27 01 2015

Yusuf s. 100. Ayetindeki Secdenin Mahiyeti Üzerine

"Ahsenel kasas" (Kıssaların en güzeli) olarak beyan edilen Yusuf (a.s) kıssasında, en fazla tartışılan konulardan bir tanesi , 100. Ayet içindeki yapılan secdenin kime yapıldığı meselesidir. Secdenin Allah (c.c) den başkasına olmayacağı , olmaması gerektiği konusundaki Ayetlerin beyanından hareketle , Yusuf (a.s) a yapıldığı iddia edilen bu secdenin mahiyeti üzerinde tefsir kitaplarında bir takım yorumlar yapılmıştır . Biz ,bu yorumları merak edenlerin, tefsir kitaplarına bakmalarını tavsiye ederek bu konunun tartışma konusu olmaya değecek kadar çetrefilli  bir mesele olmadığını baştan söyleyerek konu ile ilgili Ayetler hakkındaki düşüncelerimizi paylaşmaya çalışalım.    100. Ayetin doğru anlaşılması için ,öncelikle kıssanın anlatılmaya başlandığı 4. Ayetin meali üzerinde durmak gerekmektedir.      Orjinal metni ,"İz kâle yûsufu li ebîhi yâ ebeti innî re eytu ehade aşere kevkeben veş şemse vel kamere re eytuhum lî sâcidîn(sâcidîne)."" şeklinde olan bu Ayetin içindeki "Li" edatına verilen "Bana" şeklindeki anlam, problemin kaynağını oluşturmaktadır.     [012.004] Yusuf babasına: «Babacığım! «Rüyamda onbir yıldız, güneş ve ayın BANA secde ettiklerini gördüm» demişti.   Bu Ayet ilgili yapılan meallerin bir çoğunun BANA şeklinde olduğunu görmekle birlikte , Ömer Nasuhi Bilmen'in bu Ayet ile ilgili meali ve DOĞRU  olduğunu düşündüğümüz meali şöyledir.     Ömer Nasuhi Bilmen : Bir vakit ki, Yusuf babasına demişti: «Ey pederim! Muhakkak ben (rüyamda) onbir yıldız ile güneşi ve kameri gördüm, onları gördüm ki BENİM İÇİN  secde edicilerdir.» ... Devamı

26 01 2015

Allah (c.c) den Ümit Kesmemenin İbrahim ve Zekeriyya (a.s) lar Ü

Allah (c.c) , kendisinin her şeye güç yetiren olduğunu , kendisine dua edildiğinde ona icabet edeceğini , Kur'anın bir çok Ayetinde beyan etmiştir. Bu beyanını, sadece iddia boyutunda kalmayarak ispatlamıştır. Bu sebebten ötürü kullarına kendisinden hiç bir zaman ümit kesmemesini ve ona dua etmekten geri durmamasını öğütleyen Rabbimiz , ondan ümit kesmeyi ve ondan başkalarından istemeyi dalalet olarak haber vermiştir.    Kur'an kıssalarının sadece yaşandığı zaman ve mekana hapsedilmeden bize dönük mesajlar olarak okunması gerektiğini , kıssalar ile ilgili yazılarımızda hatırlatmaktayız. Bizler için imkansız olarak düşündüğümüz bir şeyin Allah (c.c) içinde aynı şekilde imkansız olmadığının açık seçik gösterilmesi, kıssa yollu anlatımlar üzerinden yapılarak iddianın ispatı da yapılmıştır.   [042.028] Umutsuzluğa düşmelerinin ardından yağmuru indiren, rahmetini yayan O'dur. O, övülmeğe layık olan dosttur. [039.053]  De ki: «Ey kendilerine kötülük edip aşırı giden kullarım! Allah'ın rahmetinden umudunuzu kesmeyin. Doğrusu Allah günahların hepsini bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır, merhametlidir.»   [002.186]  Eğer kullarım sana benden sorarlarsa onlara de ki; ben kendilerine yakınım, bana dua edenin duasını, dua edince, kabul ederim. O halde onlar da benim çağrıma olumlu karşılık vererek bana iman etsinler ki, doğru yolu bulsunlar.   İbrahim ve Zekeriyya (a.s) ların ortak yönleri ikisininde ileri yaşa gelmelerine rağmen çocuk sahibi olamamış olmalarıdır. Onların bu durumları şöyle anlatılmaktadır.   [037.100-1]  «Rabbim! Bana sâlihlerden (bir çocuk) ihsan buyur.» Biz de onu pek yumuşak tâbiatli bir oğul ile m&uu... Devamı

24 01 2015

Dinde Belirleyicimiz Hangi Kitap Olmalıdır?

Müslümanlar arasındaki bitmez tükenmez ihtilafların en başta gelen sebeblerinden bir tanesi, belirleyici kitap konusudur. Belirleyicilik konusunda bir ittifak sağlayamayan Müslümanlar aralarındaki ihtilafları tabi oldukları kitapların kendilerine verdikleri bilgi doğrultusunda çözmeye çalıştıkları için maalesef birliktelik sağlamakta zorluk çekmektedirler. Bu durum Kur'anda şu şekilde beyan edilmektedir.  [023.051]  Ey Resul ler, temiz olan şeylerden yiyin ve salih amellerde bulunun; çünkü gerçekten ben yapmakta olduklarınızı biliyorum. [023.052] İşte sizin ümmetiniz bir tek olan ümmettir ve ben de sizin Rabbinizim: öyleyse benden sakının. [023.053]  Ancak onlar, işlerini kendi aralarında (farklı) kitaplar halinde parçalayıp-bölündüler; her bir grup, kendi ellerindeki olanla yetinip-sevinmektedir. Mü'minun s. 51-53. Ayetlerinde Resulleri aracılığı ile , Resullere ve onların muhataplarına tayyip olanların yenmesini , salih amellerde bulunulmasını , ondan sakınılmasını emreden Rabbimizin bu emrine muhalefet edenler, vahyin belirleyiciliğini terkederek başka belirleyiciler altında toplanarak bu belirleyiciler ile yetinmeye başlamışlardır. Bu Ayetler dün insanların Din de, içine düştükleri ihtilaf sebebini beyan etmekte , dün kü bu durum bu gün ve yarın da maalesef böyle gidecektir. Halbuki Rabbimiz, Din de belirleyici olması gereken Kitabın kriterlerini yine Kur'an da beyan etmiştir.   [022.008]  İnsanlardan kimi, hiç bir bilgisi, yol gösterici ve aydınlatıcı kitabı olmaksızın Allah hakkında tartışır-durur. [031.020]  Görmüyor musunuz ki, şüphesiz Allah, göklerde ve yerde olanları emrinize amade kılmış, açık ve gizli sizin üzerinizdeki nimetlerini genişletip-tamamlamıştır. (Buna rağmen) İ... Devamı

22 01 2015

Çocuk Evliliği Arap Örfümüdür ?

Bu günlerde, Sayın Nurettin Yıldız Hocanın bir konuşması sonucu başlayan çocuk evliliği meselesi ile ilgili olarak yapılan yorumlara baktığımızda , bu tür evliliğin o günkü Arap geleneği içinde değerlendirilmesi gerektiği şeklinde sözler işitmekteyiz.   Kur'an Ayetlerinin öncelikle , "Tarihsel Bağlam" dediğimiz nuzül zaman ve mekan şartlarının göz önüne alınarak okunması şeklindeki düşüncenin doğru ve gerekli olduğunu elbette ki red etmiyoruz. Ancak böyle bir örfün fıtrat yasalarına uygun olup olmadığı meselesi önem arz etmektedir.    Bu yazıyı yazarken , bazılarının Kur'an hakkındaki düşüncelerini göz önüne alarak bu düşünceleri izale etmek , yani birilerine şirin görünmek veya bu düşünceyi ortaya atanları linç etmek kampanyasının bir mücahidi olmak kaygısının asla gözetilmediğini  baştan söylemek istiyoruz. Ama bazılarına şirin görünmeyi eleştirenlerin aynı yanılgıya düşerek eski tefsircilere şirin görünmek gibi bir kaygıları olduğunu ve bu tür düşünceleri onların yorumlarının belirleyici olduğunu düşünerek söylediklerini düşündüğümüzü anti parantez belirtelim.   Olay ; Talak s. 4. ayetindeki "Velle i lem yahıdne" ( adet görmeyenler) ibaresinden henüz adet görmeyen küçük kızların evlenebileceğinin bu Ayet ile teyid edildiği düşüncesidir.    Bu düşünceyi savunma adına getirilen argümanlardan bir tanesi de, bu tür evliliklerin Arap örfünde olduğu , Kur'anın tarihsel bağlam okuması gereği bu örfü Kur'anın kabul ettiği ve bu örfe uygun olarak çocukların boşanması ile hükümlerin vaz edildiğidir.   ... Devamı

21 01 2015

Kabir Azabını Kabul etmemek Değil Kabul Etmek Sapıklıktır.

Müslümanlar arasında bir çok konuda görüş ayrılıkları olduğu bilinen bir gerçektir. Birbirleri ile görüş ayrılığına düşen iki Müslümanın bir diğerine "Sapık" damgası vurduğu da bilinen bir gerçektir. Kur'anın bazı inasanlara bu damgayı vurduğunu bir çok Ayet içinde görmekle birlikte bu damgayı hak edenlerin, Ayetlerin beyanının aksine hareket etmeleri sonucu buna  hak kazandıklarını bilmekteyiz.    Ancak Müslümanların birbirine bu damgayı vurmaları ,ellerindeki "Hüden" ( Yol gösterici) ,"Münir"(Aydınlatıcı) Kur'an ile değil ,bu vasıfları yükledikleri başka kitapların yol göstericiliği ile olmaktadır. Kur'an dışı her hangi bir bilgi kaynağını Hüden ve Münir olarak gören bir kısım Müslümanlar bu kitaplardaki düşüncelerin aksini iddia edenleri "Sapık" , "Kafir" , "Hadis ve Sünnet inkarcısı" gibi yaftalarla itham etmektedir.    Kur'anın her konuda belirleyici bir Kitap olduğu için, bize gelen bilgileri bu Kitabın verileri ile ölçer tartar ona göre kabul veya red ederiz , olması gereken bu dur. Eğer birisine "Kafir" demek gerekirse bu Kitabın aksine bir iddiada bulunduğu için deriz , başka kitaplara aykırı söz söylediği için birisine böyle iddia da bulunmak silahın geri dönmesi misali sahibine döner.    "Tekfirnikof" marka tüfeği alarak önüne gelen ateş açan bir kısım insanlar bu tüfeğin namlusunun onlara yönelik  , tekfir edilmeleri asıl gereken kendileri olduğunu bilmelidirler. Onların tekfir ettikleri insanların düşünceleri Kur'anın doğruları olup , kendi yanlışlarını doğru , doğruları yanlış gördükleri için önüne gel... Devamı

20 01 2015

Adem ve İblis Kıssasını Okuma Klavuzu

Adem ve İblis kıssası , Kur'anda 7 ayrı sure içinde geçmektedir. Bu kıssa içnde yapılan anlatımlar ile ilgili olarak  tefsir kitaplarında bir çok yorumların yapıldığı malumdur.Ancak iddiamız o dur ki, yapılan bu yorumların bir çoğu kıssanın anlatım amacını yakalayabilmiş değildir. Bu amacın yakalanmama sebebi kıssanın anlatım uslubunu doğru anlamamaktan kaynaklandığını düşünmekteyiz.Yazımızın amacı kıssayı anlatmak değil , anlamaya çalışırken gözetilmesi gerektiğini düşündüğümüz bazı noktalar üzerinde olacaktır.    Kur'anın anlatım usluplarından bir tanesi de olayı görselleştirerek anlatma metodu olup, muhatapların zihninde kalıcılık sağlamasıdır. Bu metod özellikle gaybi ve bizim için algılanması imkansız olan konular için kullanılmıştır. Bu anlatımda öne çıkan en önemli faktör gaybın yani duyu organlarımız ile şahid olamadığımız alanın , benzetme yolu ile yani duyu organlarımız ile şahid olduğumuz alana benzetilerek anlatılmasıdır. Adem ve İblis kıssasında bu tür bir anlatım uslubu ortaya çıkmakta olup , kıssayı okurken bu uslubun dikkate alınması gerekmektedir.     Kıssayı okurken, bu uslup dikkate alınmalı ve kıssadaki yapılan anlatımlar birebir yaşanmış ve gerçek bir olaymışcasına okunmaMAlıdır. Tefsir kitaplarında yer alan ve cevabı verilememiş , verilmiş olsa da bu cevapların yeni sorular üretmiş olması ve netice olarak bitmeyen sorular içinde kısır döngü içinde kalmanın en başta gelen sebebi kıssanın yaşanmış bir olay gözü ile okunmasıdır.     Kıssanın konuşma uslubu içinde anlatılmış olması oradaki konuşmaların birebir gerçekleştiği zannına bizleri kaptırmamalıdır. Allah (c.c) nin bazı ayetlerlerde dağlar , gök ve yer ile konuşması anlatılmaktadır. Mesela Ahzab s. 72. ayet... Devamı

18 01 2015

Kur'an Hakkında Konuşmak

Son yıllarda Kur'anın gündem edilmeye başlanması ,bir çok olumlu gelişmenin yanında bir takım olumsuzlukları da beraberinde getirmiştir. Kur'anın gündem edilmesinin olumlu yanı , Kur'an dışındaki bilgilerin "Din" olarak sunulmasına karşı çıkan insanların çoğalmış olmasıdır ve bu sevindirici bir gelişmedir, olumsuz tarafı ise bir takım okuma metodlarının geliştirilmiş olması neticesinde aynı Kitabı okuyanların , geçmişteki fırkalaşmaya benzer bir tutum içine girmiş olmalarıdır.    Peki neden herkes okuduğu Ayetlerden farklı bir şeyler çıkararak diğerinin çıkarımını beğenmez ve birbirini tekfir eder ?.    Yazımızda bu durumu irdelemeye çalışıp fırkalaşmayı en aza indirmek konusundaki düşüncelerimizi ve okuma yöntemi teklifimizi paylaşmaya çalışacağız.   Kur'an yıllarca tekel altında tutularak , sadece bazı insanların anlayacağı bir Kitap olarak lanse edilmiş ve o bazı insanların anlattıkları veya yazdıkları Kur'an yerine geçmiştir. Türkiye ölçeğinde baktığımızda bu işin böyle yürümeyeceği yaklaşık 50 yıl öncesinden dile getirilmeye başlanmış ve tabiri caizse , zincirler şakırdatılmaya başlanmıştır.    Zincirler kırılmış ancak bu sefer ortaya daha başka sıkıntılar  baş göstererek, farklı Kur'an anlayışları ortaya çıkmıştır ve herkes bir başkasının okuduğu ve anladığı Ayetler hakkında "sen yanlışsın ben doğruyum" demeye başlamıştır. Yazımızın amacı kimin yanlış kimin doğru olduğundan ziyade birbirine yanlış diyenlerin ne kadar doğru oldukları meselesidir.    Kur'anı okuyan kişi eğer orjinal metni okuyarak anlamaktan yoksun ise , bir başkası tarafından yapılan çevirileri okumak durumundadır. Bu durumu kesinlikle yadırgamadığımızı söyleyerek , bu söylemekteki amacımızın meal... Devamı

12 01 2015

Nisa s. 15-16. Ayetleri : Fuhuş Suçunun Yaptırımı

Zina fiili , aralarında meşru bir bağ olmayan iki kişinin cinsel ilişkisidir. Bu fiil, toplumsal ahlakı olumsuz yönde etkilemesi ve meydana gelecek sonuçları bakımından doğacak sonuçları önlemek amacı ile yasaklanmış ve yasağa uyulmaması halinde bir takım cezalar getirilmiştir.  Nur s. 2. Ayeti zina eden kadın ile erkeğe 100 celde vurulmasını emretmektedir. Bu ceza, kadın ve erkeğin birlikte yaptıkları gayri meşru ilişkinin dünyadaki cezasıdır. Gayri meşru ilişki her zaman kadın ve erkek arasında değil , kadınlar ve erkekler arasında da meydana gelmektedir.  Nisa s. 15. ve 16. Ayetleri bu durum ile ilgili bir takım düzenlemeler getirmektedir.  [004.015]  Kadınlarınızdan fuhuşta bulunmuş olanların aleyhine sizden dört şahit ikame edi- niz. Eğer şehadet ederlerse o kadınları evlerde tutunuz. Kendilerine öIüm gelinceye kadar veya onlara Allah bir yol açıncaya kadar.   "Fahişeten" kelimesi, içine zina fiilini de alan bir kelime dir. Bu Ayette kadınlar arasındaki fuhuş ile ilgili hükümleri görmekteyiz , Ayet içindeki hükümleri 2 bölümde inceleyebiliriz.    1- Fiili işlediklerine dair kesin kanıt. Bu durum 4 şahit getirilmesi gerektiği şeklinde beyan edilmektedir.  2- İtiraf etmeleri veya fiili işledikleri sabit olduğu takdirde ölene veya Allah onlara bir yol açıncaya kadar evlerde tutulmaları .  Bir suça ceza verilebilmesi için önce suçun sabit olması gerekmektedir .Bu sabitlik ,suçu işleyen kişinin itirafı , veya suç işlenirken görenlerin şehadeti ile gerçekleşir. Suç sabit olduktan sonra suçun cezasının uygulama safhası gerçekleşir.  Bu uygulama , 1- Evlerde tutulmak şeklinde gerçekleşebilir , ta ki ölene veya Allah onlara bir yol açana kadar ,bu g... Devamı

10 01 2015

Mü'min s. 11. Ayeti:İki Defa Ölmek İki Defa Dirilmek

Mü'min s. 11. ayeti , "Bu ayet bize nasıl bir mesaj veriyor?" sorusu yerine , "Bu ayetten biz neyi ispatlayabiliriz?" sorusu sorularak okunmuş bir ayet olarak karşımızda durmaktadır. Bu şekilde sorulan bir sorunun cevabının bu Ayetten bulunarak !! , kabir azabına delil  görülen ayetlerden biri olarak tefsirlerde yerini almıştır. Biz Mü'min s. 11. Ayetini kabir azabına delil olmayacağına delil olarak  değil , Ayetin mesajını anlamak için okumaya çalışacağız.   [040.011]  Dediler ki: «Rabbimiz, bizi iki kere öldürdün ve iki kere de dirilttin; biz de günahlarımızı itiraf ettik. Şimdi çıkış için bir yol var mı?»   Ayetin siyak sibakı , Dünya hayatındaki küfrü sebebi ile Cehennem azabını hak edenlerin ateş içindeki feryatlarıdır. Ateşin içinde bağıranlar "«Rabbimiz, bizi iki kere öldürdün ve iki kere de dirilttin" demekle neyi itiraf etmektedirler?.  Bu sorunun cevabı için Kur'an içinde kısa bir gezinti yapmak gerekiyor;  [002.028]  ÖLÜ idiniz sizleri DİRİLTTİ, sonra ÖLDÜRECEK sonra tekrar DİRİLTECEK ve sonunda O'na döneceksiniz; öyleyken Allah'ı nasıl inkar edersiniz?.   Bakara s. 28. ayetinde , Dünyaya gelmeden önceki halimiz ÖLÜLER olarak , Dünyaya gelişimiz DİRİLTİLMEMİZ , sonra yine ÖLECEĞİMİZ ve DİRİLTİLECEĞİMİZ beyan edilmektedir. Dikkati çekeceği üzere Ayette 2 ÖLÜM ve 2 DİRİLİŞ ten bahsedilmektedir.  [022.066]  Sizi dirilten, sonra öldürecek sonra yine diriltecek olan O'dur. İnsan gerçekten pek nankördür. [030.040] Sizi yaratan, sonra rızıklandıran, sonra öldüren, daha sonra da dirilten Allah'tır. O'na koştuğunuz ortaklarınızdan böyl... Devamı

08 01 2015

Talak s. 4. Ayeti ve Çocuklarla Evlilik Meselesi

Kur'anı ,  " Okuduğumuz Ayetten ne anlamak istiyoruz?" sorusunu değil , "Okuduğumuz Ayet bize nasıl bir mesaj veriyor?" şeklindeki  sorusunun cevabını aramak için okuduğumuzda doğru bir sonuca ulaşmanın mümkün olduğunu en baştan hatırlattıktan sonra , ilk soruyu sorarak , Ayeti istedikleri gibi anlamayı seçenlerin Talak s. 4. ayetinden çocuklarla evlenmeye dair bir cevaz çıkardıklarını görmekteyiz.  Talak s. adından da anlaşılacağı üzere boşanma ile ilgili hükümleri ihtiva etmekte olup 4. Ayeti de bu konu ile ilgili bir hüküm içermektedir. 4. Ayetin metni ve meali şöyledir;      Vellâî yeisne minel mahîdı min nisâikum inirtebtum fe iddetuhunne selâsetu eşhurin vellâî lem yahıdn(yahıdne), ve ulâtul ahmâli eceluhunne en yada’ne hamlehunn(hamlehunne), ve men yettekıllâhe yec’al lehu min emrihî yusrâ(yusren).     Kadınlarınız içinden âdetten kesilmiş olanlarla, âdet görmeyenler hususunda tereddüt ederseniz, onların bekleme süresi üç aydır. Gebe olanların bekleme süresi ise, yüklerini bırakmaları (doğum yapmaları)dır. Kim Allah'tan korkarsa, Allah ona işinde bir kolaylık verir. Ayet, boşanmış bir kadının yeni bir evlilik yapabilmesi için beklemesi gereken süre ile ilgili hüküm olup, Adet görmeyen yani menopoz dönemine giren ve adet görmeyen bir kadın için öngörülen bekleme müddetini 3 ay olarak belirlemiştir.  "Lem yahidne" (Adet görmeyen) olarak geçen ibareye "HENÜZ" şeklinde bir ek yapılarak "HENÜZ ADET GÖRMEYENLER" şeklinde bazı anlam verildiğini bazı meallerde görmekteyiz. Bu şekil bir anlamın, daha adet... Devamı

05 01 2015

Allah (c.c) Yolunda Öldürülenlerin Diriler Olmasının Anlamı

Allah (c.c) bir çok ayetinde kendisinin yolunda mal ve can ile yapılan mücadeleyi övmüş , bu şekilde yapılan mücadeleyi ebedi Cennet ile müjdelemiştir. Kur'anın edebi anlatım uslubu olan mecazi anlatım, bu ayetlerde de karşımıza çıkmaktadır. Bu mecaz, bazı kimselerde hakikat olarak anlaşılarak bazı yanlış anlamalara yol açmıştır. Konu ile ilgili ayetler Bakara ve Al-i imran surelerinde geçmektedir.   [002.154]  Ve sakın Allah yolunda öldürülenlere «ölüler» demeyin; hayır onlar diridirler. Fakat siz bunun şuurunda değilsiniz.   [003.169]  Sakın Allah yolunda öldürülenleri ölmüşler sanmayın! Aksine onlar hep hayattadırlar, Rablerinin katında rızıklandırılırlar. [003.170]  Allah'ın, keremiyle kendilerine sunduğu nimetlerden dolayı sevinç içindedirler. Arkadaki henüz kendilerine katılmamış olanlar için korku ve üzüntü söz konusu değil diye onlar adına sevinçlidirler. [003.171]  Onlar, Allah'tan bir nimeti bir fazlı (bolluğu) ve gerçekten Allah'ın mü'minlerin ecrini boşa çıkarmadığını müjdelemektedirler.   Bakara s. 154 , Al- i imran s. 169. ayetlerinde Allah yolunda öldürülenlerin "diri" oldukları vurgusu yapılmaktadır. Bu diri olmayı eğer hakiki anlamda okuyacak olursak bir takım müşküllerin çıkacağı açıktır.    [029.057]  Her nefis, ölümü tadacak, sonra döndürülüp bize getirileceksiniz. [021.034]  Senden önce de hiçbir insanı ölümsüz kılmadık, sen ölürsün de onlar baki kalır mı?   Yukardaki ayet meallerinde , her nefsin ölümü tadacağı ve kimseye ölümsüzlük verilmediği beyan edilmektedir. E... Devamı

04 01 2015

Makamı İbrahim Taş Kutsayıcılığının Müslümanlara Yansıması

Atamız İbrahim ve oğlu İsmail (a.s) ın  birlikte çalışarak temellerini yükselttikleri Mekke şehrinde bulunan ve insanlar için yapılan ilk Beyt olan (3.96) Kabe , arap cahiliyesinde şirk unsuru haline getirilmiş , Muhammed (a.s) 23 yıl süren mücadele sonunda orayı olması gereken haline yani Tevhidin sembolu haline getirmiştir.   İlerleyen zaman süreci içinde Kabe ve Hacc olması gereken boyutundan çıkarılmış içi boş ritüellerin tekrarlandığı, tevhidi şuur boyutunun akla dahi getirilmediği bir ibadetgah haline getirilmiştir. Semboller ile Allah (c.c) ye olan kulluğun ifade edildiği yer olan Kabe ve çevresi , araçların amaca dönüşmesi sürecinde oradaki taşların kutsandığı bir mekan haline dönüşmüştür. Kabenin duvarını ve kara taşı öpmek için, ezmek veya ezilmek pahasına gösterilen çabayı gördüğümüz zaman demek istediğimiz daha kolay anlaşılacaktır.   Bu yazımızda Kur'an da ifade edilen "Makamı İbrahim" den neyin kast edildiği üzerinde durmaya gayret ederek, kast edilen şeyin sadece bir taşı kutsamak olmadığını göstermeye çalışacağız.   " Makamı İbrahim" denilince akla ilk gelen , İbrahim (a.s) ın Kabeyi inşa ederken üzerine çıktığı ve üzerinde ayak izinin olduğu , Kabenin karşısında cam bir fanus içinde duran taş olduğudur.    Fakat Kur'an bu terimi kullanırken, Beyt, Salat , Hacc , Tevhid , Şirk, Kıyam gibi anahtar kavramları kullanarak anlatmaktadır. Bu kavramların içlerinin boşaltılması ve aracın amaç haline dönüşmesi sonucu yapılan eylemler , sadece taş kutsayıcılığına dönüşmüş hala bu şekilde devam etmektedir. Yanlışların üzerinde durarak yazının hacmini büyültmek istemediğimiz için ,olması gerekenin üzerinde durmak... Devamı

02 01 2015

İlim Verilen Kulun Çocuğu Öldürmesi Üzerinden Verilen Mesaj

Kehf s. 60 -82. ayetleri arasında Musa adında bir kişinin yolculuğu anlatılmaktadır. Bu kişinin elçi Musa mı veya başka bir Musa mı olduğu tartışması olduğu için sadece "Musa adında bir kişi" olarak bahsetmeyi uygun gördüğümüzü hatırlatarak , Bu kıssa içinde Musa nın "İlim verilen bir kul" olarak bahsedilen bir kişi ile olan yolculuğu içinde olan 3 olaydan o kulun çocuğu öldürmesi üzerinden verilmek istenen mesajı anlamaya çalışacağız.    Kur'an kıssalarını sadece yaşandığı zaman , mekan ve kişiler ile sınırlı olarak yapmış olduğumuz okumalarda, kıssalardan hasıl olması gereken maksadı anlamakta zorluk çekildiği malum bir konu olup , bu zorluğu en fazla bu kıssa da ve bu kıssa içinde geçen çocuğun öldürülmesi olayında görmekteyiz.    Özellikle tasavvuf meşrebine mensup kişilerin kendi hezeyanlarını, bu kıssadaki kişi olan İlim verilen kula verilmiş olan ilim ile ortaklık kurarak, kendilerine "Ledün İlmi" adı altındaki bilgiden verildiği iddiasında bulunarak kendileri etrafında büyük bir mürit kitlesi oluşturmuş olduklarını görmekteyiz.    Bu olaya dayanarak geçmişteki harici fırkasının, küçük çocukları büyüdüklerinde onlar gibi harici olmyacakları gerekçesi ile öldürdükleri , Osmanlı Padişahlarının daha kundaktaki küçük kardeşlerinin gelecekte kendilerine zarar vereceği gerekçesi ile bu kıssadaki olaydan çıkarılan fetvalar ile öldürttükleri söylenmektedir.    Yazımızın sınırı sadece İlim verilen kulun çocuğu öldürmesi ile alakalı olacağı için , Gemiyi delmesi ve Duvarı düzeltmesi konularına girilmeyecektir.   [018.074]  Yine gittiler; so... Devamı

30 12 2014

Amin Kelimesi Amon Putundan mı Geliyor ?

Yazımızın başlığı  , konuya aşina olmayanlar tarafından biraz garip karşılanarak , "Öyle şey olurmu bu ne biçim başlık" şeklinde yadırganacaktır , ancak Kur'an merkezli söylem etrafında konuşulan ve bizce gereksiz olduğunu düşündüğümüz konulardan birisi maalesef bu konudur ve dularımızın sonunda söylediğimiz "Amin" kelimesinin kökünün Mısırlıların putu olan "Amon" adlı puttan geldiği iddiası dile getirilerek bu sözün söylenmesinin kişiyi şirke götüreceği iddia edilmektedir.   Müslümanların gündemlerini meşgul eden konuların bu tür konular yerine daha ciddi konular olması gerekirken, bize bir şey kazandırmayacağını düşündüğümüz konular ile gündem doldurulması ve bu tür gereksiz konuların tartışılması, bizlerin Kur'anın ne kadar ciddi meseleler içerdiğinin daha farkında bile olmadığımızı göstermektedir. Bu kelimenin Kur'anda olmadığı ve dolayısı ile duaların sonunda kullanılmasının şirke kapı açtığı gibi düşüncelerin ortalıklarda gezmesi bu konu ile ilgili olarak düşüncelerimizi yazma gereğini hissettirdi.     E-M-N kelimesi ; birisini tasdik etmek , onaylamak,kabullenmek,itimat etmek , güvenmek , güvenilmek anlamına gelmektedir. "Amin" kelimesi de bu kökten gelmektedir. Bu kelimenin ne anlama geldiğini görmek için Ahkaf s. 17. ayetine gitmek gerekmektedir ki dualarımızın sonunda söylediğimiz bu kelimenin ne anlama geldiği doğru olarak anlaşılsın.     Vellezî kâle li vâlideyhi uffın lekumâ e teidâninî en uhrece ve kad haletil kurûnu min kablî ve humâ yestegîsânillâhe veyleke AMİN, inne va’dallâhi hakk(hakkun), fe yekûlu mâ hâzâ i... Devamı

28 12 2014

Bakara s.234 ve 240. Ayetlerini Hevalarına Göre Çeviren Şereflil

Yazımızın başlığı diğer yazılarımızın başlıklarına göre değişik bir başlık olduğunu baştan kabul ediyor ve böyle bir tabiri yazı başlığı yaptığımız için öncelikle özür diliyoruz. Ancak konu edeceğimiz yazı başlığını görüldüğü zaman böyle bir başlığı neden attığımız anlaşılacaktır.    Bilindiği üzere Şeytan olgusu Kur'anın en fazla üzerinde durduğu konulardan birisi olup , bu tehlikeye karşı iman edenleri bir çok ayette uyarmaktadır. Şeytan dediğimiz olgu karikatürüze edilmiş hali ile elinde çatallı bir mızrak ve kafasında boynuz olan korkunç bir tip değil aksine insan kılığında olarak bizlere yaklaşan tiplerdir.    Araf s. 17. ayetinde, Şeytanın insana SAĞDAN yaklaşmasından bahsedilerek bu tür yaklaşma özellikle Din boyutu ile gerçekleşmektedir. Şimdi örneğini vereceğimiz yazı, bu çeşit bir yaklaşmanın bir örneği olup Kur'an ayetlerinin nasıl  tahrif edilebileceğinin örneğidir.   Bu tür tahrifi yapan düşünce sahipleri, geçmişte "Batınilik" dediğimiz akımın bir nevi devamı sayılıp , kendilerinin sistemleştirdikleri ve adına "Yazılım" dedikleri  , Kur'anın bazı surelerinin başında bulunan "Hurufu Mukattaa" (Kesik Harfler) denilen harfler ile adlandırdıkları sisteme göre ayetleri te'vil etmektedirler. Bu yazılım sistemine göre Kur'anın yazılı metninin aslında bir değeri olmadığı, o ayetlerin "Dubur Anlam" denilen esas anlamlarının!! dikkate alınması gerektiği iddiasındadırlar. Öncelikle elde olan bütün meallerin yanlış olduğunu iddia ederek onların yerine kendi meallerini koyarak Kur'an bu dur dediklerine şahit olmaktayız.    Örneğini vereceğimiz yazı onların ortaya koydukları Kur'an anlayışlarının nasıl ve hangi metodla yapıldığının g&o... Devamı

24 12 2014

İnnehu Lekavlu Resulin Kerimin (Muhakkak O Kerim Bir Elçinin Söz

Yazımıza başlık olarak aldığımız ayet , Hakka s. 40 ve Tekvir s. 19. ayetlerinde geçmekte olup mealen (Muhakkak o Kerim bir Elçinin sözüdür) buyurulmaktadır. Her iki surede geçen "Kerim Elçi" olarak kastedilen kişiler aynı kişiler değildir , hal böyle iken aklımıza , "Bu Kur'an Allah (c.c) nin sözü iken neden başkalarının sözü deniliyor?" şeklinde bir soru gelmesi muhtemeldir . Bu sorunun cevabının verilebilmesi için, 2 suredeki ayetleri bağlamları içinde okuyarak kastedilen "Kerim Elçi" lerin kim oldukları daha sonra ayetten ne kast edildiği üzerindeki düşüncelerimizi paylaşmaya çalışalım.    Hakka Suresi;    [069.038]  Görebildiğinize yemin ederim ki; [069.039]  Ve görmediklerinize ki, [069.040]  Muhakkak o; kerim bir elçinin  sözüdür. [069.041] Ve o, bir şair sözü değildir. Ne de az iman ediyorsunuz! [069.042]  bir kâhin sözü de değildir, siz pek az düşünüyorsunuz. [069.043]  O, alemlerin Rabbi tarafından indirilmedir. [069.044]  O bize isnaden ba'zı lâflar uydurmağa kalkışsaydı [069.045]  Muhakkak onun sağ elini (bütün güç ve kudretini) çekip-alıverirdik. [069.046]  Sonra onun can damarını koparırdık (onu yaşatmazdık). [069.047]  O zaman sizden hiç biriniz de buna engel olamazdınız. [069.048]  Çünkü o (Kur'an) muttakiler için bir öğüttür. [069.049]  İçinizde yalanlayanlar bulunduğunu şüphesiz bilmekteyiz. [069.050]  Ve muhakkak ki o; kafirler için bir üzüntüdür. [069.051]  Gerçekten o, şüphe götürmez bir bilgidir.   Muhammed (a.s... Devamı

22 12 2014

Bakara s. Bağlamında Adem ve İblis Kıssası

Adem ve İblis kıssası, Kur'anın 7 ayrı suresinde bizlere anlatılmakta olup bu anlatımlardaki maksadın  anlaşıldığını söylemek maalesef zordur. Tefsir kitaplarına baktığımız zaman olayın , kıssaların anlatımındaki genel maksat olan hisse alımı açısından değil , sadece yaşanmış olduğu zaman içinde anlaşılmaya çalışıldığını görmekteyiz.    Kur'an kıssaları ile yazmaya çalıştığımız yazıların genel çerçevesi, kıssaların anlatım amacının muhataplara mesaj vermek şeklindeki anlayış üzerine kurulu olduğu için , bu kıssayı da bu çerçeve içinde okumaya çalışacağız.    Kıssa içinde adı geçen, ilk yaratılan insan olan Ademin başından geçen olay sadece ona mahsus bir hal değil, bütün Adem oğullarının başından geçecek olan ve Şeytan ile olan muhatabiyetin sonucu başımıza gelecek olanın anlatılması olarak bakılması gerektiğini en baştan hatırlatarak ilgili ayetleri teker teker okumaya başlayalım.   [002.030]  Hatırla o zamanı ki, Rabbin meleklere «Ben yeryüzünde muhakkak bir halife kılacağım» diye buyurmuştu. Melekler de, «Yeryüzünde fesad çıkaracak, kanlar dökecek kimseyi mi yaratacaksın? Bizler ise Sana hamd ile tesbih eder, Seni takdîs ederiz» demişlerdi. «Şüphe yok ki sizin bilmeyeceğiniz şeyleri Ben bilirim,» diye buyurmuştu.   Öncelikle kıssanın gaybi bir kıssa olduğu hatırdan çıkarılmayarak, geçen konuşmaların nasıllığından ziyade karşılık konuşma uslubu şeklinde yapılan anlatımdaki mesaja odaklanmak gerektiğini düşünmekteyiz. Aksi takdirde Meleklerin Allah (c.c) nin sözlerine karşı itirazvari sözleri üzerinde takılıp kalabilir ve ana mesajı ıskayabiliriz.    Ayetin odak noktasının "İnsanın halife kılınması" meseles... Devamı

17 12 2014

Küfür Nedir ? Kafir Kimdir ?

"Küfür" ve "Kafir" kelimeleri, İslam literatürü içinde önemli yer tutan kelimeler olup , bu kelimelerin herkesin elinde bir silah olarak kullanılarak, karşısındaki düşünceyi ve o düşünce sahibini damgalama aracı haline geldiğini görmekteyiz . Bu bağlamda , kelimelerin içerdiği anlam ve kimler için kullanılacağı konusu önem kazanmış olup , birisine "Kafir" demek için belirlenmiş standartların olması gerekmektedir. Geleneksel fıkıhta belirlenmiş olan bu standartların Kur'an kaynaklı olduğunu söylemek maalesef zordur.    "Küfür" kelimesi sözlükte ; "Bir şeyi örtmek , gizlemek" anlamındadır. Tohumu yerin içinde gizlemesinden dolayı çiftçiye "Kafir" denilmiştir. Istılahta ise , "İman esaslarını inkar etmek ve o inkar üzerine bir hayat sürmek" olarak tarif edebiliriz.    Bir kişinin küfre düşerek "Kafir" vasfını almasına sebeb olan söz ve fiillerin baz alınacağı kaynağın ne olduğu konusu bu noktada önem arz etmektedir. Bir kişinin kafir olmasını gerektiren söz ve fiillerin hangi kaynak baz alınarak değerlendirileceğinin  tek bir kaynak üzerinde  olmaması , farklı düşüncede olan herkesin birbirini tekfir edebilme olanağını doğurmuştur. Herkes kendi yanındaki kaynağı baz alarak karşı düşünceyi değerlendirmekte ve o kaynağa aykırı olan her düşünceyi mahkum etmektedir.   Peki kaynak konusunda nasıl bir yol izlemek gerekir ki, bir kişinin "Kafir" olarak vasıflandırılması fırka ve hiziplerin ellerinde olanların sevindikleri kitapların inhisarında olmasın ?.     Müminun suresi 53. ayeti içinde bulunduğumuz durumu bildiren bir ayet olarak karşımızda durmaktadır.     [023.053]&n... Devamı

13 12 2014

Tevbe s. 107-110. Ayetleri ve Yeniden Oluşturulan Dırar Mescidle

  "Dırar Mescidi" (Zarar Mescidi) deyimi, Tevbe s. 107. ayet içinde ,Münafıkların Medine de oluşturmuş oldukları ayrı bir Mescid ile ilgili olarak kullanılmış olduğu ve Allah (c.c) nin onların oluşturmuş olduğu bu Mescide değil diğer Mescide dahil olunmasını emrettiğini görmekteyiz. İlgili ayetlerin meali şöyledir.     [009.107]  Bir de müslümanlara zarar vermek, kâfirlik etmek ve müslümanların arasına ayrılık sokmak ve daha önce Allah ve Resulü'ne karşı savaş açmış olanı beklemek için mescid yapanlar var. «İyilikten başka bir maksadımız yoktu.» diye yemin de edecekler. Fakat bunların kesinlikle yalancı olduklarına Allah şahittir. [009.108]  Orada asla durma. İlk gününden takva üzerine kurulmuş olan mescid, içinde durmana daha uygundur. Orada temizlenmek isteyen adamlar vardır. Allah, temizlenmek isteyenleri sever. [009.109]  Binasını Allah korkusu ve rızası üzerine kuran kimse mi daha hayırlıdır, yoksa yapısını yıkılacak bir yarın kenarına kurup, onunla beraber kendisi de çöküp cehennem ateşine giden kimse mi? Allah zalimler topluluğunu doğru yola iletmez. [009.110]  Yaptıkları bina, kalblerinde şüphe ve ızdırap kaynağı olmakta kalbleri paralanana kadar devam edecektir. Allah bilendir, hakimdir.   Ayetlerin tarihsel bağlamı , Medine de münafıklar tarafından inşa edilmiş olan Mescid ile alakalı olup , o Mescidin yapılış sebebinin beyan edilmesi ve Muhammed (a.s) ın oraya asla girmemesinin emredilmesi üzerinedir, siyer kaynaklarına göre o Mescid sonradan yıkılmıştır.    Bu Ayetlerin günümüze dönük herhangi  bir mesajı varmı dır ? dersek şu mesajları çıkarmak mümkündür.    Müslümanların bu gün bir çok fırka ve hizbe bö... Devamı

10 12 2014

Kadının Şahitliği Meselesi

Kur'anın içinde olan bazı hükümler hakkında , bir takım insanların itirazları olduğu malumdur  ve bu itirazların başında kadının şahitliği meselesi de gelmektedir. Bakara s. 282. ayet içinde bildirilen şahit olma durumunda , bir erkeğin yerine, iki kadının şahit olabileceği beyan edilmiş olması Kur'anın kadınları aşağıladığı ikinci sınıf bir varlık gördüğü gibi itirazları da beraberinde getirmiştir.   Yazımızın amacı , Kur'anın kadın haklarına ne kadar değer verdiği , Kur'anın aslında çağdaş bir kitap olduğu v.s gibi sözlerle eziklik psikolojisi altında kalarak savunma amaçlı değil, bu meselenin nasıl anlaşılması gerektiğine dair düşüncelerimizi paylaşmak şeklinde olacaktır. Konu ile ilgili ayetin meali şu şekildedir.     [002.282]  Ey iman edenler, birbirinizden belirli bir vade ile borç aldığınızda, onu yazın; aranızda doğrulukla tanınmış bir yazı bilen kişi, onu yazsın. Yazı bilen de kendisine Allah'ın öğrettiği gibi yazmaktan kaçınmasın. Bir de borçlu adam söyleyip yazdırsın, her biri Allah'tan korksun ve haktan birşey eksiltmesin. EĞER BORÇLU , AKLI ERMEYEN BİRİ YAHUT KÜÇÜK VEYA KENDİSİ SÖYLEYİP YAZDIRAMAYACAK İSE, VELİSİ DOSDOĞRU SÖYLEYİP YAZDIRSIN. ERKEKLERİNİZDEN İKİ ŞAHİT GÖSTERİN.EĞER İKİSİ DE ERKEK OLAMIYORSA O ZAMAN DOĞRULUĞUNA GÜVENDİĞİNİZ BİR ERKEKLE İKİ ŞAHİT OLSUN Kİ BİRİ UNUTUNCA DİĞERİ HATIRLATSIN.  Şahitler de çağrıldıklarında kaçınmasınlar. Siz yazanlar da az olsun çok olsun onu vadesine kadar yazmaktan üşenmeyin. Bu Allah yanında adalete en uygun olduğu gibi şahitlik için daha sağlam ve şüpheye düşmemeniz için daha elverişlidir. Ancak aranızda peşin devrettiğiniz bir ticaretse, o zaman bunu yazmamanızda size bir sakınca yoktur. Alışveriş yaptığınızda da şahit tutun, bir de ne yaz... Devamı

08 12 2014

Salat (Namaz) ın Vakitlerini Elçinin Örnekliği Üzerinden Okumak

Kur'an ın gündem edilmeye başlanması ile hararetlenen tartışma ortamında, tartışılması gerekli veya gereksiz bazı konuların da ortaya çıktığını söylemek sanırım yanlış olmayacaktır. "Salat" kelimesi etrafında gündem edilen bazı konuları da gerekli veya gereksiz olarak ikiye ayırmak mümkündür. Salat kelimesi nin içeriği , içinin nasıl doldurulması , geleneksel anlamdaki yanlışlıklar, gibi konuların tartışılmasının gerekli olduğunu düşünüyoruz.    Bunları tartışırken , Kur'anı sanki bu gün inmiş bir Kitap gibi görüp , dağ başına inmiş kabul edip Elçi örnekliğinden yoksun , Kur'an bütünlüğü olgusunu hiçe sayarak , sadece meali baz alıp arapça metnini öteleyerek yapılan tartışmaların fayda yerine zarar getireceği bilinmelidir.    Kullandığımız dil de adına, "Namaz" dediğimiz vakitli ve ritüel salatın vakitleri konusunda böyle bir tartışmanın olduğu bilinmektedir. Yazımız , böyle ritüelin olmadığı konusunda görüş belirtenlerden çok, "evet Kur'anda namaz vardır" diyenlerin , ancak vakit konusunda bir takım düşünceler ileri sürenlerin görüşleri çerçevesinde ele alınmaya çalışılacaktır.    "Salat"  kelimesini Kur'an da genel anlamı itibarı ile "Destek ve Yönelim" olarak anlamak mümkündür . Bu anlamda sadece belirli vakitlerde değil 24 saat bu destek ve yönelimin devamı esas olmalıdır. Namaz ritüeli günün belirli vakitlerinde ve günün toplam 1 saatini  kapsamaktadır , geri kalan 23 saatin de Allaha olan destek ve yönelimin devam etmesi gerekmektedir.   Namazın vakitleri ile ilgili tartışmaların yukarda belirttiğimiz gibi gereksiz tartışmalar olduğunu en baştan s&... Devamı

05 12 2014

Kur'an da Namazların Kaç Rekat Kılınacağı Varmı ?

Yazımıza başlık olarak aldığımız sorunun cevabı üzerinde, kendilerine "Kur'an Müslümanı" adı veren bir takım insanların tartışmalarına şahid olmaktayız. Bu tartışmaların temelinde rivayetlere ve yaşanarak gelen bazı bilgilere karşı olan alerjinin olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.    "Kur'an Müslümanı" şeklinde bir terkibi kullanmanın diğer  terkiplerle kendilerini ifade eden insanlara karşı bir tepki sonucu türediğinin altını çizerek , bize Kur'anda verilen ismin önüne arkasına veya yanına artı bir ismin gereksiz olduğunu kısaca ifade etmek istiyoruz.    Kur'anı öncelleme adına, geleneksel inanç içinde olan bazı yerleşik düşüncelerin sorgulanmaya başlandığı herkesin bilgisi dahilindedir. Geleneksel anlayışa hakim olan rivayet merkezli din anlayışının Kur'anın önüne geçirilmiş olduğu da malum bir konudur. Kur'anı okumaya anlamaya başlayan insanlar haklı olarak gelenekteki bu tür anlayışlara haklı çıkmakta ve Kur'anın bu konudaki beyanlarının esas alınmasını dile getirmektedirler.    Bu sorgulama, Kur'anın bazı kavramlarının içinin boşaltılması neticesinde sadece ayin ve şekilsel bir duruma dönüşmüş olan Salat kavramı içinde olan ve günlük dilimizde "Namaz" olarak bilinen ritüel ibadete de yansımıştır. Bu ritüelin gelenekteki ilmihal bilgileri ile şişirilmiş halinin aynen devam etmesi asla müdafaa edilemez , özellikle vakitleri ve rekatları konusu üzerinde "Sadece Kur'an" denilerek buradan çıkarımlar yapılmaya çalışılması neticesinde ortaya kaos çıktığını da gözlemlemekteyiz. Bu yazımızda Namaz rekatları konusu ile ilgili nasıl bir tutum içinde olmamız gerektiği hakkındaki düşüncemizi paylaşmaya çalışacağız.... Devamı

04 12 2014

Davud (a.s) a Gelen Davacılar ve İnsanın Halife Kılınması

Kur'an kıssaları mesaj içerikli anlatımlar olması bakımından okunması ve hayata geçirilmesi gereken, bizden öncekilerin yaşanmışlıklarıdır. Bu yaşanmışlıklardan ibret alarak okumak yerine "İsrailiyyat" denilen bilgi kirliliği doğrultusunda okunan kıssaların "Eskilerin Masalları" na dönüştürülmesi kaçınılmazdır.    Sad s. içinde geçen Davud (a.s) a gelen gelen davacılar ile ilgili kıssa böyle bir kirlilik içinde kalarak okunmuş ve iftiralara varan anlatımlar eski tefsirleri doldurmuştur. Yazımızda bu tür bilgi kirliliklerinden ziyade Kur'an kıssalarını okuma yöntemimizi dahilinde, yapılan anlatımdan bize dönük nasıl bir mesaj çıkabilir sorusuna cevap aramaya çalışacağız.    Sad s. içindeki Davud (a.s) kıssası surenin 17-26. ayetleri arasında olur yazımıza konu olan davacıların haberi 21. ayetten itibaren başlamaktadır.    20. ayette mealen " Ve O'nun mülkünü kuvvetlendirmiştik ve O'na hikmet ve fasl-ı hitap vermiş idik." buyurulduktan sonra haberin verilmeye başlanması ayet içinde geçen "Fasl elhitab" konuşmayı ayırabilme kabiliyeti ile birlikte Hikmet in zikredilmesi anlatımdaki mesajı anlamamızı kolaylaştıracak giriş ayeti olduğunu söyleyebiliriz.   Hikmet kelimesi ; "Islah etmek ,düzeltmek maksadı ile engellemek" anlamına gelen "Hakeme" kelimesinden türemiş olup , kelimenin anlamı dahilinde yapılan eylemlerin bütününü içine almaktadır. İnsan da olan bu Hikmet in nereye bağlı olduğu konusu asıl önemli nokta olup, bu kıssada hüküm verme konusu üzerinden Hikmetin nasıl kullanılması gerektiği bizlere öğretilmektedir.    Kıssa Davud (a.s) örneğinde "Fasl el hitab" ın (sözün doğ... Devamı

03 12 2014

Haşr s. 7-10. Ayetleri ve Unuttuğumuz Bir Kavram İSAR

İnsanı İnsan kılan hasletlerden bir tanesi de, ihtiyacı olan herhangi bir şeyde kendisini değil başkasını öncelemesi olup, bu davranışın İslam literatüründeki ismine İSAR denilmektedir. İnsan da bencil duyguların olması bu şekil bir erdemli davranışın bir çok İnsan da ortaya çıkmasını maalesef engellemektedir.    "Asrı Saadet" olarak nitelenen ilk Müslümanların yaşadıkları zaman ve mekanlardaki olaylar karşısındaki davranışları , kendilerinden sonra gelen bizler için örneklik teşkil etmektedir. Bu devir içinde Müslümanların Mekke den Medine ye hicret etmesi şeklinde gerçekleşen bir olay olduğu herkesin malumu olup "Muhacir Ensar kardeşliği" şeklinde gerçekleşen olaylar hepimizin malumudur.    Haşr s. 9. ayeti bu gerçekliğe işaret ederek, yaşanmış bu durumun bizler içinde örnek olarak kıyamete kadar hatırlarda kalmasını ve hayata geçirilmesini amaçlamaktadır.  Konuyu daha doğru anlamak için Haşr s.7-10. ayetleri okumak gerekmektedir.   [059.007]  Allah'ın, fethedilen memleketler halkının mallarından Peygamberine verdikleri; Allah, Peygamber, yakınlar, yetimler, yoksullar ve yolda kalmışlar içindir; ta ki içinizdeki zenginler arasında elden ele dolaşan bir devlet olmasın. Resul size ne verirse onu alın, sizi neden menederse ondan geri durun; Allah'tan sakının, doğrusu Allah'ın cezalandırması çetindir.   [059.008] (Allah'ın verdiği bu ganimet malları,) yurtlarından ve mallarından uzaklaştırılmış olan, Allah'tan bir lütuf ve rıza dileyen, Allah'ın dinine ve Peygamberine yardım eden fakir muhacirlerindir. İşte doğru olanlar bunlardır.   [059.009]  Ve onlardan önce o yurda yerleşen imana sarılanlar kendilerine göç edip gelenleri severler ve onlara verilenlerden ötü... Devamı

26 11 2014

Kitap ve Hikmet Üzerine Kur'anda Bir Gezinti

Bazı yazılarımızda vurgulamaya çalıştığımız üzere , Kur'anı doğru anlamanın önündeki en büyük engellerden birisi , oluşturulmuş olan ön kabullerin delilini aramak amacı ile okunması ve ayetlerin bu ön kabuller doğrultusunda anlaşılmaya çalışılmasıdır. Bu yöntem ile okunan Kur'an ayetleri alakasız konulara delil olarak sunulmuş ve "Allah böyle diyor" denilerek kitleler aldatılmıştır.    Geleneksel İslam düşüncesi içinde Hadis ve Sünnet'in vahiy olduğu, bunlarında aynen Kur'an ayetleri gibi indirildiği şeklinde bir söylemin olduğu hepimizin malumudur. Bu ön kabullu düşünceye delil olması için bir takım Kur'an ayetleri o düşünce doğrultusunda te'vil edilerek, sonradan oluşma bu düşünceyi Kur'ana onaylatma girişimlerinde bulunulduğu da hepimizin malumudur.    Kur'an ın bazı ayetlerinde , Muhammed (a.s) a indirilen Kitap ile birlikte Hikmet'in de zikredilmiş olması , Hadis ve Sünnetin vahiy olduğu düşüncesine sahip olanlar için bir delil olarak görülmüş , Hikmet'in Sünnet olduğu dolayısı ile " Sana Kitap ve Hikmet indirdik" şeklindeki ayetlerden,indirilen Kitab ın Kur'an , indirilen Hikmet'in Sünnet olduğu düşüncesi hakim olmuştur.    En baştan söylediğimiz gibi , ön kabullu bir okuma ürünü olan bu düşünceyi Kur'an bütünlüğünde değerlendirdiğimiz zaman , Muhammed(a.s) a indirilen tek bir şeyin olduğu konusundaki bir çok ayetin mevcudiyeti inen şeyin  sadece Kur'an olduğu anlatmaktadır.    Yazımızın ana gayesi Hikmetin ne olmadığı değil ne olduğu üzerine olduğunu hatırlatarak , Hikmetin ne olmadığı ile ilgili olarak " Hikmet Kur'an dan ayrı olarak indirilmiş bir ... Devamı

24 11 2014

Nahl s. 125. ve Enam s. 108. ayetleri Çerçevesinde Davet Metodum

 İnsanların birbirleri ile farklı düşünmeleri doğal bir durum olup , her insan diğer bir insanın kendisi gibi düşünmesini arzu eder , bu arzunun gerçekleşmesi için yapılan çalışmalara İslam literatüründe "Tebliğ" veya "Davet" denilmektedir.  Bu arzuların gerçekleşmesi için bir usul ve metod gerekli olup bunları Kur'an içindeki ayetlerde bulmaktayız.   Biz Müslümanlar arasındaki usul ve metod hataları bir çok konuda bizleri sıkıntıya soktuğu gibi , bizim gibi düşünmeyen birisine karşı takınmamız gereken tavır ve ona karşı izlememiz gereken usul konusunda da, usul ve metod hataları içinde olduğumuz malumdur. Bu tür usul hataları tarihin her devrinde yapılmış olup bu gün de yapılmaktadır. Yazımızın konusu , Kur'an ayetlerinin bizlere bu konuda beyan ettiği usulu yeniden hatırlayarak biz gibi düşünmeyen birisine karşı nasıl bir tutum sergilemek gerektiğini oradan öğrenmektir.    Yazımızın konusunun davet metodu ve bu metodun kendi içimizdeki uygulaması etrafında olduğunu hatırlatalım.    " BİZİM GİBİ DÜŞÜNMEYEN" birisine şeklinde bir söz kullanma sebebini yazımızın başında izah etmek istiyoruz.   Bir kimse , herhangi bir konuda başka bir kimse ile tartışıp onunla görüş ayrılığına düştüğü zaman karşısındakine söylediği söz " SEN YANLIŞSIN" şeklinde bir itiraz olup her iki taraf ta karşısındakine bu şekilde bir ithamda bulunur. Her iki kişi kendi düşüncesinin doğru olduğunu , dolayısı ile karşısındaki kişinin yanlışta olduğunu düşünür. Bu tür sözler daha ileri safhalarda kişilerin birbirlerine , küfür , hakaret ve tekfir etme aşamalarına getirdiği için, öncelikle karşımızdaki kişiye olan davranışımız "yanl... Devamı