şeytanların önerdikleri okumaları red ederek kafamızı salim bir şekilde ona yöneltmektir.   Maaleseftir ki aşağıda vereceğimiz bazı okuma örnekleri sağlam bir kafa ile yapılması imkansız diyebileceğimiz örnekler olup yazmaktan utandığımız  kabilden örneklerdir, utancımız Kuran hakkında böylesine yanlış çıkarımlar yapılıp bunları paylaşanların bu kadar cehalet içinde olabilmesidir. Bu yazıyı yazma sebebimiz bazı kişilerin bu tür düşünce ile yazılmış olan yazıları okuyarak doğruluğu hakkında soru sormalarıdır.  Nisa s. 43. Ayetinde Salata yaklaşılması gereken durum "Sekir" yani sarhoşluk durumudur . Yaklaşmama emri "Ne söylediğini bilememe" gibi bir gerekçesi vardır. Bu hal maalesef herhangi sarhoş edici bir madde almadan bile meydana gelmekte , Kur'an okumalarında bu tür bir sarhoşluk sonucu bir takım uçuk çıkarımlara şahid olmaktayız.Dilimizde kullandığımız bir tabir olan "İçmeden sarhoş olmak" , herhalde bu kişiler için kullanılacak uygun bir tabirdir. Yazımıza konu edeceğimiz ilk okuma örneği Kur'anın bir çok yerinde haram edilmiş olan Domuz eti hakkındadır. Sağlam bir kafa ile yapılması mümkün olmayacağını düşündüğümüz te'vil , "Hınzır" olarak b... Devamı

30 01 2015

Ritüel Secdenin İmkanı Üzerine

"Secde", Kur'anın odak kavramlarından bir tanesi olup , kişinin yücelttiği varlığa karşı olan saygı ifadesinin dışa vurumudur. Bu bağlamda, bu kelimenin anlam alanı içine giren ritüel olarak bu hareketin Müslümanlar tarafından yapılmış olmasının yanlış olduğunu , Kur'anın böyle ritüel bir secdeden bahsetmediği iddiaları ortaya atılarak, tabiri caizse "Kitaplı Deizm" diyebileceğimiz bir düşünce akımı oluşturulmak istenmektedir. Bu akıma göre, "Allah (c.c) Kitap ve Elçi göndermiştir ama bu Kitabı yorumlama konusunda Elçi örnekliği bizi bağlamaz Kitabın içindeki bazı ritüel ibadetler tamamen mecazi olarak anlaşılmalıdır" şeklinde bir iddiada bulunulmaktadır. Kısacası Kur'an adında bir Kitaba inandığını iddia eden , fakat Namaz , Oruç , abdest , Hacc v.s gibi ritüelleri red eden fırka oluşturulmaya çalışılmaktadır.    Bu bağlamda , ritüel secde diye bir şey olmadığını Kur'anda geçen bu kelimenin "İtaat" anlamına geldiğini , Güneşin , Ayın , Ağaçların Allah secde etmesi ile ilgili ayetleri okuyarak , "Bunlar yatarak mı secde ediyorlar?" diyerek gelenek dininin bir tezahürü olan "Parçacı Okuma" örneklerini sergilemektedirler.   Kur'an okumalarında yapılan en büyük yanlışlık , "Biz Kitaptan ne anlamak istiyoruz?" şeklinde bir soru sorulup o soruya uygun cevap aramaktır , halbuki asl olan " Bize Kitap nasıl bir mesaj vermek istiyor" sorusunun cevabını aramak olmalıdır.Kur'an da herhangi bir konu ile alakalı olarak düşünce beyan etmek için o konu ile ilgili Ayetlerin tümü ele alınmalı ve ön kabulden uzak bir yaklaşım sergileyerek okunmaya çalışılmalıdır.   Bu tür bir okumaya örnek olarak , "Secde etmek" ile ... Devamı

28 01 2015

Namaz Müşriklerin İbadeti midir ?

Yazımıza attığımız başlığın konuya yabancı olanlar tarafından biraz yadırganacağını umuyoruz , ancak Namaz ibadeti ile ilgili olarak ortaya atılan bazı düşünceleri bilenler için bu başlık pek yadırgayıcı gelmeyecektir.   Son yıllarda Kur'an gündem edilmeye başlanması sevindirici bir durum olmasının yanısıra, aşırı ve geçmişteki haricilik benzeri yaklaşımlar maalesef bu düşünce içinde de baş göstermektedir. Bu tür yaklaşımların sebeblerinden en başta geleni Kur'anı salt bir metin gibi okuyarak geçmiş ile herhangi bir bağı olmadan okumak , onun "Zikr" yani hatırlatıcı bir Kitap olduğunu hiç hesaba katmamaktır.    Kur'anın "Zikr", yani hatırlatıcı olması bizim için önemli bir noktadır. Adem (a.s) ile başlayan insanlık serüveni içinde gelen bütün Elçiler kendilerinden önce bilinen fakat unutulmuş olanı hatırlatmak için gönderilmişlerdir. Bu noktada Elçilerin tamamına vahy edilen bilgilerin ortak adlarından birisi "Zikr" olup, bu isim Kur'an içinde geçerlidir ve Kur'anın nazil olmaya başlaması ile önceden bilinen fakat unutulan bazı bilgiler yeniden doğru bir zemine oturtulmuştur.    Nuzül öncesi bilinen, fakat zayi edilen (Meryem s. 59) kulluk görevlerinden bir tanesi de "SALAT" tır. Salat , Kur'an da en fazla geçen ve anlam alanı geniş bir kelimedir. Bu yazımızda bu kelimenin içerdiği anlamlardan olan ve dilimizde "NAMAZ" olarak bildiğimiz ibadet üzerinde duracak ve bu ibadetin, müşrik ibadeti olduğu düşüncesinin ne kadar doğru!! olduğunu ele almaya çalışacağız.    Rabbimiz bizleri sadece kendisine kul olmak için yaratmış ve kendisinin dışındakilere kul olmayı "Şirk" olarak nitelemiştir. Yarattığı insanı... Devamı

27 01 2015

Yusuf s. 100. Ayetindeki Secdenin Mahiyeti Üzerine

"Ahsenel kasas" (Kıssaların en güzeli) olarak beyan edilen Yusuf (a.s) kıssasında, en fazla tartışılan konulardan bir tanesi , 100. Ayet içindeki yapılan secdenin kime yapıldığı meselesidir. Secdenin Allah (c.c) den başkasına olmayacağı , olmaması gerektiği konusundaki Ayetlerin beyanından hareketle , Yusuf (a.s) a yapıldığı iddia edilen bu secdenin mahiyeti üzerinde tefsir kitaplarında bir takım yorumlar yapılmıştır . Biz ,bu yorumları merak edenlerin, tefsir kitaplarına bakmalarını tavsiye ederek bu konunun tartışma konusu olmaya değecek kadar çetrefilli  bir mesele olmadığını baştan söyleyerek konu ile ilgili Ayetler hakkındaki düşüncelerimizi paylaşmaya çalışalım.    100. Ayetin doğru anlaşılması için ,öncelikle kıssanın anlatılmaya başlandığı 4. Ayetin meali üzerinde durmak gerekmektedir.      Orjinal metni ,"İz kâle yûsufu li ebîhi yâ ebeti innî re eytu ehade aşere kevkeben veş şemse vel kamere re eytuhum lî sâcidîn(sâcidîne)."" şeklinde olan bu Ayetin içindeki "Li" edatına verilen "Bana" şeklindeki anlam, problemin kaynağını oluşturmaktadır.     [012.004] Yusuf babasına: «Babacığım! «Rüyamda onbir yıldız, güneş ve ayın BANA secde ettiklerini gördüm» demişti.   Bu Ayet ilgili yapılan meallerin bir çoğunun BANA şeklinde olduğunu görmekle birlikte , Ömer Nasuhi Bilmen'in bu Ayet ile ilgili meali ve DOĞRU  olduğunu düşündüğümüz meali şöyledir.     Ömer Nasuhi Bilmen : Bir vakit ki, Yusuf babasına demişti: «Ey pederim! Muhakkak ben (rüyamda) onbir yıldız ile güneşi ve kameri gördüm, onları gördüm ki BENİM İÇİN  secde edicilerdir.» ... Devamı

26 01 2015

Allah (c.c) den Ümit Kesmemenin İbrahim ve Zekeriyya (a.s) lar Ü

Allah (c.c) , kendisinin her şeye güç yetiren olduğunu , kendisine dua edildiğinde ona icabet edeceğini , Kur'anın bir çok Ayetinde beyan etmiştir. Bu beyanını, sadece iddia boyutunda kalmayarak ispatlamıştır. Bu sebebten ötürü kullarına kendisinden hiç bir zaman ümit kesmemesini ve ona dua etmekten geri durmamasını öğütleyen Rabbimiz , ondan ümit kesmeyi ve ondan başkalarından istemeyi dalalet olarak haber vermiştir.    Kur'an kıssalarının sadece yaşandığı zaman ve mekana hapsedilmeden bize dönük mesajlar olarak okunması gerektiğini , kıssalar ile ilgili yazılarımızda hatırlatmaktayız. Bizler için imkansız olarak düşündüğümüz bir şeyin Allah (c.c) içinde aynı şekilde imkansız olmadığının açık seçik gösterilmesi, kıssa yollu anlatımlar üzerinden yapılarak iddianın ispatı da yapılmıştır.   [042.028] Umutsuzluğa düşmelerinin ardından yağmuru indiren, rahmetini yayan O'dur. O, övülmeğe layık olan dosttur. [039.053]  De ki: «Ey kendilerine kötülük edip aşırı giden kullarım! Allah'ın rahmetinden umudunuzu kesmeyin. Doğrusu Allah günahların hepsini bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır, merhametlidir.»   [002.186]  Eğer kullarım sana benden sorarlarsa onlara de ki; ben kendilerine yakınım, bana dua edenin duasını, dua edince, kabul ederim. O halde onlar da benim çağrıma olumlu karşılık vererek bana iman etsinler ki, doğru yolu bulsunlar.   İbrahim ve Zekeriyya (a.s) ların ortak yönleri ikisininde ileri yaşa gelmelerine rağmen çocuk sahibi olamamış olmalarıdır. Onların bu durumları şöyle anlatılmaktadır.   [037.100-1]  «Rabbim! Bana sâlihlerden (bir çocuk) ihsan buyur.» Biz de onu pek yumuşak tâbiatli bir oğul ile m&uu... Devamı

24 01 2015

Dinde Belirleyicimiz Hangi Kitap Olmalıdır?

Müslümanlar arasındaki bitmez tükenmez ihtilafların en başta gelen sebeblerinden bir tanesi, belirleyici kitap konusudur. Belirleyicilik konusunda bir ittifak sağlayamayan Müslümanlar aralarındaki ihtilafları tabi oldukları kitapların kendilerine verdikleri bilgi doğrultusunda çözmeye çalıştıkları için maalesef birliktelik sağlamakta zorluk çekmektedirler. Bu durum Kur'anda şu şekilde beyan edilmektedir.  [023.051]  Ey Resul ler, temiz olan şeylerden yiyin ve salih amellerde bulunun; çünkü gerçekten ben yapmakta olduklarınızı biliyorum. [023.052] İşte sizin ümmetiniz bir tek olan ümmettir ve ben de sizin Rabbinizim: öyleyse benden sakının. [023.053]  Ancak onlar, işlerini kendi aralarında (farklı) kitaplar halinde parçalayıp-bölündüler; her bir grup, kendi ellerindeki olanla yetinip-sevinmektedir. Mü'minun s. 51-53. Ayetlerinde Resulleri aracılığı ile , Resullere ve onların muhataplarına tayyip olanların yenmesini , salih amellerde bulunulmasını , ondan sakınılmasını emreden Rabbimizin bu emrine muhalefet edenler, vahyin belirleyiciliğini terkederek başka belirleyiciler altında toplanarak bu belirleyiciler ile yetinmeye başlamışlardır. Bu Ayetler dün insanların Din de, içine düştükleri ihtilaf sebebini beyan etmekte , dün kü bu durum bu gün ve yarın da maalesef böyle gidecektir. Halbuki Rabbimiz, Din de belirleyici olması gereken Kitabın kriterlerini yine Kur'an da beyan etmiştir.   [022.008]  İnsanlardan kimi, hiç bir bilgisi, yol gösterici ve aydınlatıcı kitabı olmaksızın Allah hakkında tartışır-durur. [031.020]  Görmüyor musunuz ki, şüphesiz Allah, göklerde ve yerde olanları emrinize amade kılmış, açık ve gizli sizin üzerinizdeki nimetlerini genişletip-tamamlamıştır. (Buna rağmen) İ... Devamı

22 01 2015

Çocuk Evliliği Arap Örfümüdür ?

Bu günlerde, Sayın Nurettin Yıldız Hocanın bir konuşması sonucu başlayan çocuk evliliği meselesi ile ilgili olarak yapılan yorumlara baktığımızda , bu tür evliliğin o günkü Arap geleneği içinde değerlendirilmesi gerektiği şeklinde sözler işitmekteyiz.   Kur'an Ayetlerinin öncelikle , "Tarihsel Bağlam" dediğimiz nuzül zaman ve mekan şartlarının göz önüne alınarak okunması şeklindeki düşüncenin doğru ve gerekli olduğunu elbette ki red etmiyoruz. Ancak böyle bir örfün fıtrat yasalarına uygun olup olmadığı meselesi önem arz etmektedir.    Bu yazıyı yazarken , bazılarının Kur'an hakkındaki düşüncelerini göz önüne alarak bu düşünceleri izale etmek , yani birilerine şirin görünmek veya bu düşünceyi ortaya atanları linç etmek kampanyasının bir mücahidi olmak kaygısının asla gözetilmediğini  baştan söylemek istiyoruz. Ama bazılarına şirin görünmeyi eleştirenlerin aynı yanılgıya düşerek eski tefsircilere şirin görünmek gibi bir kaygıları olduğunu ve bu tür düşünceleri onların yorumlarının belirleyici olduğunu düşünerek söylediklerini düşündüğümüzü anti parantez belirtelim.   Olay ; Talak s. 4. ayetindeki "Velle i lem yahıdne" ( adet görmeyenler) ibaresinden henüz adet görmeyen küçük kızların evlenebileceğinin bu Ayet ile teyid edildiği düşüncesidir.    Bu düşünceyi savunma adına getirilen argümanlardan bir tanesi de, bu tür evliliklerin Arap örfünde olduğu , Kur'anın tarihsel bağlam okuması gereği bu örfü Kur'anın kabul ettiği ve bu örfe uygun olarak çocukların boşanması ile hükümlerin vaz edildiğidir.   ... Devamı

21 01 2015

Kabir Azabını Kabul etmemek Değil Kabul Etmek Sapıklıktır.

Müslümanlar arasında bir çok konuda görüş ayrılıkları olduğu bilinen bir gerçektir. Birbirleri ile görüş ayrılığına düşen iki Müslümanın bir diğerine "Sapık" damgası vurduğu da bilinen bir gerçektir. Kur'anın bazı inasanlara bu damgayı vurduğunu bir çok Ayet içinde görmekle birlikte bu damgayı hak edenlerin, Ayetlerin beyanının aksine hareket etmeleri sonucu buna  hak kazandıklarını bilmekteyiz.    Ancak Müslümanların birbirine bu damgayı vurmaları ,ellerindeki "Hüden" ( Yol gösterici) ,"Münir"(Aydınlatıcı) Kur'an ile değil ,bu vasıfları yükledikleri başka kitapların yol göstericiliği ile olmaktadır. Kur'an dışı her hangi bir bilgi kaynağını Hüden ve Münir olarak gören bir kısım Müslümanlar bu kitaplardaki düşüncelerin aksini iddia edenleri "Sapık" , "Kafir" , "Hadis ve Sünnet inkarcısı" gibi yaftalarla itham etmektedir.    Kur'anın her konuda belirleyici bir Kitap olduğu için, bize gelen bilgileri bu Kitabın verileri ile ölçer tartar ona göre kabul veya red ederiz , olması gereken bu dur. Eğer birisine "Kafir" demek gerekirse bu Kitabın aksine bir iddiada bulunduğu için deriz , başka kitaplara aykırı söz söylediği için birisine böyle iddia da bulunmak silahın geri dönmesi misali sahibine döner.    "Tekfirnikof" marka tüfeği alarak önüne gelen ateş açan bir kısım insanlar bu tüfeğin namlusunun onlara yönelik  , tekfir edilmeleri asıl gereken kendileri olduğunu bilmelidirler. Onların tekfir ettikleri insanların düşünceleri Kur'anın doğruları olup , kendi yanlışlarını doğru , doğruları yanlış gördükleri için önüne gel... Devamı

20 01 2015

Adem ve İblis Kıssasını Okuma Klavuzu

Adem ve İblis kıssası , Kur'anda 7 ayrı sure içinde geçmektedir. Bu kıssa içnde yapılan anlatımlar ile ilgili olarak  tefsir kitaplarında bir çok yorumların yapıldığı malumdur.Ancak iddiamız o dur ki, yapılan bu yorumların bir çoğu kıssanın anlatım amacını yakalayabilmiş değildir. Bu amacın yakalanmama sebebi kıssanın anlatım uslubunu doğru anlamamaktan kaynaklandığını düşünmekteyiz.Yazımızın amacı kıssayı anlatmak değil , anlamaya çalışırken gözetilmesi gerektiğini düşündüğümüz bazı noktalar üzerinde olacaktır.    Kur'anın anlatım usluplarından bir tanesi de olayı görselleştirerek anlatma metodu olup, muhatapların zihninde kalıcılık sağlamasıdır. Bu metod özellikle gaybi ve bizim için algılanması imkansız olan konular için kullanılmıştır. Bu anlatımda öne çıkan en önemli faktör gaybın yani duyu organlarımız ile şahid olamadığımız alanın , benzetme yolu ile yani duyu organlarımız ile şahid olduğumuz alana benzetilerek anlatılmasıdır. Adem ve İblis kıssasında bu tür bir anlatım uslubu ortaya çıkmakta olup , kıssayı okurken bu uslubun dikkate alınması gerekmektedir.     Kıssayı okurken, bu uslup dikkate alınmalı ve kıssadaki yapılan anlatımlar birebir yaşanmış ve gerçek bir olaymışcasına okunmaMAlıdır. Tefsir kitaplarında yer alan ve cevabı verilememiş , verilmiş olsa da bu cevapların yeni sorular üretmiş olması ve netice olarak bitmeyen sorular içinde kısır döngü içinde kalmanın en başta gelen sebebi kıssanın yaşanmış bir olay gözü ile okunmasıdır.     Kıssanın konuşma uslubu içinde anlatılmış olması oradaki konuşmaların birebir gerçekleştiği zannına bizleri kaptırmamalıdır. Allah (c.c) nin bazı ayetlerlerde dağlar , gök ve yer ile konuşması anlatılmaktadır. Mesela Ahzab s. 72. ayet... Devamı

18 01 2015

Kur'an Hakkında Konuşmak

Son yıllarda Kur'anın gündem edilmeye başlanması ,bir çok olumlu gelişmenin yanında bir takım olumsuzlukları da beraberinde getirmiştir. Kur'anın gündem edilmesinin olumlu yanı , Kur'an dışındaki bilgilerin "Din" olarak sunulmasına karşı çıkan insanların çoğalmış olmasıdır ve bu sevindirici bir gelişmedir, olumsuz tarafı ise bir takım okuma metodlarının geliştirilmiş olması neticesinde aynı Kitabı okuyanların , geçmişteki fırkalaşmaya benzer bir tutum içine girmiş olmalarıdır.    Peki neden herkes okuduğu Ayetlerden farklı bir şeyler çıkararak diğerinin çıkarımını beğenmez ve birbirini tekfir eder ?.    Yazımızda bu durumu irdelemeye çalışıp fırkalaşmayı en aza indirmek konusundaki düşüncelerimizi ve okuma yöntemi teklifimizi paylaşmaya çalışacağız.   Kur'an yıllarca tekel altında tutularak , sadece bazı insanların anlayacağı bir Kitap olarak lanse edilmiş ve o bazı insanların anlattıkları veya yazdıkları Kur'an yerine geçmiştir. Türkiye ölçeğinde baktığımızda bu işin böyle yürümeyeceği yaklaşık 50 yıl öncesinden dile getirilmeye başlanmış ve tabiri caizse , zincirler şakırdatılmaya başlanmıştır.    Zincirler kırılmış ancak bu sefer ortaya daha başka sıkıntılar  baş göstererek, farklı Kur'an anlayışları ortaya çıkmıştır ve herkes bir başkasının okuduğu ve anladığı Ayetler hakkında "sen yanlışsın ben doğruyum" demeye başlamıştır. Yazımızın amacı kimin yanlış kimin doğru olduğundan ziyade birbirine yanlış diyenlerin ne kadar doğru oldukları meselesidir.    Kur'anı okuyan kişi eğer orjinal metni okuyarak anlamaktan yoksun ise , bir başkası tarafından yapılan çevirileri okumak durumundadır. Bu durumu kesinlikle yadırgamadığımızı söyleyerek , bu söylemekteki amacımızın meal... Devamı

12 01 2015

Nisa s. 15-16. Ayetleri : Fuhuş Suçunun Yaptırımı

Zina fiili , aralarında meşru bir bağ olmayan iki kişinin cinsel ilişkisidir. Bu fiil, toplumsal ahlakı olumsuz yönde etkilemesi ve meydana gelecek sonuçları bakımından doğacak sonuçları önlemek amacı ile yasaklanmış ve yasağa uyulmaması halinde bir takım cezalar getirilmiştir.  Nur s. 2. Ayeti zina eden kadın ile erkeğe 100 celde vurulmasını emretmektedir. Bu ceza, kadın ve erkeğin birlikte yaptıkları gayri meşru ilişkinin dünyadaki cezasıdır. Gayri meşru ilişki her zaman kadın ve erkek arasında değil , kadınlar ve erkekler arasında da meydana gelmektedir.  Nisa s. 15. ve 16. Ayetleri bu durum ile ilgili bir takım düzenlemeler getirmektedir.  [004.015]  Kadınlarınızdan fuhuşta bulunmuş olanların aleyhine sizden dört şahit ikame edi- niz. Eğer şehadet ederlerse o kadınları evlerde tutunuz. Kendilerine öIüm gelinceye kadar veya onlara Allah bir yol açıncaya kadar.   "Fahişeten" kelimesi, içine zina fiilini de alan bir kelime dir. Bu Ayette kadınlar arasındaki fuhuş ile ilgili hükümleri görmekteyiz , Ayet içindeki hükümleri 2 bölümde inceleyebiliriz.    1- Fiili işlediklerine dair kesin kanıt. Bu durum 4 şahit getirilmesi gerektiği şeklinde beyan edilmektedir.  2- İtiraf etmeleri veya fiili işledikleri sabit olduğu takdirde ölene veya Allah onlara bir yol açıncaya kadar evlerde tutulmaları .  Bir suça ceza verilebilmesi için önce suçun sabit olması gerekmektedir .Bu sabitlik ,suçu işleyen kişinin itirafı , veya suç işlenirken görenlerin şehadeti ile gerçekleşir. Suç sabit olduktan sonra suçun cezasının uygulama safhası gerçekleşir.  Bu uygulama , 1- Evlerde tutulmak şeklinde gerçekleşebilir , ta ki ölene veya Allah onlara bir yol açana kadar ,bu g... Devamı

10 01 2015

Mü'min s. 11. Ayeti:İki Defa Ölmek İki Defa Dirilmek

Mü'min s. 11. ayeti , "Bu ayet bize nasıl bir mesaj veriyor?" sorusu yerine , "Bu ayetten biz neyi ispatlayabiliriz?" sorusu sorularak okunmuş bir ayet olarak karşımızda durmaktadır. Bu şekilde sorulan bir sorunun cevabının bu Ayetten bulunarak !! , kabir azabına delil  görülen ayetlerden biri olarak tefsirlerde yerini almıştır. Biz Mü'min s. 11. Ayetini kabir azabına delil olmayacağına delil olarak  değil , Ayetin mesajını anlamak için okumaya çalışacağız.   [040.011]  Dediler ki: «Rabbimiz, bizi iki kere öldürdün ve iki kere de dirilttin; biz de günahlarımızı itiraf ettik. Şimdi çıkış için bir yol var mı?»   Ayetin siyak sibakı , Dünya hayatındaki küfrü sebebi ile Cehennem azabını hak edenlerin ateş içindeki feryatlarıdır. Ateşin içinde bağıranlar "«Rabbimiz, bizi iki kere öldürdün ve iki kere de dirilttin" demekle neyi itiraf etmektedirler?.  Bu sorunun cevabı için Kur'an içinde kısa bir gezinti yapmak gerekiyor;  [002.028]  ÖLÜ idiniz sizleri DİRİLTTİ, sonra ÖLDÜRECEK sonra tekrar DİRİLTECEK ve sonunda O'na döneceksiniz; öyleyken Allah'ı nasıl inkar edersiniz?.   Bakara s. 28. ayetinde , Dünyaya gelmeden önceki halimiz ÖLÜLER olarak , Dünyaya gelişimiz DİRİLTİLMEMİZ , sonra yine ÖLECEĞİMİZ ve DİRİLTİLECEĞİMİZ beyan edilmektedir. Dikkati çekeceği üzere Ayette 2 ÖLÜM ve 2 DİRİLİŞ ten bahsedilmektedir.  [022.066]  Sizi dirilten, sonra öldürecek sonra yine diriltecek olan O'dur. İnsan gerçekten pek nankördür. [030.040] Sizi yaratan, sonra rızıklandıran, sonra öldüren, daha sonra da dirilten Allah'tır. O'na koştuğunuz ortaklarınızdan böyl... Devamı