ismailhakki 100 Takipçi | 6 Takip
Kategorilerim

Din

Diğer İçeriklerim (599)

Allah (c.c) Yeryüzündeki Kötülüklere Neden Engel Olmuyor?

BAKARA S. 93. Ayeti: Buzağı Sevgisi Kalbe Nasıl Yerleşir ?

Nahl s. 102. Ayetinin Tebyinül Kur'an Adlı Eserdeki Çeviri ve Yo

BAKARA S. 219. Ayeti : Servet Düşmanlığına Alet Edilen Bir Ayet

Bakara s. 97-98. Ayetleri : Cibril'e Düşman Olan Müslümanlar

ARAF s. 169. Ayeti : Yakında Bağışlanacağız Diyen Yahudiler ve M

AHİRETE İMAN : Bir Toplumun Bireylerinin Hayatına Yansıttığında

Muhammed (a.s) a İsnat Edilen Gaybi Rivayetlerin Tehlikesi Üzeri

Yardım Kuruluşlarının Yardım Yöntemlerine Dair Yeni Bir Yöntem T

YENİ DÜNYA DÜZENİ :Çağdaş Firavunların Yeni Hedefi ve Bu Hedefe

KREDİ KARTLARI : Çağdaş İnsanın Maruz Kaldığı Yeni Helak Biçimi

Enfal s. 1. Ayeti İle, 41. Ayeti Arasında Çelişki Var mı ?

Yusuf Kıssasını İlk Muhatapların Gözü İle Okumak

TEVBE S. 31. Ayeti : Hahamları,Rahipleri,Hocaları,Meryem Oğlu İs

Kabe'nin Taşını Öpmek İçin Mekke'ye Giden Hacı Adaylarına Hatırl

MUHAMMED S. 30. Ayeti : Münafıkları Tanıma Yolları

Firavunların Haman'ı ve Karun'u Olmaya Soyunan Dini Lider ve Cem

Kişilerin Değil İlkelerin Yönettiği İslami Hareketin Önemi Üzeri

Fethullah Gülen Hareketi Örneğinde Vahyi Rehber Edinmeyen İslami

ERRAHMAN: Kulları Arasında Ayrım Gözetmeyen Allah'ın Bir İsmi

Ülkemizde Ramazan Manzaraları ve Allah'ın Hudutlarına Saygısızlı

ZÜMER s. 45. Ayeti : Allah (c.c) yi Tek Başına An(a)mayan Müslüm

Süleyman (a.s) ın Asasını Kemiren Kurtları Mesaj İçerikli Okuma

Zariyat s. 47. Ayeti Evrenin Genişlemesini mi Haber Vermektedir?

Ahzab s. 37. Ayetini Tarihsellikten Evrenselliğe Bir Okuma Örneğ

Secde s. 21- 23 : Rivayetlere Kurban Edilmek İstenilen İki Ayet

Yusuf (a.s) a Yapılan Secdeyi Temsili Bir Anlatım Çerçevesinde O

Neml s. 66. Ayetinin Farklı Mealleri Üzerine Bir Düşünce

Tüm içeriklerim
Takipçilerim (100)

Allah (c.c) Yeryüzündeki Kötülüklere Neden Engel Olmuyor?

2016-09-27 20:15:00

Yazımıza başlık olarak seçtiğimiz soru , yeryüzünün içinde bulunduğu kan , gözyaşı , savaş gibi insanları çaresiz durumda bırakan sıkıntılar karşısında , Müslüman olsun veya olmasın bir çok insan tarafından sorulmaktadır. Dünyanın pek çok yerinde meydana gelen ve bir çok masum insanın ölümüne sebep olan savaşlar karşısında, Allah (c.c) nin neden bir şey yapmadığı konusunda, bazı Müslümanların kafasında soru işaretleri oluşurken , Müslüman olmayan kesimden ise, "Sizin Allah'ınız neden bu katliamlara engel olmuyor?" şeklinde sorular sorularak , bazı Müslümanların kafası karıştırılmak istenilmektedir.  Biz bu soruyu, herhangi bir art niyet taşımayan, ve gerçekten kafası bu konuda bazı soruların cevabını bekleyen Müslümanları dikkate alarak cevaplamaya ve onların kafasındaki bulanıklığı konu ile ilgili Kur'an ayetleri ışığında bir yol takip ederek gidermeye çalışacağız.  Biz Müslümanların en büyük eksiği , elimizde bulunan kitabın yaşanan hayatın gerçekleri ile iç içe olduğunun farkında olmayan bir okumaya tabi tutmamızdır. Elimizdeki Kur'an öyle bir kitaptır ki , doğru okunduğunda kafamızdaki bu gibi soruların cevaplarını hem sözlü, hem de geçmiş yaşantılardan kıssa yollu anlatımlar ile yaşanmış örnekler şeklinde vererek , yeryüzünde cari olan toplumsal yasaların nasıl işlediğini bizlere göstermektedir. Özellikle İsrailoğulları ile ilgili anlatımları Sünnetullah olgusunu dikkate alarak okuduğumuzda bunu daha açık ve net olarak görebiliriz.  Şurası asla hatırdan çıkarılmamalıdır ki , Allah (c.c) yeryüzünde yapılan hiç bir kötülüğü karşılıksız bırakmaz. Zalimlerin yaptıklarının cezasını dünya hayatı içinde on... Devamı

BAKARA S. 93. Ayeti: Buzağı Sevgisi Kalbe Nasıl Yerleşir ?

2016-09-26 15:48:00

İsrailoğulları , Kur'anda en fazla zikri geçen bir kavim olması itibarı ile , onlarla ilgili anlatımların, bizlere dönük önemli mesajları ihtiva ettiği düşüncesi ile okunması gerektiğini düşünmekteyiz. Bu kavim ile ilgili anlatımlar, sadece onlar ile ilgili ve sınırlı olduğu şeklinde  bir okuma yöntemi etrafında okunacak olursa , yapılan anlatımlardan hasıl olması gereken asıl nokta ıskalanmış olacak ve Kur'an, geçmişte yaşanmış bazı olayları anlatan bir masal kitabı haline dönüşecektir.  İsrailoğulları ile ilgili bazı ayetlerde onların buzağıyı ilah edindikleri şeklinde bilgiler bulunmakta olup , bu bilgileri sadece onlara dönük olarak değil , mesaj içerikli olarak okumaya çalışmak, yapılan anlatımları tarihsel boyutundan çıkararak evrensel bir boyuta taşımak anlamına da gelecektir. [002.051]  Ve hani, Musa ile kırk geceyi vaidleşmiştik. Yine siz zalimler olarak onun arkasından buzağıyı (tanrı) edinmiştiniz. [002.054] Musa, kavmine dedi: «Ey kavmim, gerçekten siz, buzağıyı (tanrı) edinmekle kendinize zulmettiniz. Hemen, kusursuzca yaratanınıza tevbe edip nefislerinizi öldürün: bu, yaratıcınız katında sizin için daha hayırlıdır.» Bunun üzerine (Allah) tevbelerinizi kabul etti. Şüphesiz O tevbeleri kabul edendir, esirgeyendir. [002.092]  And olsun ki, Musa size apaçık delillerle geldi. Sonra ardından buzağıyı Rabb edindiniz. Ve siz zalimlersiniz. [002.093] Ve o zamanı hatırlayınız ki, sizin misakınızı almıştık. «Size verdiğimiz şeyi kuvvetle alınız ve dinleyiniz,» Diye üzerinize Tûr dağını kaldırmıştık. Demiştiler ki: «İşittik ve isyan ettik.» Ve onların küfürleri sebebiyle kalblerinde buzağı (muhabbeti) yerleştirilmişti. De ki: «Size imânınız ne kötü şey emrediyor, eğer mü'minlerseniz.» ... Devamı

Nahl s. 102. Ayetinin Tebyinül Kur'an Adlı Eserdeki Çeviri ve Yo

2016-09-25 16:35:00

Kur'anı , oluşturulmuş olan ön yargıların tasdik ettirilmesine yönelik olan okuma yönteminin gerçekleşmesi için yapılması gereken işlemleri , ilgili ayetlerin gramer kaidelerinin hiçe sayılması , veya metin içindeki bazı ibarelerin yok edilmesi , veya metnin anlamının istenilen şekilde verilmesi şeklinde sıralamak mümkündür. Bu anlam saptırma işleminin adını ise tek kelime ile ifade edecek olursak TAHRİF tir.  Bu tahrif işlemine örnek olarak daha önce vermeye çalıştığımız Bakara s. 97. ayeti ile (ilgili yazının adresidir https://kuranimuminceanlamak.blogspot.com.tr/2016/09/bakara-s-97-98-ayetleri-cibrile-dusman.html) konu ilişkisi bulunan Nahl s. 102  ayetindeki anlam saptırmasının nasıl yapıldığını bu yazımızda ele almaya çalışacağız.  Bakara s. 97. , Nahl s. 102. ve Şuara s. 195. ayetleri , Kur'anın inişi ile ilgili bir bağlam dahilinde olup , Allah (c.c) nin Hac . 75 ve Nahl s. 2. ayetlerinde beyan ettiği üzere, keyfiyetini idrak edemediğimiz , ancak neden böyle bir yol izlenmiş olabileceğinin hikmetini kavrayabileceğimiz, Kur'anın melek aracılığı ile indirilmiş olmasını anlatmaktadır.  Yazımızın başlığına konu olan eserin müellifi sayın Hakkı Yılmaz, böyle bir indirilme şeklinin olmadığını iddia ederek , ilgili ayetlerde bahsi geçen "Cibril" , "Ruhul Kudüs" ve "Ruhul Emin" terimlerine farklı anlamlar bindirmek sureti ile , iddiasını delillendirmek yoluna gitmektedir. Ancak kanaatimize göre izlediği yol , ilgili ayetleri ön yargılı bir biçimde okumasından kaynaklanan bir bakış açısı ile okumaya ve çevirmeye çalıştığı için yanlış olup , ayetlere karşı yaptığı işlemin adı TAHRİFÇİLİK tir.  Sayın müellifin önce Nahl s. 102. ayetine verdiği anlam üzerinde durmaya &ccedi... Devamı

BAKARA S. 219. Ayeti : Servet Düşmanlığına Alet Edilen Bir Ayet

2016-09-22 17:59:00

Allah (c.c) kitabının bir çok yerinde , insanlardan bazılarını bazılarının üzerinde rızık bakımından üstün kıldığını beyan etmektedir. Bu üstün kılınma, bir takım sebepler dahilinde olup , yazının konusu rızık bakımından üstün olanların , kendilerinden aşağı olanlara karşı yapması gereken infak konusu ile ilgili olan Bakara s. 219. ayeti ile ilgili olacaktır.  Bakara s. 219. ayetinde Rabbimiz şöyle buyurmaktadır. يَسْأَلُونَكَ عَنِ الْخَمْرِ وَالْمَيْسِرِ قُلْ فِيهِمَا إِثْمٌ كَبِيرٌ وَمَنَافِعُ لِلنَّاسِ وَإِثْمُهُمَآ أَكْبَرُ مِن نَّفْعِهِمَا وَيَسْأَلُونَكَ مَاذَا يُنفِقُونَ قُلِ الْعَفْوَ كَذَلِكَ يُبيِّنُ اللّهُ لَكُمُ الآيَاتِ لَعَلَّكُمْ تَتَفَكَّرُونَ [002.219] Sana içki ve kumar hakkında soru sorarlar. De ki; Onların ikisinde de büyük günah vardır. İnsanlara bazı yararları varsa da günahları yararlarından büyüktür. Sana ne infak edeceklerini sorarlar. De ki; «ihtiyaçlarınızdan artakalanını verin': Allah size ayetlerini bu şekilde açıklıyor ki düşünesiniz. Ayet içinde 2 farklı konu bulunmaktadır. Biz bu ayet içindeki infak ile alakalı olan konu üzerinde durmaya çalışacağız. "Ne infak edeceğiz?" şeklinde sorulan bir soruya verilmesi istenen cevap "El afve" kelimesi olarak verilmiş, ve bu kelime meallere "İhtiyaçtan arta kalan" olarak çevrilmiştir. Aynı soru Bakara s. 215. ayetinde de sorulmuş olup , o soruya verilen cevap şöyledir. [002.215]  Sana, ne infak edeceklerini soruyorlar. De ki: Hayırdan her ne infak ederseniz, babanın, akrabanın, yetimlerin, yoksulların, yolcuların hakkıdır. Ve her ne hayır işlerseniz, şüphesiz ki Allah, onu bilir. İnfak konulu ayetlerin Bakara suresi içinde önemli bir yer tuttuğunu hatırlatarak , konumuz olan ayet içindeki "El afve" kelimesinin anlamı &u... Devamı

Bakara s. 97-98. Ayetleri : Cibril'e Düşman Olan Müslümanlar

2016-09-21 14:34:00

Yazının başlığını okuyanların bir çoğunun , "Bakara s. 97.ve 98. ayetlerinde Cibril'e düşman olanların Yahudiler olduğu bildiriliyor Müslümanların değil" şeklinde bir itirazda bulunacağını tahmin ederek , önce neden böyle bir başlık seçtiğimizi izah etmeye çalışalım.  Allah (c.c) kulu ve elçisi Muhammed (a.s) a indirdiği vahyi bir melek elçi aracılığı ile indirdiğini bir çok ayette beyan etmesine rağmen ,  bu melek elçiyi ret eden bir düşünce üretilerek, melek elçiyi devre dışı bırakan bir söylem üretilmekte ve bu söyleme uygun olarak konu ile ilgili ayetler TAHRİF edilerek , söylemin doğruluğu desteklenmeye çalışılmaktadır.  Düşman kelimesini kullanmış olmamız , böyle bir elçinin olmadığını iddia ederek , vahyin Muhammed (a.s) ın kendi düşünce ürünü olduğunu iddia eden kişilerin ortaya çıkmasına zemin hazırlanması sebebi iledir. Yoksa kimsenin "Ben Cibril'e düşmanım" şeklinde açık bir ifadesi olduğu iddiasında değiliz.  Yazımızda ilgili ayetlerin tahlili , nasıl tahrif edilmeye çalışıldığı ve Allah (c.c) nin neden böyle bir aracı ile vahyi indirdiğini beyan ettiği üzerinde durmaya çalışacağız.  Cibril veya Cebrail adı ile bilinen ve vahyi indiren melek olduğuna inanılan şeyin aslında melek olmadığını ,  Allah'ın onarması" ve "Kur'an" olarak anlaşılması gerektiği iddia edenlerin fikir babası diyebileceğimiz (diğer kimseler bu görüşlerini bu kişiden esinlenerek almışlardır), "Tebyinül Kur'an" adlı eserin müellifi olan, sayın Hakkı Yılmaz'ın Bakara s. 97 ve 98. ayetlere verdiği anlam şöyledir.  قُلْ مَن كَانَ عَدُوًّا لِّجِبْرِيلَ فَإِنَّهُ نَزَّلَهُ عَلَى قَلْبِكَ بِإِذْنِ اللّهِ مُصَدِّقاً لِّمَا... Devamı

ARAF s. 169. Ayeti : Yakında Bağışlanacağız Diyen Yahudiler ve M

2016-09-19 15:37:00

Allah (c.c) yaratmış olduğu biz kullarına elçi ve kitaplar aracılığı ile, dünya hayatında uymamız gereken kulları bildirmiş , bu kurallara uyanlara ve uymayanlara , dünya ve ahirette bir takım karşılıklar verileceğini vaat etmiştir. Bize emredilen kurallara uymanın karşılığı cennet olurken , uymamanın karşılığı cehennem olarak bildirilmektedir. Allah (c.c) bize vaat ettiği cennet ve cehennemin geçici olarak kalınacak bir yer değil, EBEDİ olarak kalınacak bir yer olduğunu beyan etmektedir.  İslam düşüncesinde, cennetin ebediliği konusunda bazı farklı düşünceler olmuş olsa da , ebediliği yani oraya giren kimsenin bir daha çıkmayacağı konusunda fikir birliği olduğunu söylemek mümkündür. Ancak cehennem için bunu söylemek mümkün değildir. Yaygın kanaate göre, dünya hayatında günah işleyen Müslümanlar , günahlarının cezasını ödedikten sonra oradan çıkarılarak cennete konulacaklardır.  Bu düşüncenin delili ise , Meryem s. 71. ayetinin siyak sibakına dikkat edilmeksizin okunması olup, ön kabule uygun bir ayet arayışının sonucu olarak sunulmaya çalışılmaktadır. Asıl meselemiz cehennemden çıkış düşüncesinin nereden ve kimden kaynaklandığı olduğu için , bu düşüncenin kaynağını oluşturan İsrailoğullarının düşüncelerini , bu konudaki Kur'an ayetleri üzerinden okumaya, ve İslam düşüncesine hakim olan bu söylemin atalarının neden böyle bir söylem üretmek ihtiyacı duyduklarını ele almaya çalışacağız.  [007.169] Onların ardından yerlerine kitaba mirasçı olan bir takım  kimseler geçti. (Bunlar) Şu değersiz olan (dünya) nın geçici-yararını alıyor ve: «Yakında bağışlanacağız» diyorlar. Bunun benzeri bir yarar gelince onu da alıyorlar. Kendilerinden Allah... Devamı

AHİRETE İMAN : Bir Toplumun Bireylerinin Hayatına Yansıttığında

2016-09-16 15:17:00

İnsan , diğer insanlara olan iş , aş , eş v.s ihtiyaçları nedeniyle birlikte yaşamak mecburiyetinde olan bir varlıktır. Birlikte yaşama mecburiyetinde olan insanların, bu yaşamını belirli kurallar üzerine bina etmesi , ve herkesin bu kurallara uyması mutlu ve huzurlu bir toplum yaşantısı için zaruri bir durumdur. Yaşamını belirli kurallar üzerine bina etmeyen etmeyen insanların yaşadığı toplumlardan kargaşa ve anarşi eksik olmayacaktır.  Allah (c.c) alemlerin rabbi olması nedeniyle , dünya üzerinde yaşayan insanların uyması gereken ana kuralları kendisi elçiler ve kitaplar ile vaz ederek , mutlu ve huzurlu bir toplum için gerekli olan kuralları bizlere önermiştir.  Bizler için vaz edilen inanç kurallarının ismini "İslam" olarak koyan Allah (c.c) asla başka kurallar ihdas edilmemesini , kendi koyduğu kurallara uyulmasını defaatle hatırlatarak , yanlış yapanları cezalandıracağını , uyanları ise mükafatlandıracağını beyan etmiştir.  Bizler için koyulan kuralların içinde "Ahirete iman" adı ile herkesin bildiği bir kural vardır ki , bu kural eğer gerçek olarak hayat içinde pratiğini bulmuş olsa idi , dünyanın cennet haline gelmesi mümkün olabilirdi.  Bu kuralın esası , öldükten sonra yeniden dirilerek dünya hayatı içinde yaptığımız iyilik ve kötülüklerin karşılığını almaya dayanmaktadır. "Ben Müslümanım" diyen herkes bu kurala uymak ve gereğini yapmak zorunda olup "İmanın şartları" olarak bildiğimiz sayılı kurallar içinde bu kural da mevcut bulunmaktadır.  İnsanın yaratılışında kötülüğe ve iyiliğe meyyal bir bir yapısı bulunmaktadır. İnsanda bulunan bu hasletler, çeşitli saiklerle kötülüğün veya iyiliğin öne çıkması şeklinde onun hayatında pratik hale gelmekt... Devamı

Muhammed (a.s) a İsnat Edilen Gaybi Rivayetlerin Tehlikesi Üzeri

2016-09-11 16:13:00

Bilindiği üzere hadis ve rivayet kültürü içinde gaybe dair rivayetler mevcut bulunmakta ve bu rivayetlerin Muhammed (a.s) tarafından söylenmiş olduğu iddia edilmektedir. Hadis usulünde dahi, bu gibi rivayetlere iyi bir gözle bakılmadığı, en hafif deyimi ile "Zayıf" olarak görüldüğünü dikkate aldığımızda , bu gibi rivayetlerin hadisçiler tarafından dahi pek kabule şayan olmadığı görülmektedir.  Ancak Muhammed (a.s) a gaybı bildiren rivayetlerin ona isnat edilmesinin 2 farklı yönü olduğunu söyleyebiliriz. "1- Aşırı yüceltmeci peygamber anlayışı , 2- vefatı sonrası gelişen siyasal olaylardaki aktörlerin, kendi haklılıklarını peygambere dayandırma niyetleri.  Biz yazımızda , bu isnatların 1. yönü olan aşırı yüceltmeci peygamber anlayışını ele alarak , burada yapılan önemli bir hataya dikkat çekecek , ve "Kaş yapayım derken göz çıkarmak" misali bir duruma düşmenin getirdiği ve çoğu kimsenin aklının ucuna dahi gelmeyen önemli bir tehlikeye işaret etmeye çalışacağız.  Kur'anın doğru anlamanın yollarından birisi , bu kitabın indiği zaman içinde yaşayan insanların düşünce ve inanç arka planlarının bilinmesidir. Çünkü bu kitap , yaşanan bir hayatın tam ortasına inen ve bu hayatlardaki bazı yanlışları ele alarak onları yeniden düzenlemeyi hedeflemektedir.  "Gayp" konusunun doğru anlaşılması için bu konunun nuzül dönemi arka plan düşüncesinin bilinmesi son derece önem arz etmektedir. Bu arka plan bilinmeden gayp ile ilgili ayetlerin ve gayb bilgisinin kime ait olduğu konusunda nazil olan ayetlerin doğru anlaşılamayacağını düşünmekteyiz.  Gayb, Duyular ile gözlenemeyen alan ile ilgili kullanılan bir kelimedir. Bu alan ile... Devamı

Yardım Kuruluşlarının Yardım Yöntemlerine Dair Yeni Bir Yöntem T

2016-09-08 15:54:00

Allah (c.c) insanların bazılarını , bazılarının üzerinde rızık bakımından üstün kılmıştır. Bazı insanların rızık bakımından , neden bazı insanların altında olduğunun sebebinin bu yazının konusu olmadığını hatırlatarak , konumuz rızık bakımından üstün olanların , rızık bakımından aşağı olanlara yardım etmesi ve bu yardımın bir takım yardım kuruluşları ile yürütülmesinin yöntemi hakkında olacaktır.  Türkiye merkezli bir çok yardım kuruluşunun , dünyanın bir çok yerindeki ihtiyaç sahiplerine yardım ulaştırmaya çalışması takdire şayan ve ancak fazilet sahibi insanların yapabileceği bir özveridir. Özellikle Ramazan ve Kurban bayramlarında yoğunlaşan bu yardımlar , elbette ulaştığı kimseler için bir umut ışığı olmaktadır.  Ancak bu yardımların yapılış şekline bakıldığında "Günü kurtarmak" veya "Balık vermek" diyebileceğimiz bir yöntem dahilinde yapıldığını görmekteyiz. Türkiye den giden kuruluşlar ve onların gönüllü elemanları, Türkiye den toplanan paralar ile alınan kurbanlıkları orada keserek fakir halka dağıtmakta, ve bu halk onlara yapılan bu yardımlar ile karınlarını doyurmaktadır.  Yapılan bu yardımı asla küçümsememekle birlikte , bu yardım yönteminin yetersiz ve kısa vadeli bir yöntem olduğunu söylemek istiyoruz. Bu yardımların günü kurtarmak veya balık vermek şeklinde değil "Balık tutmayı öğretmek" şekline dönüşmesi , yapılan yardımların daha faydalı ve kalıcı olmasını sağlayacaktır.  Yardım kuruluşları tarafından kurban eti götürülen halk , her sene onlara yapılacak bu yardımı bekleyerek , zaten fakir duruma düşerek yardıma muhtaç hale gelme sebeplerinden biri olan tembelliğe alışmaktadırlar (tek sebebin tembellik olmadığını hatırlatmak isteriz). Bu sene gelen... Devamı

YENİ DÜNYA DÜZENİ :Çağdaş Firavunların Yeni Hedefi ve Bu Hedefe

2016-09-07 15:17:00

Firavun , Kur'anda hacim itibarı ile en fazla yer alan Musa (a.s) kıssasının önemli aktörlerinden, ve evrensel bir karakter haline gelmiş bir kişidir. Bu karakter bilindiği üzere, halkı üzerinde ilahlık ve rablik iddia ederek , onları kendisine kul etmekteydi. Firavun'un  halkı üzerinde ilahlık ve rablik baskısını kurmak için kullandığı silahlardan bir tanesi de "Büyü" ve "Sihir" yolu ile insanlara karşı kendisini yenilmez bir kişi olarak göstermeye çalışmasıdır.  Bu durumu Musa (a.s) ile olan karşılaşmasında onu yenmek için ülkenin bütün sihirbazlarını toplaması, ve onunla düello yaptırmaya kalkışmasından anlamaktayız. Bu düellonun sonu da bilindiği gibi, sihirbazların yenilgisi ve iman etmesi ile sonuçlanmıştır.  "Büyü" ve "Sihir" , insanlar üzerinde hegemonya kurmak isteyen güçlerin, binlerce yıldır kullandıkları kadim bir yol olup , şu anda yaşadığımız dünyadaki çağdaş firavunlarının da, insanları kendilerine kul etmek için kullanmaktan çekinmedikleri bir yöntemdir.  Büyü ve sihir denildiği zaman , sadece hacı hoca lakaplı kişilerin bazı kağıt ve nesnelere yazarak üfledikleri ve bununla insanlara zarar verdikleri sanılan şeyler akla gelecek olursa, bu konu gerektiği gibi anlaşılamamış olacaktır. Bu gibi insanların yaptıkları sahtekarlıkların ayrı bir başlık halinde değerlendirilmesi gerektiğini düşündüğümüz için,  yazı içinde bu konuya değinmeyeceğiz.  Büyü ve sihir, cahil insanlara karşı kendisini üstün göstermek ve onları hakimiyetleri altına almak isteyenlerin kullandıkları kadim bir yol olarak, bugün de çağdaş firavunların kullandıkları bir yoldur. Elbette bu firavunlar sahtekar hacı hoca takımını değil , daha mode... Devamı

KREDİ KARTLARI : Çağdaş İnsanın Maruz Kaldığı Yeni Helak Biçimi

2016-09-04 16:55:00

Kur'an , kıssa yollu anlatımları ile geçmişte yaşamış bazı kavimlerin işledikleri suçlar sebebi ile helak edildiklerini bildirmektedir. Kur'anın haber verdiği bu helak olaylarını masal tadında okuyan bir kısım insan , helak olayının devam eden bir süreç olup olmadığı noktasında yapılan tartışmalar ile vaktini geçirerek , bu olayların değişmez toplumsal yasaların bir sonucu olduğu , ve bu sürecin Kur'an tarafından beyan edilen aynı suçların işlendiği takdirde, kıyamete kadar devam eden bir süreç olduğunu maalesef fark edememektedir.  Öncelikle şunu hatırlatmak isteriz ki  Kur'an kıssalarını okuyanlar , okudukları kıssalarda anlatılan helak olaylarını, sadece o kavme ve o zamana has olaylar olarak değil , "Sünnetullah" adı verilen toplumsal yasaların bir gereği olarak meydana geldiğini ve bu yasaların değişmezliği dikkate alındığında, günümüzde de her an yaşanabilecek olaylar olduğu bilinci içinde okumaları gerekmektedir.  Bu bilinç içinde okunan kıssalar ibret alınacak kıssalar haline gelerek , helak edilen kavimlerin başlarına gelen helak sebebinin aynısının, bizler tarafından hayata geçirilmemesi gerektiği düşüncesi insanlarda hakim olacaktır. Kavimlerin dünya hayatı içinde yıkıma uğraması , onların kendilerine Allah (c.c) tarafından yüklenmiş olan hayat sistemini icra etmeyerek , başkaları tarafından empoze edilen hayat sistemini yaşama geçirmeleri sebebi iledir. Bu nokta dikkate alındığında , Allah (c.c) dışındaki yaşam sistemi belirleyicileri tarafından insana empoze edilen bütün sistemler yıkıma uğramaya , dolayısı ile bu sistemleri hayatlarına geçirenler de yıkıma uğramaya MAHKUMDUR.  Faize dayalı bir yaşam , Allah (c.c) tarafından yasaklanan bir sistem olup , bu sistemi hayatlarına geçiren kişi ve bu kişilerin oluşturduğu to... Devamı

Enfal s. 1. Ayeti İle, 41. Ayeti Arasında Çelişki Var mı ?

2016-08-22 16:57:00

Elimizde olan Kur'an çevirilerinde yapılan önemli bir eksikliklerden bir tanesi , aynı konu ile ilgili ayetlerin birbiri ile ilişkisinin yapılan çeviride kurulamaması neticesinde, dikkatli bir okuyucunun gözüne takılarak, ayetler arasında bir çelişki olabileceği yönünde bir şüpheye düşmesine neden olunmasıdır.  Hele bu okuyucu, bu kitabı Kur'an ayetleri arasında çelişki bulmak amacı ile okuyor ise, mal bulmuş mağribi gibi sevinerek , Arşimet misali "Buldum Buldum" diye bağırarak, kendisini sokaklara bile atabilmektedir. Dinini Kur'andan öğrenmek için yeni yeni Kur'an meali okuyan bir kimsenin ise , ayetler arasında nasıl bir bağ kurulabileceği noktasında, tereddüte düşmesi kuvvetli bir ihtimaldir.  Kur'an çevirisi yapmaya soyunan kimselerin bu noktaya dikkat etmesinin önemini tekrar hatırlatarak , bazılarının kafasında istifhama neden olan iki ayeti konu ederek , söylemek istediklerimizin daha kolay anlaşılmasını sağlamaya çalışalım. Enfal s. 1. ayetinin metni ve metne sadık kalarak yapılan bir kaç çeviri örneği şöyledir;  يَسْأَلُونَكَ عَنِ الأَنفَالِ قُلِ الأَنفَالُ لِلّهِ وَالرَّسُولِ فَاتَّقُواْ اللّهَ وَأَصْلِحُواْ ذَاتَ بِيْنِكُمْ وَأَطِيعُواْ اللّهَ وَرَسُولَهُ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ Bayraktar Bayraklı : Sana savaş ganimetlerini soruyorlar. De ki: “Ganimetler Allah ve Peygamberi’ne aittir. O halde Allah’tan sakınınız, aranızda barış ve esenliği sağlayınız. Eğer müminler iseniz, Allah ve Rasûlü’ne itaat ediniz.” Edip Yüksel : Savaş ganimetleri hakkında senden soruyorlar. De ki: 'Ganimetler, ALLAH'ın ve elçisinindir.' ALLAH'ı dinleyin, aranızı düzeltin. İnanıyorsanız, ALLAH'a ve elçisine uyun. Muhammed Esed : Sana ganimetler hakkınd... Devamı

Yusuf Kıssasını İlk Muhatapların Gözü İle Okumak

2016-08-21 17:19:00

Resullerin başlarından geçenlerden, sana anlattığımız her şey, senin gönlünü pekiştirmemizi sağlar; sana bu belgelerle gerçek; inananlara da öğüt ve hatırlatma gelmiştir. Hud s. 120. ayetinin meali olan yukarıdaki cümleler , Kur'an içinde önemli bir yer tutan kıssaların amacını anlatmaktadır. Kur'anın ilk muhatabı olması hasebiyle , okunan bütün kıssalar, öncelikle Muhammed (a.s) a ve onunla birlikte olanlara hitap etmekte , sonra ise bu kitaba muhatap olan tüm iman edenlere hitap etmektedir.  Kur'an kıssalarının ortak yönünü kısaca özetleyecek olursak, bu anlatımlarda önce çıkan en önemli hususlardan birisi , Muhammed (a.s) ve iman edenlerin içinde bulunduğu sıkıntılı durumun bir benzerini , kendisinden önceki elçiler ve o elçilere iman edenlerin de yaşamış olduğu , yaşanmış olan bu sıkıntılara sabretmenin sonucunda zafere erişilmiş olduğu hatırlatması yapılarak , başarının çekilen sıkıntılara göğüs germenin sonucunda geldiği, önceki elçilerin kıssaları ile gerçek yaşanmışlıklar üzerinden gösterilmesidir.  Yusuf kıssası da , Muhammed (a.s) a anlatılan ve Yusuf (a.s) ın çektiği sıkıntılara nasıl göğüs gerdiği anlatılarak, "Mutlu Son" olarak nitelenebilecek sona nasıl kavuştuğu ve bu anlatımlardan öncelikle, Muhammed (a.s) ve onunla birlikte olanların , sonra da kıyamete kadar gelecek olan bütün muhatapların hisse alması istenen bir kıssadır.  Yazımızın konusu , bu kıssayı İlk muhatapların gözü ile okumaya çalışmak, ve Yusuf (a.s) ın başına gelen sıkıntıları, Muhammed (a.s) ın nasıl okumuş olabileceği, ve onun başına gelenlerden kendisi için ne gibi ibretler çıkarmış olabileceği yönünde olacaktır.  Bu kıssayı Muhammed (a.s) ın göz&uu... Devamı

TEVBE S. 31. Ayeti : Hahamları,Rahipleri,Hocaları,Meryem Oğlu İs

2016-08-15 15:10:00

Kur'anın ihtiva ettiği ayetlerin bazıları , önceki toplulukların yaptıkları bir takım yanlışlıkları anlatarak sonrakilerin, öncekiler tarafından yapılmış olan aynı hatalara düşmelerinin önüne geçmeyi hedeflemektedir. Kur'an okuyucuları şayet , okudukları ayetler içinde anlatılan geçmiştekilerin hatalarını, sadece onlara has olduğu düşüncesi ile okuyacak olursa , yapılan bu anlatımların amacı buhar olup havaya uçacak , okunan ayetler "geçmişlerin masalları" olarak  kalacaktır.  Kur'anın Yahudi ve Hristiyanlar ile ilgili ayetleri , bu anlayış içinde okunması gereken ayetlerden olup , onların yaptıkları hataların aynısı, bugün biz Müslümanlar tarafından yapılmaktadır. Maalesef bizler, o topluluklar ile ilgili ayetleri, sadece onlara has bir durum olarak okuduğumuz için, gerekli ibretleri almaktan yoksun bir halde, ilgili ayetleri okumaya devam etmekteyiz.  Yazımıza konu edeceğimiz Tevbe s. 31. ayeti, işte böyle bir ayet olup , ayet içinde bahsi geçen Yahudi ve Hristiyanlar tarafından yapılan hataların aynısı, bugün biz Müslümanlar tarafından yapılmaktadır. Kur'an kavramlarının içinin boşaltılmış olması nedeni ile, onların bazı insanları "Rab" olarak ittihaz etmelerinin ne anlama geldiği, biz Müslümanlar tarafından maalesef anlaşılamamış , aynı tehlikenin bizler içinde geçerli olduğu şuurundan yoksun milyonlarca Müslüman bugün hala başta Muhammed (a.s) olmak üzere , şeyhleri ve hocaları rab ittihaz etmektedirler.  اتَّخَذُواْ أَحْبَارَهُمْ وَرُهْبَانَهُمْ أَرْبَابًا مِّن دُونِ اللّهِ وَالْمَسِيحَ ابْنَ مَرْيَمَ وَمَا أُمِرُواْ إِلاَّ لِيَعْبُدُواْ إِلَهًا وَاحِدًا لاَّ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ سُبْحَانَهُ عَمَّا يُشْرِكُونَ [009.031]  Onlar Allah'ın astında hahamlarını, rahiplerini ve Meryemoğlu İsa'yı ... Devamı

Kabe'nin Taşını Öpmek İçin Mekke'ye Giden Hacı Adaylarına Hatırl

2016-08-07 17:49:00

İçinde bulunduğumuz günler , Allah (cc.) nin yol bulabilenlere farz kıldığı bir ibadet olan hac ibadeti için insanların Mekke şehrine gitmeye başladığı günler olup , bu ibadet diğer farz kılınan ibadetler gibi, ilerleyen zaman içinde içi boşaltılmış , olması gereken boyutundan çıkarılarak, kuru bir ritüel haline çevrilmiş, neredeyse Mekke'ye mü'min giden kişinin , oradan müşrik olarak döndüğü bir ibadet haline getirilmiştir.  Allah (c.c) tek ilah ve rab olarak kabul etmenin bir gösterisinin yapıldığı bu topraklarda yapılan hac ibadeti ile ilgili bazı hareketler, bırakın tevhidi bir gösteri olmayı , maalesef şirk'in bir gösterisi haline dönüşmüş olarak yapılmaktadır.  Bu yazımızda , hac ve umre ibadeti için Mekkeye gidenlerin , yapmayı bir ibadet haline dönüştürmüş oldukları, ve bunu yapabilmek için birbirini ezmeyi dahi göze aldıkları, Kabe'nin taşını öpme ve ona yüz sürme yarışının yanlışlığını , yanlışlığın ötesinde kişinin itikadında yaptığı hasarı ele almaya çalışarak , bu ibadet için Mekke'ye giden hacı adaylarına bazı hatırlatmalarda bulunmak istiyoruz.  Hac ibadeti bilindiği üzere , gönderiliş amaçları yeryüzünde şirk'i ortadan kaldırarak tevhidi hakim kılmak olan elçilerden biri olan atamız İbrahim (a.s) ın, yaşadığı kavmi terk ederek geldiği ,  kuş uçmaz kervan geçmez bir yer olan, ve "Mekke" olarak bildiğimiz topraklarda "El Beyt" olarak beyan edilen "Kabe" yi ,oğlu İsmail (a.s) ile birlikte yeniden yükseltmesinin ardından yapmış olduğu duasının, rabbi tarafından kabul edilmesi sonucunda insanlara farz kılınmıştır. Bu ibadetin öne çıkan önemli bir özelliği sembolik bir ibadet olmasıdır. Bu sembollerin en... Devamı

MUHAMMED S. 30. Ayeti : Münafıkları Tanıma Yolları

2016-07-29 18:52:00

Bir toplumun düşünce ve fikirlerini benimsemeyen , fakat benimsiyor görünerek onlardan olduğu izlenimini veren , aslında o topluma zarar vermek amacında olan kişilerin, Kur'andaki ismi MÜNAFIKtır. Bu karakterdeki insanların, içlerinde yaşadıkları topluma verdikleri zararlar , o topluma düşman olan ve düşmanlıklarını açıkça izhar eden insanlardan daha fazla olup , sakınılması gereken düşman guruplarının başında gelmektedir.   Bu karakteri taşıyan insanlar ile ilgili olarak Kur'an tarafından verilen bilgiler , kitap içinde önemli bir yer tutmaktadır. Bu kimseler ile ilgili olarak verilen bilgilerin hicret sonrası Medinede inen ayetler gurubunda yer alması, ve "Kafir" olarak nitelenen guruplardan daha fazla yer tutması ayrıca dikkate değerdir.  Medinede "Devlet" olarak niteleyebileceğimiz bir oluşum içine girmiş olan Müslümanların, bu oluşumlarını yıpratmak ve kırmak için yapılan tahribat çalışmalarından bir tanesi, nifak yolu ile o topluluğun içine girmiş olanlar marifeti ile gerçekleştirilmeye çalışılmış, ancak bu münafıklar , başta Muhammed (a.s) olmak üzere ashabım basiret ve feraseti sayesinde başarılı olamamışlardır.  Münafıkların başarılı olamamalarının sebebi ise , onların Kur'an tarafından açığa vurulan yüzlerinin Müslümanlar tarafından doğru biçimde okunmuş ve hayata yansıtılmış olmasıdır. Devletleri yıkmak için kullanılan kadim bir yollardan biri olan münafıklık, dün olduğu gibi , bugün , yarın, ta ki kıyamete kadar kullanılacak bir yol olup , bize düşen görev ise , bunların yüzlerini açığa vuran ayetlerin güncel mesajlarını okuyarak içimizdeki münafıkları tanımak ve onları açığa çıkarmak olmalıdır.  Muhammed (a.s) ve ashabının kendilerine Kur... Devamı

Firavunların Haman'ı ve Karun'u Olmaya Soyunan Dini Lider ve Cem

2016-07-26 16:37:00

Biz hala Kur'anın tarihsel mi yoksa evrensel mi olduğunu tartışırken , bu kitap içinde sembol bir haline gelmiş olan "Firavun - Haman - Karun" isimlerin güncel versiyonlarının dünya üzerinde yaptıkları her türlü fesat hareketlerini görmezden gelerek , Müslümanlar olarak o fesat hareketlerinin bir piyonu olmaya maalesef devam etmekteyiz. Dünya genelinde yaşanan fesat olaylarını doğru bir şekilde tahlil edebildiğimiz zaman , Kur'anın kıssalar ile yaptığı anlatımların ve o kıssalardaki bazı şahıs isimlerinin ne kadar canlı ve güncel olduğu ortaya çıkacaktır.  Firavun - Haman - Karun gibi isimler, Musa (a.s) kıssasında geçen ve yaşadıkları hayat biçimi açısından artık evrensel bir isim haline gelmiş şahsiyetlerdir. Dün bu isimler ile anılan şahsiyetlerin, müstazaflaştırılmış İsrailoğulları üzerinde yaptıkları zulmü , bugün içlerinde İsrail'inde olduğu bazı devletler diğer devletlere uygulayarak dünyayı kan ve göz yaşına boğmaktadırlar.  Dünya üzerinde yaşanan bu zulmü gördüğümüzde, Kur'anın Tevhit merkezli ve şirk sistemlerine düşman olan çağrısının ne kadar evrensel, ve ne kadar önemli olduğu gerçeği de ortaya çıkmaktadır. Çünkü, şirk sistemlerini kendilerine esas olan firavunvari yönetimler , insanları baskıları altında tutmak için bir çok bir çok yolu denemekte , Haman ve Karun bu baskının iki ayağı olarak, Firavun ile birlikte saç ayağını oluşturmaktadır. Türkiye de yaşanan son olaylarda başı çeken şahsın, ve o şahsın meydana geliştirdiği oluşumun, İslami bir referansa sahip olması , Firavunların dünya üzerinde fesada dayalı emellerini gerçekleştirmek yönünde ne kadar hain ve sinsi davrandıkları da ortaya çıkmaktadır. ... Devamı

Kişilerin Değil İlkelerin Yönettiği İslami Hareketin Önemi Üzeri

2016-07-25 14:46:00

İnsanların katılımı ile oluşturulmuş olan fikir ve düşünce hareketlerinde, liderlik makamı önemli bir konum arz etmektedir. Bu hareketlerde ortaya çıkan sorunların en önemlilerinden bir tanesi , lider konumunda olan kişilere yüklenen karizma ve onların vazgeçilemez oldukları düşüncesidir.  Olayı, İslamı referans alan fikir ve düşünce hareketleri açısından değerlendirdiğimizde , bu sorun daha da büyümekte, ve neredeyse liderin ilah konumuna yükseldiği bir hareket ortaya çıkmaktadır.  Kur'anda Muhammed (a.s) ın bizler için "en güzel örnek" olarak vasıflandırılmış olması , lider konumunda olan kişilerin bu görevlerini nasıl kullanacakları , liderin etrafında toplanmış olan kişilerin ise , o lidere bakış açıları ve davranışlarının nasıl olması gerektiği konusunda bizleri yeterince bilgi sahibi kılmaktadır.  Onun "Kul bir Elçi" olarak vasıflandırılmış olması, onun şahsından öte taşımış olduğu görevin öne çıkması anlamına gelmektedir. Onun şahsından öte taşımış olduğu misyonun öne çıkması gerektiği , İslamı referans alan tüm hareketlerin ortak çıkış noktası olması gerekmektedir.  [003.144] Muhammed, sadece resuldür. Nitekim ondan önce de nice resuller gelip geçmiştir. Şayet o ölür veya öldürülürse, Siz hemen gerisin geriye mi döneceksiniz? Kim geri dönerse, bilsin ki Allah’a asla zarar veremez. Ama Allah hidâyetin kadrini bilip şükredenleri bol bol mükâfatlandıracaktır. Al-i İmran s. 144. te ki onun öldürüldüğü haberleri üzerinde dağılan sahabenin eleştirildiği ayeti dikkate aldığımızda, liderin değil ilkelerin öne çıktığı bir İslami hareket modeli görebiliriz. Bu ayet, İslami bir hareket içinde ... Devamı

Fethullah Gülen Hareketi Örneğinde Vahyi Rehber Edinmeyen İslami

2016-07-23 14:25:00

Türkiye de son günlerde yaşanan ve İslami söylem ile yola çıkan bir cemaatin baş rolünü oynadığı olaylar, bir çok yönden incelenmeye müsait bir yapı arz etmektedir. Yazımızda bu olayı, hareket ve düşünce stratejisini vahiyden almayan İslami bir hareketin zaman içinde gelebileceği noktayı adı geçen hareket örneğinde değerlendirmeye çalışacak , ve vahyin önerdiği hareket metodunun ne kadar önemli olduğuna dikkat çekmeye çalışacağız.  Muhammed (a.s) ı mesajını iletmesi için kendisine elçi seçen Allah (c.c) , bu mesajı iletmesini istediği elçisini muhayyer bırakmayarak , nasıl bir yol haritası izlemesi gerektiğini elçisine kendisi bildirmiştir. Kendisine verilen bu yol haritasını milim dahi sapmadan izleyen Muhammed (a.s) ve onunla birlikte olanlar nihai hedefe ulaşarak başarıya ulaşmışlardır.  Muhammed (a.s) ın nihai hedefi , şirk'in kalesi haline gelmiş olan Mekkeyi putlardan temizleyerek , Tevhid'in kalesi haline getirmekti . 23 yıl süren mücadele sonucunda bu hedefe ulaşmak için takip edilen yol , bir çok Kur'an ayeti ile emredilen yol olup , aynı yolun izlenmesi, İslami bir mücadele içinde olanların tümü için gereklidir.  Kendisine "Ben Müslümanlardanım" diyenlerin yaşam gayesi , sadece Allah (c.c) ye kul olmak yolunda bir hayat için mücadele olup , bu mücadele için gerekli olan yol haritası Muhammed (a.s) ın izlediği yol olması gereklidir. İzlenmesi gereken yolun dışında izlenen her türlü yol , bizleri dünya ve ahirette ziyana uğrayanlardan kılacaktır. Kalem suresindeki ayetler, Kur'anda ona ve dolayısı ile bizlere önerilen yol haritalarından bir kaç tanesidir .  [068.008]  Bundan böyle, yalanlayanlara itaat etme; [068.009] ... Devamı

ERRAHMAN: Kulları Arasında Ayrım Gözetmeyen Allah'ın Bir İsmi

2016-07-10 15:02:00

Esma- ül Hüsna denilince bugün bir çok Müslümanın aklına, Allah (c.c) nin 99 adet olan ve bunları sayanın cennete gideceği vaad edilen bir takım isimler gelmektedir. Fakat bir çok Müslüman , saydığı bu isimlerin anlamlarını bilmemekte ve bu isimlerin hayat alanında nasıl bir işlevi olduğundan habersiz bir halde olup, bu isimleri sadece ezberleyerek cennete gitmek derdine düşmüştür.    Kur'ana baktığımızda 99 ile sınırlandırılmış olan bu isimlerin daha da çoğalması mümkün iken sayının 99 da bırakılmış olmasını izah edebilmek güçtür. Muhammed (a.s) dan gelen "Allah'ın 99 ismi vardır bunları sayan cennete gider" gibi rivayetleri, çokluktan kinaye olarak anlamak mümkün iken , literal okumaların sonucu ortaya çıkan bu durum, maalesef biz Müslümanların din konusundaki cehaletlerini göstermektedir.  İnişi devam eden bir kitap içinde mevcut bulunan isimleri sadece 99 adet ile sınırlandırmak, Muhammed (a.s) için olmayacak bir şey olup bu gibi rivayetler, maalesef mistik bir inanışın tezahürü olarak kitaplara yansımıştır.   Muhammed (a.s) eğer bu tür sözler söylemiş ise , 98 den bir sonraki , 100 den bir önceki sayı olarak, veya bu sözleri sadece ezberleyerek cennete gitmek değil , hayata aktararak ve çokluktan kinaye olarak söyleyerek , cennete gidilebileceğini ifade etmek istemiştir.    Esma-ül Hüsna olarak bildiğimiz isimler , bizlerin yegane ilahı ve rabbi olan Allah (c.c) yi tanıtan isimler olup , "ERRAHMAN" ismi bu isimlerden bir tanesidir. Her gün dilimizde defalarca tekrarlanan, fakat anlamı hakkında fazla bir bilgi sahibi olmadığımız bu ismin ifade ettiği anlam üzerinde tefekkür etmeye çalışmak, bu yazımızın konusu olacaktır.  ... Devamı

Ülkemizde Ramazan Manzaraları ve Allah'ın Hudutlarına Saygısızlı

2016-07-02 14:44:00

Allah (c.c) yaratmış olduğu biz insanları , göndermiş olduğu elçiler ve kitaplar ile adına "Eddin" dediği yaşam kuralları belirleyerek, bu kurallara uymalarını istemiştir. Bu kurallara uyma veya uymama konusunda insanların iradelerini serbest bırakmasına karşın , uyanlara ve uymayanlara nasıl bir karşılık vereceğini yine aynı kitaplarda beyan etmiştir.  Son elçi Muhammed (a.s) ve ona indirilen Kur'anın Bakara s. 183- 187. ayetleri arasında, Ramazan ayı içinde iman edenlere günün belirli vakitlerinde yeme içme ve cinsel yasaklar koyarak, bunlara uyulması bizlerden istenmiştir. Yazımızda, bu görevin fıkhi boyutu üzerinde değil , % 99 nüfusun "Ben Müslümanım" dediği bir ülkede bu emre uyulma konusunda gösterilen hassasiyete dair olacaktır.  Öncelikle şunu ifade etmek isteriz ki , Allah (c.c) oruç tutma konusunda insanlara kaldıramayacağı bir yük yüklememiş , hastalık , yolculuk , güç yetirememe gibi mazeret durumunda onları oruçtan muaf tutmuş , mazaretleri geçtiğinde bu vazifeyi yerine getirebileceklerini , sürekli mazereti olanlara ise fidye verebileceklerini bildirmiştir.  Ancak ülkemizin bir kısmında kalan illerin bir çoğunda oruca gösterilen saygı , ülkenin diğer bir  kısmında kalan bir çok ilde gösterilmemekte , insanların bazılarının oruç tutmadıklarını alenen izhar etmek için sanki bir yarış içine girmişçesine bir hayat sürdüğünü görmekteyiz. Yapılan bu hatanın bize dünya hayatı içinde getirebileceği acı sonuçların, sadece oruç tutmamakta ısrarcı olan kesimi değil, hepimize yansımalarının olacağını düşündüğümüzde geleceğimiz pek parlak görülmemektedir.  Hata olarak gördüğümüz nokta, insanların o... Devamı

ZÜMER s. 45. Ayeti : Allah (c.c) yi Tek Başına An(a)mayan Müslüm

2016-06-30 17:37:00

Şirk kavramı, Kur'anın odak kavramlarından olup, "Allah (c.c) nin hükümranlık alanına giren konularda onun dışındakilerin hükmüne tabi olmak" anlamına gelmekte ve bu cürmü işleyerek ölmeden evvel bu cürümden dönmeyenlerin ebedi cehennem ile cezalandırılacağı haberi bizlere aynı kitap içinde müteaddit defalar haber verilmektedir.  Bu kavramın ifade ettiği anlamlar , maalesef bir kısım Müslümanın hayatı içinde yer almakta ve kendisine "Ben Müslümanım" diyen bir çok Müslüman, şirk içinde bir hayat geçirmekte , ve bu şirklerinden haberleri olmadan vefat etmektedirler.  Yazının amacı ,kimseyi tekfir etmeye yönelik olmayıp , Zümer s. 45. ayeti örneğinde şirk'in Müslüman hayatında nasıl yer aldığına dikkat çekmeye çalışarak , bundan sakınılmasına yönelik bir hatırlatmadır. [039.043] Yoksa Allah'tan başka şefaatçiler mi edindiler? De ki: «Onlar bir şeye sahip olmadıkları, akıl da edemedikleri halde mi şefaat edecekler?» [039.044]  De ki: «Bütün şefaat Allah'ındır. Göklerin ve yerin mülkü O'nundur. Sonra hep döndürülüp O'na götürüleceksiniz.» [039.045]  Böyle iken Allah bir olarak anıldığı vakıt Ahırete inanmıyanların yürekleri burkulur da ondan berikiler anıldığı vakıt derhal yüzleri güler. Ayetin ilk muhatap kitlesi Mekkeli müşriklerdir. Biz bu ayeti "sadece onlara hitap ediyor" diyerek tarihe gömmek yerine , bu ayetin içerdiği mesajı dikkate alarak , aynı durumun Müslümanlardaki yansımalarına dikkat çekmeye çalışacağız. Bilindiği üzere bugün İslam coğrafyasında yaşayan Müslümanların inançlarının kaynağı vahiyden değil, rivayetler... Devamı

Süleyman (a.s) ın Asasını Kemiren Kurtları Mesaj İçerikli Okuma

2016-06-28 17:31:00

Süleyman (a.s) kıssası , özellikle ellerinde yönetim , askeri ve maddi güç bulunanların bu güçleri hak ve adalet ölçülerinde nasıl kullanması gerektiğini öğreten bir kıssadır. Eğer bu kıssa , "Bu kıssadaki anlatımların günümüze dönük mesajı nedir?" sorusunun cevabını aramak maksatlı okunacak olursa , yaşanan ve yaşanacak olan tüm zamanlara dair mesajlar taşıyan bilgileri ihtiva eden bir kıssa olduğu anlaşılacaktır. Bu yazımızda , Onun kıssasının anlatıldığı Sebe s. 14. ayetini ele alarak, o ayet içinde anlatılmaya çalışılan mesajı okumaya gayret edeceğiz.  [034.014] Onun ölümüne hükmettiğimiz zaman; ölümünü onlara ancak değneğini yiyen canlı farkettirdi. Yere düşünce ortaya çıktı ki; eğer cinler gaybı bilselerdi, horlayıcı azab içinde kalmazlardı. Bu ayeti literal bir anlama hapsederek okumaya çalıştığımızda ortaya çıkan anlam şu şekildedir ;  Süleyman (a.s) ölmüş olduğu halde asasına dayalı bir vaziyette yıllarca ölü olarak kalmış , bunu kimse anlamamış , onun asası bir kurt tarafından kemirilmek sureti ile kırılınca o da yere düşmüş ve öldüğü cinler tarafından böylece anlaşılmıştır.    Bu ayetin tefsirlerine bakıldığında, lafızcı yaklaşımın etkilerine rastlamaktayız , ancak bu tür tefsirlerin, ayetin içerdiği mesajı anlamakta engel teşkil ettiğini ifade etmek istiyoruz. Bu ayete sadece lafızcı bir yaklaşım ile bakıldığında, olay sadece Süleyman (a.s) ile sınırlı kalacak , ayetin zaman ve mekanı aşan evrensel mesajı ıskalanmış olacaktır.  Bu sebepten ötürü , ayetin içerdiği mesaja odaklanarak , onu okumaya çalışmak , ayetin zaman ve mekan üstünü aşan mesajını anlamamızı kolaylaştıracaktır.  Bu ayet... Devamı

Zariyat s. 47. Ayeti Evrenin Genişlemesini mi Haber Vermektedir?

2016-06-26 14:25:00

Kur'an ayetlerinin bazı bilimsel buluşları 1500 yıl önceden haber vermiş olduğu iddialarının , biz Müslümanların bilim dünyasından olan kopukluğunu ve ezikliğini örtme çabaları olarak yorumlamak sanırım yanlış olmayacaktır. Batı dünyasının kevni ayetleri okuma yolu ile elde ettiği bilgilerin, ve bu bilgiler ile elde ettiği teknolojik üstünlüğün altında ezilen biz Müslümanlar, bu bilimsel buluşlara karşı sadece "Ne olacak canım Kur'an bunları 1500 sene önce haber vermiş bunlar bizim kitabımızda zaten yazıyor" diyerek, züğürt tesellisi modundan hala çıkabilmiş değiliz.  Kur'an ayetlerinin , uçağı , treni , elektiriği , ışınlamayı v.s bir sürü bilimsel icadı 1500 sene öncesinden haber verdiği iddiaları , sadece karşımızdaki insanları kendimize güldürmekten başka işe yaramayan iddialar olup, onlar da bu iddialara karşı "Madem sizin kitabınızda var neden siz bulmadınız da biz bulduk?" şeklinde sorularla bizleri susturmaktadırlar.  Kur'anın bazı bilimsel buluşları 1500 sene öncesinden haber vermiş olduğu düşünceleri başkalarını kendimize güldürmekten başka bir işe yaramamasının yanı sıra, içinde bir takım yanlışları barındırması açısından tehlikeli bir söylem olup , bu yazımızda bu söylemin tehlikelerine dikkat çekmeye çalışacağız.  Bu söylemin temelinde ,Kur'anın Allah kelamı olmadığına dair ortaya atılan iddiaların büyük payı olduğunu , ve bu iddiaların yanlışlığını ortaya koymak için , Kur'anın bugün bilim insanları tarafından yeni bilinen bazı şeyleri, daha 1500 sene öncesinden haber verdiği , dolayısı ile bu kitabın Allah kelamı olduğu bu yolla ispatlanmaya çalışılmaktadır.  Bilimin verileri değişmez ve kesin veriler midir , yoksa bilim dün doğru dediğine ... Devamı

Ahzab s. 37. Ayetini Tarihsellikten Evrenselliğe Bir Okuma Örneğ

2016-06-24 14:52:00

Kur'an bilindiği üzere , yaklaşık 1500 yıl kadar önce Mekke ve Medine şehirlerinde Muhammed (a.s) a inmiş bir kitaptır. Bu kitabın en önemli özelliği , indiği zaman ve mekan dahilinde yaşayan insanların dil , kültür , örf , gibi unsurlarını göz önünde bulundurmuş olmasıdır. Bizler bugün Kur'anı okurken , bu unsurları göz ardı ederek, yani yaşanmışlığını ret ederek okumaya kalktığımızda, karşımıza bir çok anlama sorunu çıkacaktır.    Kur'anın 1500 sene önce inmiş olması , bugün bu kitabın bizlere dair mesajlarının olup olmadığı noktasında bazı tartışmaları beraberinde getirmiştir. Biz bu tartışmalara girmeden "Tarihsel arka plan" olarak nitelenen ve Kur'anın anlaşılmasında önemli bir faktör olan durumu göz önüne alarak , dün Medinede inen bir ayetin , bugün bizler için nasıl bir mesaj içerebileceğini ,Ahzab s. 37. ayetini ele alarak okumaya çalışacağız.  Bu yazıyı kaleme alma amacımız , Kur'anın evrensel bir kitap olduğunu ispatlamak olmadığını hatırlatmak isteriz. Tarihselcilik - Evrenselcilik gibi kavramlar etrafında yapılan tartışmaların hiç bir tarafında olmadığımızı , bu konuda daha önce yazmaya çalıştığımız yazılarda belirtmeye çalışmıştık. Ancak bir ayetin bize dönük bir mesajının olup olmadığı , eğer bir mesajı varsa bu mesajı doğru okumanın yolunun , ilgili ayetin ilk muhataplara ne dediğini tespit etmekten geçtiğini söylemek istiyoruz.  Konumuz olan ayetin meali şu şekildedir ;  [033.037]  Allah'ın nimet verdiği ve senin de nimetlendirdiğin kimseye: «Eşini bırakma, Allah'tan sakın» diyor, Allah'ın açığa vuracağı şeyi içinde saklıyordun. İnsanlardan çekiniyordun; oysa Allah'tan çekinmen daha uygundu. Sonunda Zeyd eşiyle ilgisini kestiğ... Devamı

Secde s. 21- 23 : Rivayetlere Kurban Edilmek İstenilen İki Ayet

2016-06-22 15:37:00

Kur'anı tefsirler aracılığı ile anlamaya çalışmak karşı çıktığımız bir yol olmamakla birlikte , beraberinde bir takım sorunları taşıması açısından dikkat edilmesi gereken bir durumdur. Tefsir okuyucusu öncelikle hangi tefsiri okursa okusun , bu tefsirin kişisel görüşlerin bir yansıması ve bu görüşlerde eksik ve hata barındırma ihtimalini her zaman dikkate almak zorundadır.  Tefsir yapıcısı eğer sahip olduğu mezhep veya meşrebinin görüşlerini Kur'ana onaylatmak için böyle bir işe girişmiş ise , karşımıza tam bir facia çıkabilir. İslam düşüncesine hakim olan rivayet kültürü maalesef öyle bir hal almıştır ki , neredeyse Kur'anın bazı ayetleri bu rivayetleri onaylatmak temeline dayalı düşünceler çerçevesinde yorumlanmaktadır.  Bütün tefsirlerin böyle bir düşünce içinde olduğunu iddia etmemekle birlikte , maalesef bazı tefsirlerdeki ayet yorumlarının böyle bir amaca hizmet ettirilmeye yönelik olarak yorumlandığını görmekteyiz. Bu yazımızda, Secde suresi içinden 2 ayeti ele alarak, rivayet merkezli bir yoruma örnek olarak göstermeye çalışacağız.  Secde s. 21. ayeti ;  وَلَنُذِيقَنَّهُمْ مِنَ الْعَذَابِ الْأَدْنَى دُونَ الْعَذَابِ الْأَكْبَرِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ Andolsun ki onlara en büyük azaptan önce yakın azaptan tattıracağız. Umulur ki dönerler. Bu ayet içinde geçen "Yakın azap" kelimesi  bazı tefsirciler tarafından , kabir azabı olarak yorumlanmaktadır. Tefsirlerin çoğunluğu böyle bir yoruma katılmamış olsa da , yine bazı tefsirlerde şaz olarak görülen bu gibi yorumlar bulunmaktadır. Bu yorumu yapan tefsirci eğer , ayeti kabir azabını onaylatmak amacı ile okumamış olsaydı, aynı ayet içindeki "Umulur ki dönerler"... Devamı

Yusuf (a.s) a Yapılan Secdeyi Temsili Bir Anlatım Çerçevesinde O

2016-06-20 16:58:00

Kur'anın "Ahsenel Kasas" (Kıssaların en güzeli) olarak tanımladığı Yusuf (a.s) ın kıssası , içerdiği mesajlar bakımından bir çok alt başlık altında okunmaya müsait bir kıssadır. Surenin 100. ayetinde geçen Yusuf'a secde edilmesi ile ilgili olarak tefsirler , secdenin Yusuf'a mı yoksa Allah'a mı yapıldığı noktasında tartışmalara girmiş ve farklı görüşler sergilemişlerdir. Biz bu yazımızda, Yusuf'a yapılan bu secdeyi, temsili bir anlatım çerçevesinde okumaya çalışarak , bu gibi tartışmalara girmeden , Allah (c.c) nin kendisini bizlere tanıtma bilgileri dahilindeki analojik bağını kurmaya gayret edeceğiz. Şunu baştan ifade etmek isteriz ki ; Yusuf kıssası yaşanmış bir kıssa olup , bize düşen bu yaşanmışlık dahilindeki anlatımlar ile bizlere verilmek istenilen mesajları okumaya çalışmak olmalıdır. Temsili anlatım çerçevesinde okumak demek , o kıssanın yaşanmışlığını ret etmek anlamında değil , kıssayı yaşanmışlığına hapsetmeden evrensel mesajı okumak anlamındadır.  Yusuf'a yapılan secdenin anlaşılması için , önce secde etmenin anlamı , secdenin kime ve neden yapılması gerektiğini düşünmemiz gerekmektedir. Yusuf' a yapılan secdenin sebebini öğrendiğimizde ise, Allah (c.c) ye yaptığımız ve yapmamız gereken secdenin sebebi de ortaya çıkacaktır.  Sureyi , Arapça metni ile birlikte okuyanların gözüne çarpan nokta , sure içinde Allah (c.c) nin esmasına ait Aziz , Melik , Rab , Basir gibi bazı kelimelerin insan için kullanılmış olmasıdır. Bu kullanımlar, Allah (c.c) nin kendisini bizlere tanıtmak için kullandığı isimlerin teşbihi olduğunu , özel isim olmadığını göstermesinin yanısıra, insanların günlük dillerinde kullandıkları ve ne anlama geldiğini bildikleri kelimelerin anlamları üzerinden bizim  Allah'ı tanıma... Devamı

Neml s. 66. Ayetinin Farklı Mealleri Üzerine Bir Düşünce

2016-06-17 18:56:00

Kur'an meali okuyucusunun karşılaştığı sorunlardan bir tanesi , aynı ayetin farklı meal yapıcıları tarafından yapılmış, birbiri ile zıtlık arz eden mealleridir. Bu durumun farklı sebepleri olup ,bir kaç tanesini sıralayacak olursak ; Meal yapıcısının bakış açısından kaynaklanan ayet yorumu , bir ayetin gramatik yapısının farklı çevirilere müsait oluşu , kıraat farklılıkları, bağlam , siyak sibak gözetilmeden çevrilmesi gibi sebepleri sıralayabiliriz.  Neml s. 66. ayetini okuyan bir meal okuyucusu , bir kaç mealden karşılaştırmalı olarak okuduğunda, bu ayetin farklı çevirilerine şahit olabilecek ve bu çevirilerin hangisinin daha doğru olabileceğini düşünecektir. بَلِ ادَّارَكَ عِلْمُهُمْ فِي الْآخِرَةِ بَلْ هُمْ فِي شَكٍّ مِّنْهَا بَلْ هُم مِّنْهَا عَمِونَ Bu ayetin , ulaşma imkanı bulduğumuz meallerdeki çevirilerini 2 gurupta toplayabiliriz. 1. guruptaki çeviriler ;  Abdulbaki Gölpınarlı : Hayır, onların bilgileri, bu dünyâdayken, âhirete ulaşamaz; hayır, onlar, âhiret hakkında şüphe içindedir; hayır, onlar âhiret husûsunda kördür. Bayraktar Bayraklı : Açıkçası, onların âhiret hakkındaki bilgileri yetersiz kalmıştır. Dahası, bu hususta şüphe içindedirler. Bunun da ötesinde, onlar âhiretten yana cahildirler. Bekir Sadak : Ahirete dair bilgileri yeterli midir? hayir; ondan suphe etmemektedirler. Hayir; ona karsi kordurler. * Celal Yıldırım : De ki: Göklerde ve yerde gaybı Allah'tan başka kimse bilmez ve onlar da ne zaman diriltilip kaldırılacaklarının bilincinde değillerdir. Hayır, onların Âhiret hakkındaki bilgisi kıt ve yetersizdir. Hayır, Âhiret hakkında (devamlı) şüphe içindedirler. Hayır, onlar Âhiret'ten yana (o hususta) kördür... Devamı