ismailhakki
81 Takipçi | 6 Takip
Kategorilerim

Din

Diğer İçeriklerim (391)

Yakub (a.s) Kıssası ve Evlat İle İmtihanı

Kıble Kavramı Üzerine Bir Düşünce Çalışması

Cin s. İle İlgili Bir Tefekkür Çalışması (25-28. Ayetler)

Cin s.İle İlgili Bir Tefekkür Çalışması (18-24. Ayetler)

Cin s. İle İlgili Bir Tefekkür Çalışması (8-17 Ayetler)

Cin s. İle İlgili Bir Tefekkür Çalışması (1-7. Ayetler)

Cin s. İle İlgili Bir Tefekkür Çalışması (Giriş)

Kur'andaki Yeminler Cibrile mi Ait ?

Mücadele s. 12.13. Ayetleri: Nesih ,Tarihsellik ve Evrensellik

Yunus s. 83-93. Ayetleri: Musa (a.s) ın Duası Firavunun Boğulmas

Tevbe s. 5. Ayeti: Müşriklerin Görüldüğü Yerde Öldürülmeleri ve

Tahrim s. 10-12. Ayetleri: 4 Kadın Örneği ve Meryeme Ruh Üflenme

Bakara s. 232. Ayeti : Bağlamsız ve Mezhebsel Bir Okuma Örneği

Devlet ve "İslam Devleti" Kavramı Üzerine

Oy Vermek Şirk , Oy Veren Müşrikmi dir ?

Mümtehine s. 4. Ayeti: Demokratik Sistemde Müslüman Olmak

Adem ve İblis Kıssasının Araf Suresi Bölümü İle İlgili Bir Değer

Türkiye Müslümanlarının Savrulma Seyri

Recm Cezasını Red Etmek Değil, Kabul Etmek Küfürdür

Bakara s. 78-82 Ayetleri: Elleri ile "El Kitabe" Yazanlar

Allahın Dilemesi Dilediğini Saptırması ve Hidayete Erdirmesi Aye

Toplum Düzeninin Cezai Müeyyideler İle Sağlanması ve Kur'anın bu

Bakara s. 102. Ayeti Harut ve Marut

Kur'anın Tarihselliği veya Evrenselliği Üzerine

Hadisin Kur'ana Arzı Sorunu: Keler Öldürme Hadisi Örneği

Duanın Adabı ve Sünnetullah

Enam s. 23. Ayetindeki "Fitnetuhum" Kelimesinin Çevirileri Üzeri

Maide s.33-34. Ayeti: Fesadçıların Cezası ve Tevbesi

Tüm içeriklerim
Takipçilerim (81)
30 03 2015

Yakub (a.s) Kıssası ve Evlat İle İmtihanı

Yakub (a.s) Allah (c.c) nin göndermiş olduğu Elçilerdendir , fakat onun diğer Elçiler gibi Kur'anda kıssa yollu bir anlatım dahilinde bir kıssasını görmemekteyiz. Yusuf suresi içindeki Ayetlerden onunda kıssasını okumak mümkündür. Yusuf suresi içinde onun öne çıkan özelliği , tıpkı dedesi İbrahim (a.s) gibi onunda evlat ile imtihan edilmiş olmasıdır. "Kıssa içinde kıssa" olarak niteleyebileceğimiz bir anlatım dahilinde Yakub (a.s) ın kıssasını , oğlu Yusuf (a.s) kıssasının içinde okumak mümkündür.   Kıssa yollu anlatımlardan hasıl olması gereken , kıssanın bize dönük mesaj çıkarılması şeklindeki okumamızı, bu sure içindeki Yakub (a.s) ın kıssasında da yaparak , onun kıssasından bize çıkabilecek mesajlardan birisi, olan evlat ile imtihan konusundaki başarısını ,Yusuf suresindeki Ayetleri , Yakub (a.s) açısından bakarak tefekkür etmeye çalışacağız.     Yakub (a.s) ın 12 oğlundan biri olan Yusuf bir gün babasına şunları söyler.     [012.004] Bir zaman Yusuf babasına, «Babacığım!» dedi. «Ben  on bir yıldızın, güneş ve ayın bana secde ettiklerini gördüm.»   Bunu duyan Yakub (a.s) oğluna şunları öğütler.    [012.005-6] Babası şunları söyledi: «Oğulcuğum! Rüyanı kardeşlerine anlatma, yoksa sana tuzak kurarlar; zira şeytan insanın apaçık düşmanıdır».«Rabbin seni böylece rüyandaki gibi seçecek, sana rüyaları yorumlamayı öğretecek; daha önce, ataların İbrahim ve İshak'a nimetlerini tamamladığı gibi, sana ve Yakub soyuna da tamamlayacaktır. Doğrusu Rabbin bilir, hakimdir.»   Yakub (a.s) ın 12 oğlundan ikisi olan Yusuf ve kardeşi, muhtemelen başka bir eşten olan ç... Devamı

27 03 2015

Kıble Kavramı Üzerine Bir Düşünce Çalışması

Kıble , insanların hayatlarını tanzim ettikleri düşünce ,sistem , inanç ,yaşam biçimi gibi unsurlar ile birlikte ifade edilen sembolik bir kavramdır. İstisnasız olmak üzere , Yeryüzünde yaşayan tüm insanlar yaşam süreleri içinde belirli bir hayat tarzı üzerinde yol izlerler , bu izledikleri yolu  belirleyen bir takım temel kurallar olup, bu kurallar dahilinde bir yön takip etmektedirler. "Yüzünü Çevirmek" olarak ifade edilen bu durum tüm insanlara has bir durum olup , herkesin hayatını belirleyen bir yöne yüzünü çevirmiş olması orasının "Kıble" olarak anlamını bulması demektir. Bu durum Bakara s. 148. Ayetinde şu şekilde beyan aedilmektedir.   [002.148] Herkesin bir yönü vardır oraya döner. Öyleyse siz hayırlı işlerde birbirinizle yarışın! Nerede bulunursanız bulunun, Allah hepinizi birden getirir. Şüphesiz ki Allah her şeye kadir'dir. İnsanlık tarihinin özetini iki kelime ile özetleyecek olursak ,"Kıble Savaşları" olarak özetlemek mümkündür. Her kim olursa olsun kendi tabi olduğu kıblesine diğer insanlarında tabi olması veya başka kıbleye tabi olmamak için bir mücadele içine girer. Bu durumu Bakara s. 145. Ayetinde şöyle görmekteyiz. [002.145] Sen, Kitap verilenlere her türlü delili getirsen, yine de kıblene uymazlar; sen de onların kıblesine uyacak değilsin. Onlar birbirlerinin kıblesine de uymazlar. And olsun ki, eğer sana gelen ilimden sonra onların heveslerine uyarsan, şüphesiz o zaman zulmedenlerden olursun. "Kablu" zaman zarfı olup "öncelik" ifade etmektedir , izafe edildiği şeye göre değişkenlik arz eder. Zaman , Mekan , Konum veya yapılan bir işteki önceliği ifade eder. "Kıble" kelimesi ; "Bir yeri öne almak , ö... Devamı

25 03 2015

Cin s. İle İlgili Bir Tefekkür Çalışması (25-28. Ayetler)

Cin Suresi ile ile ilgili olarak , bundan önceki yazılarımızda Surenin 24. Ayetine kadar tefekkür etmeye gayret etmiştik , bu yazımızda Surenin geri kalan Ayetlerini tefekkür etmeye gayret edeceğiz. Kul in edrî e karîbun mâ tûadûne em yec’alu lehu rabbî emedâ(emedan).  [072.025]  De ki: Size vaadedilen yakın mıdır, yoksa Rabbım onu uzun süreli mi kılmıştır bilemiyorum. Elçilerin kavimlerine olan tebliğlerinde öne çıkan unsur , onların inkarlarına karşılık helak edilme tehditleri ve yeniden diriliş'tir. Müşrik muhataplar bunları red ederek bir nevi rest çekerek Elçilere , " Sözünüzde sadıksanız tehdit ettiğinizi getirin" şeklinde ifadeler kullanmışlardır. [008.032]  Bir de: «Ey Allah'ımız, eğer bu (Kur'an) bir gerçek olarak Senin katından ise, gök yüzünden üstümüze taş yağdır veya acıklı bir azab getir (bakalım) .» demişlerdi. [010.048-9]  «Ne zamandır bu va'dedilen (azap); eğer doğru söylüyorsanız?» diyorlar. De ki: «Ben Allah'ın dilediğinin dışında kendi kendime ne bir yarar, ne de bir zarara malikim!» Her ümmetin bir eceli vardır; ecelleri gelince artık bir an geride kalamazlar, ileri de gidemezler. [017.051]  Veya gözünüzde büyüttüğünüz bir yaratık olun. Diyecekler ki: Bizi tekrar kim diriltir? De ki: Sizi ilk defa yaratmış olan. Sana başlarını sallayacaklar ve ne zaman o? diyecekler. De ki: Yakın olması umulur.  [021.038]  «Doğru sözlü iseniz bildirin bu tehdit ne zamandır?» derler. Muhammed (a.s) sadece bir Elçi olması sebebi ile gayb hakkında her hangi bir bilgisi bulunmadığını , görevinin sadece aldığı vahyi iletmek olduğunu saat konusunda her hangi bir bilgisi olmadığını bir ç... Devamı

24 03 2015

Cin s.İle İlgili Bir Tefekkür Çalışması (18-24. Ayetler)

Bundan önceki 3 yazımızda , Cin suresinin 17. Ayetine kadar tefekkür etmeye çalışmıştık , bu yazımızda 18. ve 24. Ayetler arasını tefekkür etmeye çalışacağız.  Ve ennel mesâcide lillâhi fe lâ ted’û maallâhi ehadâ(ehaden).    [072.018] Şüphesiz mescidler, (yalnızca) Allah'a aittir. Öyleyse, Allah ile beraber başka hiç bir şeye (ve kimseye) dua etmeyin .   Bu Ayet itikadımızı oluşturması gereken Ayetlerden biri olup , daha iyi anlamak için , "Secde" ve "Mescid" kelimelerin ifade ettiği anlamın ortaya konulmasında fayda vardır.   "Secde" kelimesi , "Öne eğilme , aşağı bükülme , kendini alçaltma , kibrini gururunu kırmak " anlamındadır. Terim anlamı olarak , "Allaha karşı kibrini ve gururunu kırarak ona kulluk etmek" anlamındadır. Bu kelime sadece Namaz içindeki rükunlardan birisi değildir. Namaz içinde yaptığımız secde günün belli bir vaktini kapsar , ancak kul Allah karşı olan acziyetini hayatının her safhasında göstermek mecburiyetindedir , kulun Allaha karşı olan acziyetini her halinde göstererek ona karşı kibirli bir tavır takınmadan , onun kendi hayatı için çizdiği kurallara riayet, Allaha secde etmek anlamındadır. Kul eğer hayatını Allah dışındakilerin çizdiği yola göre tayin ediyorsa secdesini onlara yapıyor anlamına gelir ve bu durumun adı "Şirk" tir.    "Mescid" kelimesi , zaman ve mekan ismi olup " Secde edilecek zaman ve mekan" anlamındadır. Bu kelime sadece Namaz kılınan mekanları kapsayan bir kelime değildir. Zaman ismi olması nedeniyle , "Mescid" kelimesi secde edilecek zaman anlamı da taşır ki bu zaman ise kulun 24 saatini kapsar. Sadece üstü örtülü bir mekan anlamı verdiğimiz takdir... Devamı

23 03 2015

Cin s. İle İlgili Bir Tefekkür Çalışması (8-17 Ayetler)

Bundan önceki iki yazımızda Cin suresine giriş ve 1-7. Ayetler arasını tefekkür etmeye çalışmıştık, bu yazımızda 8-17. Ayetler arasını tefekkür etmeye gayret edeceğiz.   Ve ennâ le mesnes semâe fe vecednâhâ muliet haresen şedîden ve şuhubâ(şuhuben).    [072.008]  «Doğrusu biz göğü yokladık; onu sert bekçiler ve kayan ateşlerle (ışınlarla) doldurulmuş bulduk.»   Ve ennâ kunnâ nak’udu minhâ mekâıde lis sem’i fe men yestemiıl âne yecid lehu şihâben rasadâ(rasaden).    [072.009] «Doğrusu biz, göğün dinleyebileceğimiz bir yerinde otururduk; ama şimdi kim dinleyecek olsa, kendisini gözleyen bir ateş (ışın) buluyor.»   Bu iki Ayeti anlayabilmek için yine Kur'ana müracaat ederek ilgili Ayetleri alt alta koymak gerekmektedir.   [015.016-18] And olsun ki, gökte burçlar meydana getirdik, onları bakanlar için donattık.Onları, taşlanmış (kovulmuş) her şeytandan koruduk.Ancak o ki, kulak hırsızlık etmiş olur. Artık onu da apaçık bir ateş parçası takip eder. [037.006-10]  Şüphesiz Biz, yakın göğü bir süsle, yıldızlarla süsledik.Ve itaatten çıkmış her azgın şeytandan koruduk;Onlar, artık mele-i a'lâ'ya (yüce topluluğa) kulak veremezler. Her taraftan taşlanırlar.Kovulup atılırlar. Ve onlar için sürekli bir azap vardır. Ancak bir çalıp çarpan müstesna. Ona da hemen bir parça ateş parçası ulaşıverir. [067.005]  And olsun ki, yakın göğü kandillerle donattık, onları şeytanlar için taşlamalar yaptık ve şeytanlara çılgın alev azabını hazırladık.   Yukarıda verdiğimiz Ayet meallerinde teşbihi bir anlatım metodu ile Vahyin geliş yolunu... Devamı

22 03 2015

Cin s. İle İlgili Bir Tefekkür Çalışması (1-7. Ayetler)

Bundan önceki yazımızda Sure ile ilgili giriş yapmaya çalışarak , Surenin Ayetlerine girmemiştik. Bu yazımızda Cin  Suresi 1. ve 7. Ayetleri üzerinde teker teker durmaya gayret edeceğiz. Kur'anı doğru anlamada usul olarak takip ettiğimiz yol olan , ilk hitabın kime olduğu yani nazil olan Ayetlerin ilk muhataplarının kim olduğu öncelikle tesbit edilerek , sonra günümüze dair olan mesajını okuma yolunu bu Surede de takip etmeye çalışarak, Mekkeli muhataplara dair olan hitabını öncelikle anlamaya çalışacağız. Surede ki Ayetleri diğer Ayetler yardımı ile anlamaya çalışarak , Kur'anın nasıl bir anlam örgüsüne sahip olduğuna bir kere daha şahid olacağız.  Mekkelilerin Cinler ile olan yakınlıklarının , yine  Cinlerin itirafları ile yanlış olduğunu ortaya koyan bir nevi itirafname olarak okumanın daha doğru sonuç doğrucağını düşündüğümüz Ayetleri sadece Mekkelilere has olarak inmiş Ayetler okunması düşüncesi içinde olmadığımızı öncelikle hatırlatmak isteriz. Her devirde Cinler ile ilişkiler kurarak onlar vasıtası ile sapmak durumunda olan herkesi ilgilendiren bu Ayetlerdeki genel mesaj yine onlar tarafından bir itiraf olarak okunmalı ve Cinlerin onları bir bakıma enayi yerine nasıl koyduklarını görmelidirler.  Sureyi okurken Cinlerin nasıllığı varlığı , yokluğu veya insan oldukları gibi tartışmalar içine girmek "Havanda su dövmek" misali getirisi olmayan tartışmalar olup , Batı ve Doğu edebiyatında örnekleri olan "Fabl" yani Hayvanların konuşturularak onlar üzerinden mesaj verilme metodunun Kur'ani bir versiyonu olarak Cinlerin konuşturularak İnsanların ibret almasının amaçlanması olarak okunması gerektiğini düşünmekteyiz.  "Fabl" tarzı bir eseri okurken "Yahu hayvan konuşurmu?" şeklinde nasıl bir itirazda b... Devamı

21 03 2015

Cin s. İle İlgili Bir Tefekkür Çalışması (Giriş)

Cin s. Kur'anda 72. sırada yer alan , Mekke de indirilmiş 28. Ayetlik bir suredir. Surenin Ayetlerine geçmeden önce Sureye adını veren "Cin" kelimesinin ihtiva ettiği anlamı , bu kelimenin Kur'anda geçtiği diğer Ayetler yardımı ile anlamaya çalışmakta fayda vardır.   Bu kelime , "Bir nesneyi duyulardan saklamak veya gizlemek" anlamına gelen , "Elcennü" kelimesinden türemiştir.   "Elcennetü"= Ağaçlarıyla yeri gizleyen her tür bahçe. "Elcünnetü"= Sahibini saklayan, gizleyen, koruyan kalkan. "Elcenanü"= Duyulardan saklı olduğu için "Kalb'e" bu ad verilmiştir. "Elceninü"= Anne karnında olan bebeğe görünmediği için bu ad verilmiştir.    Bu kelimenin sözlük anlamında kullanıldığı bir kaç Ayet vererek Kur'anda geçişlerini görelim.   [006.076]  Gecenin karanlığı onu kaplayınca(Cenne) bir yıldız gördü, Rabbim budur, dedi. Yıldız batınca, batanları sevmem, dedi. [068.017]  Biz; vaktiyle o bahçe sahiplerini (Eshabul cenneti) denediğimiz gibi bunları da denedik. Hani sabah olunca; onu mutlaka devşireceklerine ve biçeceklerine yemin etmişlerdi. [018.039]  Bahçene (Cenneteke) girdiğin zaman her ne kadar mal ve nüfuz bakımından beni kendinden daha az buluyorsan da; maşaallah, Allah'tan başka kuvvet yoktur, demen lazım değil miydi?. [053.032]  Onlar ki günahın büyüklerinden: vebalden, fuhşiyyattan kaçınırlar, ancak ufak tefek kusur başka, şübhesiz ki rabbın geniş mağfiretlidir, hem sizin her hallerinize a'lemdir, sizi Arzdan inşa ettiği sıra ve sizler analarınızın karınlarında cenînler(Ecinnetin) iken, şimdi nefislerinizi tezkiyeye kalkışmayın odur en bilen müttakı olanı ... Devamı

20 03 2015

Kur'andaki Yeminler Cibrile mi Ait ?

Yazımıza böyle bir başlık atma sebebimiz , Sayın Mehmet Okuyan Hoca nın, Akabe vakfında yapmış olduğu "Envarul Kur'an" dersinde , Kur'andaki yeminlerin Cibrile ait olduğu iddiası üzerinedir. Sayın Hoca nın bu derste "Kur'an Yeminleri" (Müddessir s. 5 ) konusunda söylemiş olduklarını ,bu düşüncesi haricinde takdire şayan bulduğumuzu öncelikle hatırlatarak bu konu ile ilgili söylediklerini nakledip düşüncelerimizi paylaşmak istiyoruz.  Sayın Hoca, bu konu ile ilgili olarak şunları söylemektedir; "Cümlede yemin ile ifadeyi desteklemek Allaha aittir . Yeminin lafzı Cebraile ait mana Allahındır.Cümlenin yeminle gelmesi kararı Allahındır. Kur'an önce onun kelamıdır , meselenin söz boyutu Cebraile aittir. " Feve Rabbike" (Rabbine yemin olsun ki) lafzı Allaha ait olsaydı "Bana yemin olsun " der di kendisi üzerinden yemin ederdi." Sayın Hocanın , "Kur'anın Allah kelamı olduğu düşüncesi tabi ki doğrudur  , bu kelamın içinde Cibrilin sözününde olduğu iddiasına katılmadığımızı söylemek  istiyoruz. Kur'an Elçi aracılığı ile inmiş bir Kitap olduğu için tamamı için, "Elçi sözüdür" ifadesi kullanılmış olup, Sayın Hoca nın iddiası , Kur'an da Allah (c.c) ye ait olmayan sözler olduğu yönündedir , Sayın Hoca Allaha ait olmayan bu sözlerin Kur'andaki yeminler olduğu ve bu yemnlerin Cebraile ait olduğunu iddia etmektedir.  Sayın Hoca şayet , "Kur'anın tamamı Cebrail in sözüdür"  şeklinde bir ifade kullanmış olsaydı bu ifadenin altına imzamızı atardık , Kur'anın Cebrail sözü olması demek, manasını onun beyan etmesi demek anlamında değildir. Kur'anın tamamı mana olarak Allah (c.c) nin kelamıdır, ancak bu kelamın yerdeki Beşer El... Devamı

18 03 2015

Mücadele s. 12.13. Ayetleri: Nesih ,Tarihsellik ve Evrensellik

Kur'anın bir Ayetinin diğer bir Ayetin hükmünü kaldırması ile gerçekleştiği iddia edilen Nasih Mensuh teorisine delil getirilen Ayetlerden bir tanesi de Mücadele s. 12. Ayeti olup , bu Ayetin hükmünün . 13. Ayet ile kaldırıldığı düşüncesi,  sure ile ilgili tefsirlerde yer almaktadır. Nasih Mensuh konusu herhangi bir nas ile sabit olmayıp göreceli bir konu olup , 500 Ayet ile 5 Ayet arasında neshin vaki olduğu düşüncesi yaygındır. Verdiğimiz rakamlar teorinin ne kadar kaypak bir zemine oturduğunun göstergesi olup , A tefsircisine göre neshe uğradığı iddia edilen bir Ayetin , B tefsircisine göre neshe uğramadığı düşüncesi mevcuttur.   Mücadele s. 12.ve 13. Ayetleri neshe uğradığı iddia edilen Ayetlerden olup , bu konudaki düşüncemiz böyle bir durumun vaki olmadığı yönünde olup, ilgili Ayetlerin önce tarihsellik sonra da evrensellik açısından nasıl anlaşılabileceği yönündeki düşüncelerimizi paylaşacağız. Nasih Mensuh konusunda kısaca , Kur'anda hiç bir Ayetin böyle bir işleme tabi tutulmadığı düşüncesinde olanlara katıldığımızı hatırlatmak isteriz.   [058.012]  Ey iman edenler! Resul ile gizli bir şey konuşacağınız zaman bu konuşmanızdan önce bir sadaka veriniz. Bu sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Şayet bir şey bulamazsanız, artık Allah bağışlayan ve merhamet edendir..   [058.013] Yoksa fısıltınızdan önce sadaka vermekten korktunuz mu? Madem ki, yapmadınız, Allah da size tevbe lütfetti, artık salatı ikame edin, zekatı verin ve Allah'a ve resulune itaat edin! Allah her ne yaparsanız haberdardır.   Bu sure içinde çokça geçen "Necva" kelimesi , "Fısıldamak ve birisiyle yalnız kalmak" anlamındadır. Surenin , 7-8-9-10. Ayetlerine baktığımızda bu ke... Devamı

15 03 2015

Yunus s. 83-93. Ayetleri: Musa (a.s) ın Duası Firavunun Boğulmas

Yunus s. 83-93. Ayetleri: Musa (a.s) ın Duası Firavunun Boğulması   Kur'an kıssa yollu anlatımları ile , bizden öncekilerin yaşantılarından kesitler sunarak , onlardan ibretler çıkarmamızı amaçlamaktadır. Kur'an kıssaları ile ilgili yazılarımızda,dikkat edilirse kıssanın yaşandığı zaman ve mekan çerçevesindeki anlatımların bize dönük nasıl bir mesajı olabilir sorusunun cevabını arayarak bu konudaki düşüncelerimizi paylaşmaya çalışıyoruz. Musa (a.s) kıssası Kur'anda hacim olarak en fazla yer tutan kıssa olarak önümüzde durmakta ve kıssa ile ilgili yapılan anlatımlardan bir çok mesajlar okumak mümkündür. Bu yazımızda kıssanın Yunus s. içindeki bölümünün Sihirbazların imanı sonrası başlayan ve Firavunun boğulma süreci ile son bulan kısmındaki Ayetleri ele almaya çalışacağız. Musa (a.s) a karşı toplanan Sihirbazların yenilgileri sonucunda, Firavun yeni bir soykırım başlatarak İsrailoğulları üzerindeki baskılarını artırmıştır(7.127). [010.083]  Sonunda Musa'ya kendi kavminin bir zürriyetinden (gençlerinden) başka -Firavun ve önde gelen çevresinin kendilerini belalara çarptırmaları korkusuyla- iman eden olmadı. Çünkü Firavun, gerçekten yeryüzünde büyüklenen bir zorba ve gerçekten ölçüyü taşıranlardandı. Bu Ayetten anlaşıldığı üzere, Firavun ve Mele si baskılarını iyice artırmış ve İsrailoğulları üzerinde üzerinde büyük bir korku oluşturmuştur. Baskılardan korkan İsrailoğulları kavmine mensup bir çok kişinin Musa (a.s) a iman etmediği bildirilmektedir. Burada ortaya çıkan durum , Dünya hayatında her hangi bir sıkıntıya düşme korkusunun Ahiret hayatına tercih edilmiş olmasıdır. Allah (c.c) bir çok Ayetinde bu tür tercih ya... Devamı

14 03 2015

Tevbe s. 5. Ayeti: Müşriklerin Görüldüğü Yerde Öldürülmeleri ve

Kur'an okumalarında yapılan yanlışlardan birisi , okunan Ayetin tarihi arka planının hesaba katılmadan okunarak anlaşılmaya çalışılmasıdır. Özellikle Medine de inen Ayetleri anlamanın yolu, tarihsel arka plan bilgisinin göz ardı edilmemesi ile mümkündür. Arka plan ve okunan Ayetin bağlamı göz ardı edilerek yapılan anlama çalışmaları , anlama çalışmasından çok anlaMAma çalışmasına dönüşmesi ile karşı karşıya kalabilir.   Tevbe s. 5. Ayeti , tarihi arka plan ve bağlam gözetilmeden okunarak, bazı yanlış anlamalara sebebiyet veren Ayetlerden biri olarak yerini korumaktadır. Kur'an merkezli düşünce sloganı ile yola çıkanların bir kısmı , bu Ayeti bu gün inmiş gibi okumaya çalışarak altından kalkamayacakları bir yükün altına girmişler , bu düşünceye karşı çıkanlarda "Kur'anın bu hükmünü neden uygulamıyorsunuz?" şeklinde istihzai sorularla, bu düşüncedeki insanları köşeye sıkıştırmaya çalışmaktadırlar. Ateist taifesi bir başka cepheden saldırarak , kendilerince Allahı haşa gaddar olmakla suçlama çalışmaları içinde cihada!! girişmişlerdir. Bu problemler dahilinde, "Tevbe s. 5. Ayetini nasıl doğru anlayabiliriz?" sorusunun cevabını bu yazımızda aramaya çalışacağız.   Tevbe s. 5. Ayetini tek başına okuduğumuz zaman , Allah (c.c) nin bizlere elde kılıç sokaklarda müşrik avına çıkmamızı emrediyor gibi bir durum göze çarpmaktadır, acaba gerçekten öyle mi ?, bunu anlayabilmek için Tevbe suresinin ilk Ayetlerinden itibaren konu bütünlüğü içinde okumak gerekmektedir.     [009.001] Kendileri ile aranızda antlaşma bulunan müşriklere Allah ve Peygamber'i tarafından yöneltilen bir ilişki kesme ihtarıdır .  [... Devamı

12 03 2015

Tahrim s. 10-12. Ayetleri: 4 Kadın Örneği ve Meryeme Ruh Üflenme

Kur'an meseller ile yaptığı anlatımlarda, görsel bir metodu kullanarak muhataplarının zihninde bilindik şeylerle benzetme yaparak , verilmek istenilen mesajın anlaşılmasında kolaylık sağlamaktadır. Bu yazımızda, Tahrim s. son Ayetlerinde verilen 4 Kadın örneğinin hayat içindeki yansımalarını okumaya çalışacağız.  [066.010]  Allah, inkâr edenlere, Nuh'un karısı ile Lût'un karısını misal verdi. Bu ikisi, kullarımızdan iki sâlih kişinin (nikâhları) altında iken onlara hainlik ettiler. Kocaları Allah'tan gelen hiçbir şeyi onlardan savamadı. Onlara: Haydi, ateşe girenlerle beraber siz de girin! denildi. [066.011] Allah, inananlara da Firavun'un karısını misal gösterdi. O: Rabbim! Bana katında, cennette bir ev yap; beni Firavun'dan ve onun (kötü) işinden koru ve beni zalimler topluluğundan kurtar! demişti. [066.012]  İffetini korumuş olan, İmran kızı Meryem'i de (Allah örnek gösterdi). Biz, ona ruhumuzdan üfledik ve Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını tasdik etti. O gönülden itaat edenlerdendi.   Nuh ve Lut (a.s) lar , Allah (c.c) nin göndermiş olduğu Elçilerden iki tanesidir. Bu Elçiler Allah (c.c) den aldıkları vahyi en yakınlarından başlayarak tebliğ etmek gibi bir mecburiyetleri olduğunu bilerek en yakınları olan eşleri ve çocuklarına bu tebliğleri mutlaka iletmişlerdir(Şuara s. 214). Bütün Elçilerin tebliğ süreçlerinde dikkat etmeleri gereken önemli bir nokta vardır ki o da , kimsenin üzerinde inanması için bir baskı kuramayacaklarıdır. Muhammed (a.s) a müteaddit kereler "Kimse üzerine vekil gönderilmediği , zorlayıcı olmadığı v.s" gibi ikazlarla bu durum ona ve bizlere hatırlatılmıştır.    En yakınlarının Elçi olmalarına rağmen iman etmeyenler ile ilgili Ayetlerden bir kaç... Devamı

10 03 2015

Bakara s. 232. Ayeti : Bağlamsız ve Mezhebsel Bir Okuma Örneği

Müslümanlar arasındaki ihtilaflara baktığımızda , bu ihtilafların temelinde yatan en başta gelen sebeblerden bir tanesi , okunan herhangi bir Ayetin, bağlamdan kopuk veya mensup olunan mezhebin düşüncesi doğrultusunda okunarak anlaşılmaya çalışılması ve bunun neticesinde oluşan farklı düşüncelerin ihtilaflara sebeb olmasıdır. Bu yazımızda bu metod ile okunan Bakara s. 232. Ayetinin 2. farklı anlamı üzerinde durarak doğru anlamın hangisi olabileceği yönündeki düşüncelerimizi paylaşmaya çalışacağız.   Bakara s. 232. Ayetinin Arapça metni şu şekildedir.    Ve izâ tallaktumun nisâe fe belagne ecelehunne fe lâ ta’dulûhunne en yenkıhne ezvâcehunne izâ terâdav beynehum bil ma’rûf(ma’rûfi), zâlike yûazu bihî men kâne minkum yu’minu billâhi vel yevmil âhır(âhıri), zâlikum ezkâ lekum ve ather(atheru), vallâhu ya’lemu ve entum lâ ta’lemûn(ta’lemûne).    Bakara s. 232. Ayetine verilen anlamlar şu şekildedir.   1-[002.232] [E0] Kadınları boşadınız da ıddetlerini bitirdiler mi, aralarında meşru surette rızalaştıkları takdirde kendilerini kocalarına nikâh edecekler diye tazyık da etmeyin, bu işte içinizden Allaha ve Ahıregününe iman etmiş olanlara verilir bir öğüttür, bu sizin hakkınızda daha hayırlı ve daha nezihtir, siz bilmezken Allah bilir.   2-[002.232] [DV] Kadınları boşadığınız ve onlar da bekleme müddetlerini bitirdikleri vakit, aralarında iyilikle anlaştıkları takdirde, onların (eski) kocalarıyla evlenmelerine engel olmayın. İşte bununla içinizden Allah'a ve ahiret gününe inanan kimselere öğüt verilmektedir. Bu öğüdü tutmanız kendiniz için en iyisi ve en t... Devamı

08 03 2015

Devlet ve "İslam Devleti" Kavramı Üzerine

Devlet kavramına , "İnsanların fıtratları gereği birlikte yaşama ihtiyacının sonucu olarak ortaya çıkan yönetim kademelerinin altında toplandığı çatı " şeklinde bir tarif getirmek sanırım yanlış olmayacaktır. İnsanın sosyal bir varlık olması, onların birlikte yaşamaları gereğini ortaya çıkarmış ve bu sosyal yapı Aile , Köy , Şehir ,kabile, Ülke v.s gibi terimler etrafında bir oluşum sağlamasını gerekli kılmıştır. Bu gereklilik bazı sorunları ortaya çıkarmış ve ortaya çıkan bu sorunların aşılması için bir takım kurallar konarak uyulması zorunlu kılınmıştır.  En küçük insan topluluğu olarak ifade edebileceğimiz "Aile" içinde bile bir yönetici tayin edilmiştir. Nisa s. 34. Ayetinde Erkeklerin Kadınlar üzerinde "Kavvam" (Koruyucu) tayin edilmiş olmaları , onların bu görevlerini yerine getirmede bazı yetkiler üstlenmesi günümüz tabiri ile "Aile Reisi" olmalarını gerektirir.   Yöneten - Yönetilen , Amir-Memur, Ast-Üst , İşçi -İşveren v.s şeklinde ayrışımlar, birlikte yaşama ihtiyacının doğurduğu kaçınılmaz durumlar olup, asıl olması gereken bu guruplardaki insanların belirli kurallar dahilinde hareket etmeleridir. Örnek verecek olursak , yönetici pozisyonunda olan bir insan , yönetimi altındaki insanlara hiç bir şekilde zulmetme hakkına sahip değildir , yönetimi altındaki insanlar ile ilgili kararlarında Hak - Hukuk -Adalet prensiplerini gözetmek zorundadır.    "Devlet" dediğimiz oluşum , İnsan yönetimi ile ilgili olan kurumların altında toplandığı çatı olduğuna göre , Devlet yöneticisi kademesinde olanların da, yönetimi altında olan İnsanlara karşı bir takım sorumlulukları vardır. Yöneticiler bu sorumluluklarını hazırladıkları kanunlar ile yerine getirmeye çalışı... Devamı

05 03 2015

Oy Vermek Şirk , Oy Veren Müşrikmi dir ?

Türkiye de genel seçimlerin yaklaşmış olması , seçimlerde oy kullanmanın hükmünün ne olduğu tartışmalarını beraberinde getirecek ve bu tartışmalarda tekfirler havada uçuşacaktır. Bu yazımızın konusu bu tartışmalar sonucu meydana gelen "Kafir" , "Müşrik" gibi suçlamaların önce kimler için yapılabileceği , sonra bu suçlamaların oy verenler için yapılıp yapılamayacağını irdelemeye çalışacağız.  "Kafir" ve "Müşrik" kavramlarının Kur'an da kullanılış yerleri ve kimler için kullanıldığı , bizlere bu kavramların kullanımı konusunda da fikir sahibi olmamızı kolaylaştırmaktadır. Bu kavramlar , kendilerine Elçiler ile gelen Vahyi duyduktan sonra bilerek ve kasten red etmiş olmaları neticesinde onlar için kullanılmıştır.    Bir kişinin Kafir veya Müşrik vasfını alma sebebi kendisine gelen hakkı BİLEREK red etmiş olmasıdır. Kendisine herhangi bir tebliğ ulaşmadan bir kimseye Kafir veya Müşrik demek doğru değildir , çünkü bu vasfı hak etmek için gerekli olan bilgiler kendisine ulaşmamıştır. Şayet bir kimseye gerekli olan bilgiler verilir , ondan sonra anlayarak bilerek bu bilgileri red eder ve yanlışında devam etmekte ısrar ederse bu vasıflar o kimse için geçerli olur.    Bu gün Türkiye de hakim olan sistemin, Kemalist ve Laik bir temeli olduğu herkesin malumudur. Her Müslümanın en azından bu sistemden rahatsız olması ve bunu bir şekilde dile getirmesi zorunluluğu vardır. Daha önce yazdığımız , "Mümtehine s. 4. Ayeti , Demokratik Sistemde Müslüman Olmak" başlıklı yazımızda bu konuyu dile getirmeye çalışmıştık. Ancak bu yazıya , oy vermenin şirk olup olmadığı şeklinde sorular geldiği için bu konudaki düşüncemizi paylaşmanın gerekli olduğunu düşünd... Devamı

01 03 2015

Mümtehine s. 4. Ayeti: Demokratik Sistemde Müslüman Olmak

Allah (c.c) yaratmış olduğu her şeyi "Alem" olarak niteleyerek , bu Alemlerin yaşadıkları alanı kendisinin mülkü olduğunu bildirmiş ve bu mülk içinde yaşayan herşeyin Rabbi ve Meliki olduğunu ilan etmiştir. Alemlerin Rabbi ve Meliki olmasının , Yaratmış olduğu İnsanlar üzerindeki tezahürü  , Arz üzerinde yaşayan İnsanlara yaşadıkları hayat boyunca tabi olacakları kuralları Elçiler ve Kitaplar göndererek beyan etmesi şeklinde gerçekleşmiştir.   Alemlerin Rabbi ve Meliki olan Allah (c.c) nin mülk alanı dahilinde yaşayan İnsanların , Mülkün gerçek sahibinin kurallarına uygun bir hayat sürmesi mecburiyetinde olmalarını red ederek kendi kurallarını üretmeye kalkmaları, Kur'anda "Tağut" ve "Şirk" kavramları etrafında ele alınarak , İnsanların bu yola tabi olmamaları gönderilen Elçilerin tebliğleri ile hatırlatılmaya çalışılmıştır.    Bu Elçiler sadece tebliğ etmekle yani sadece postacı olmakla kalmamış , getirdikleri Mesaj ile kendilerinin de muhatap olmaları nedeni ile bu mesajı  yaşayarak tüm zamanlara örnek olmuşlardır.Kendi gibi yaratılmış olanlar üzerinde , Allah (c.c) nin hakkı olan tasarrufu kendi elinde tutmaya çalışanların genel adı Kur'anda "TAĞUT" olarak belirtilmiştir.   Bu örnek Elçilerden olan atamız İbrahim (a.s) ın kıssasını okuduğumuzda , gerçek Rab ve Meliğin hükümleri terkederek kendi yanlarından çıkarmış olduklarına tabi olan müşrik kavmine karşı vermiş olduğu Tevhidi mücadelenin  Kur'andaki anlatım amacı bizlerin yolunu o doğrultuda çizmesi gerektiğini amacına matuftur.  İbrahim (a.s) dahil tüm Elçiler , Allah (c.c) nin onlara ilettiği mesaja uygun olarak tebliğlerini yapmışlardır. Bu tebliğ metodunda öne çıkan un... Devamı

27 02 2015

Adem ve İblis Kıssasının Araf Suresi Bölümü İle İlgili Bir Değer

Adem ve İblis kıssası, Kur'anın 7 ayrı suresinde geçmekte olup , Mushaf dizilişine göre 2. olarak Araf s. içindeki Ayetlerde geçmektedir. Bu sure içinde geçen kısmı diğer surelerden farklı olarak, kıssa anlatıldıktan sonra devam eden Ayetlerde ki "Ey Adem oğulları" hitabı ile başlayan Ayetlerin , bu kıssanın sadece belli bir zaman ve mekan içinde değerlendirilmekten çok yaşayan bütün insanların kıssası olduğunu göstermesi açısından önemli mesajlar içermektedir.   Bu kıssa ile ilgili yorumlara bakıldığında, bir çok konuda müşkilat olduğu ve bu müşkilatların , Kur'an bağlamında değil zan ve İsrailiyyat bağlamında çözüme kavuşturulmaya çalışıldığını görmekteyiz. Kur'an geneline yayılmış olan bu kıssayı okurken dikkat edilmesi gereken hususları , "Adem ve İblis Kıssasını Okuma Klavuzu" başlıklı bir yazımızda değinmeye çalışmıştık.   İnsanların nasıl çoğaldığı sorusu herkes tarafından merak edilen bir soru olup , bu sorunun cevabının , bu kıssada verildiği düşüncesi ile bir takım yorumlar getirilmiştir. Meşhur olan yorum , ilk yaratılanın Adem ve eşi olması nedeniyle bunlardan olan çocukların çapraz vari evlilik yaparak çoğaldığı yorumudur. Bu yorum tabi ki problemli bir yorum olup , kardeş evliliğinin haram olması nedeniyle bunun mümkün olmadığı iddiası dile getirilmektedir.   Kardeş evliliği yorumuna karşı getirilen , bir başka yorum bu surenin 11. Ayetinde ," Andolsun ki, sizi yarattık, sonra size suret verdik. Sonra da, «Âdem'e secde ediniz,» diye meleklere emrettik, derhal secde ettiler. Ancak iblis, o secde edenlerden olmadı." şeklinde buyurulmasından hareketle Adem den önce yaratılmış olan İnsanlar var olduğu , çoğalmanın bu yolla gerçekleştiği yön&... Devamı

26 02 2015

Türkiye Müslümanlarının Savrulma Seyri

Allah (c.c) yeryüzünde yaratmış olduğu insanlara sadece kendisini İlah ve Rab olarak tanımalarını , başka İlah ve Rablere kulluk etmemelerini hatırlatan Elçiler ve Kitaplar göndermiştir. Allah (c.c) nin tek İlah ve Rab olması demek , yarattıkları üzerinde hüküm koyma hakkının kendisinde olması anlamına gelmesi demek olup , bu hakkı sadece kendisinde gören insanlar ile bu hakkın Allah (c.c) nin olduğunu iddia edenler arasındaki savaş ilk İnsan dan beri var olmuş , son insana dek sürecektir.    Kur'an da anlatılan Elçi kıssaları tarih boyunca yaşanan bu mücadelenin canlı örnekleri olup , özellikle Elçiler ve onlarla birlikte olanlarda ki örneklerin bizler için de dikkate alınması gerekmektedir. Elçiler ve onlarla birlikte olanların bizlere anlatılması , onların ne kadar Kahraman ve Mü'min olduklarının entellektüel sohbetlerde anlatılarak, masal tadında dinlenmesi için değildir.    Elçiler ve onlarla birlikte olanlar , Müşrik kavimleri ile aralarında keskin bir çizgi oluşturarak onların dinleri ile alakalarını kesmişler sadece Allahın Dinini yaşamak için gayret etmişlerdir. Bu süreç, ta ki Muhammed (a.s) ın Elçiliğinde de böyle gerçekleşmiştir. Kur'an , bütün Elçilere olduğu gibi Muhammed (a.s) a da  DİN YALNIZ ALLAHIN OLANA , FİTNE YERYÜZÜNDEN KALKANA KADAR CİHADA DEVAM hedefi göstererek bu yolda nasıl yürümesi gerektiğini ona ve onunla birlikte olanlara göstermiştir. Muhammed (a.s) dan önceki Elçilerin kıssaları işte burada devreye girerek bu yolda yürüyen öncekilerin mücadeleleri ve çektikleri çileler, o ve onunla birlikte olanların yolunu aydınlatmıştır.    Muhammed (a.s) ve onunla birlikte olanlara tavsiye edilen en önemli nokta ... Devamı

24 02 2015

Recm Cezasını Red Etmek Değil, Kabul Etmek Küfürdür

Müslümanların , kendi aralarında olan farklı düşüncelerin hangisinin doğru olduğu kararını, Kur'anın değil rivayetlerin belirleyiciliği ışığında yapmak gibi bir usullerinin var olduğu herkesin malumudur. Farklı düşüncede olan insanların birbirlerini tekfir etmelerine kadar varan sonuçlara sebeb olan , belirleyici bir Kitap üzerinden yapılmayan bu tartışmalara verebileceğimiz bir örnek konu , "Recm" cezası konusudur.    Bu cezanın var olduğunu kabul edenler , bu cezanın olmadığını iddia edenleri "Kafir - Hadis ve Sünnet inkarcısı" gibi suçlamalarla tekfir etmektedirler. Bu yazımızda illaki birilerini tekfir etmek gerekiyorsa, bu cezayı red edenlerin değil , kabul edenlerin tekfir edilmesi gerektiğini iddia ederek, bu iddiamızın Kur'an temelli olarak delillendirmeye çalışacağız.    Klasik İslam hukukunda , evli Kadın veya Erkeğin zina yapması halinde ona uygulanacak olan ceza, onların  taşlanarak öldürülmesi yani "Recm" edilmesi olarak belirlenmiştir. Bu belirlenme, Kur'anın bu konudaki emri göz ardı edilerek yapılmış ve bu cezanın yerleşmesi için akıllara zarar düşünceler ortaya atılarak , Ehli Sünnet akaidi nin amentüsü haline getirilmiştir, bu düşünceler kısaca şöyledir.    Evli Kadın veya Erkek zina ettikleri zaman ,onların recm edilerek öldürülmeleri gerektiğine dair  bir Ayetin aslında indiği , ancak bu Ayetin Muhammed (a.s) ın vefatı sırasında Aişe validemizin odasına giren bir keçi tarafından yenildiği !!! , ve bu yenilen Ayetin Mushafa alınmamış olması onun hükmünün geçerli olmaMAsı gerektiği düşüncesini geliştirmiş ve ayrı bir garibet olan "Nasih Mensuh" teorisi altında , "Hükmü baki metni mensuh" şeklinde alt kategori ihdas edilerek... Devamı

21 02 2015

Bakara s. 78-82 Ayetleri: Elleri ile "El Kitabe" Yazanlar

Kur'an okumalarında yapılan yanlışlar dan birisi , ilgili Ayeti sadece hitap çerçevesi ile sınırlamak ve bize dönük herhangi bir mesajının olup olmadığı konusunda herhangi bir düşünce yürütmemektir. Bu tür yapılan okumalarda ilgili Ayetler ,sadece tarihsel olduğu veya belli bir kesime hitap ettiği düşüncesi ile okunduğu için bizleri ilgilendirmediği düşüncesi hakim olmaktadır. Bu tür okumalara örnek vereceğimiz Ayetlerden birisi de Bakara s. 78-82. Ayetleri arasındaki bölümdür.    [002.078] [TK] Onlardan bir bölümü de ümmidir. Kitabı bilmezler; (bildikleri) bir sürü asılsız şeylerden başka değil; bunlar yalnızca zannederler.   Ayetlerin özel hitap çerçevesine baktığımızda , İsrailoğulları ile ilgili olup onlardan El Kitabe yi bilmeyenlerin, ilerleyen Ayette göreceğimiz gibi başkalarının uydurdukları sözleri "El Kitabe" zannetmeleridir. Bu Ayetleri belirli bir hitap çerçevesinden çıkararak , bize dönük mesajlar olarak okuduğumuz zaman şunları görebiliriz.   [002.079]  Vay, Kitabı elleriyle yazıp, sonra da onu az bir değere satmak için, «Bu Allah katındandır» diyenlere! Vay ellerinin yazdıklarına! Vay kazandıklarına!   Bu Ayet, bağlam itibarı ile İsrailoğullarına hitap etmektedir. Tefsirlere bakıldığında , onların Allah (c.c) nin indirdiği Kitaba karşı olan muameleleri etrafında yorumlar yapıldığını görürüz. Bu yorumları yanlış olarak tavsif etmiyoruz , ancak eksik olarak tavsif edebiliriz. Okunan herhangi Ayeti sadece hitap çevresi ile sınırlı kılarak yapılan okumalara örnek olarak, İsrailoğulları ile ilgili Ayetleri verebiliriz. "Ey İsrailoğulları" şeklindeki hitapların ,sadece onlarla ilgili okunduğu zaman ilgili Ayetlerden bize dön&u... Devamı

18 02 2015

Allahın Dilemesi Dilediğini Saptırması ve Hidayete Erdirmesi Aye

Kader konulu tartışmalar, Müslümanlar arasında en fazla görüş ayrılıklarına sebeb olması açısından gündemdeki yerine her zaman korumaktadır. Bu tartışmaların ne zaman başladığının tesbitinin yapılması, konuyu anlamakta önemli rol oynayacaktır. Temelinde yatan düşünceyi bilmeden kader konusunda doğru bir anlayış ortaya koymak mümkün değildir.    Bu tartışmaların temelinde , öncesi çok eskiye dayanan "Ümeyye oğulları" ve "Haşim oğulları" kavgası yatmaktadır. Osman ve Ali (r.a) ların hilafetleri döneminde bu iki aile arasında iyice su yüzüne çıkan iktidar kavgası, Muaviye nin mensup olduğu "Ümeyye oğulları"nın iktidar olması ile farklı bir boyut kazanmıştır.   Muaviye nin iktidara meşru yollardan gelmemiş olması , onun  meşru olmayan iktidarını, meşrulaştırma gibi bir çabanın içine girmesini mecbur bırakmıştır. "Kader" kavramı arkasına sığınılarak , Muaviye iktidarını Allah (c.c) nin ezelde yazdığı bir yazgı olduğu ve bu yazgıya karşı çıkmanın Allaha karşı çıkmak olduğu etrafında düşünceler geliştirilmiştir. Geliştirilen bu düşüncenin temel düşüncesi , kul olarak bizlerin ezelde yazılmış bir senaryo gereği başımıza gelenlere sabretmek ve kabullenmek yatmaktadır.    Bu düşüncenin hadis yolu ile destek sağlanma çabası içine girilmiş olması , henüz hadis tedvin çalışmalarının başlamamış olmasının verdiği avantaj Emevilerin ekmeğine yağ sürmüştür. Hadis tenkidi metodunun "Sened tenkidi" metodu ile yapılmasının en büyük sebebi, bu tür hadislerin metin yönünden tenkide tabi tutulmaması yönünde olan düşünceden kaynaklanmaktadır. Şayet hadisler "Metin tenkidi" metodu ile sağlamaya tabi tutulsaydı iktidara karşı... Devamı

16 02 2015

Toplum Düzeninin Cezai Müeyyideler İle Sağlanması ve Kur'anın bu

İnsan , yaratılışı itibarı ile birlikte yaşamaya muhtaç bir varlıktır. Bu ihtiyacını Aile , Köy , Kasaba , Şehir ve Devlet bazında yaşam tarzı geliştirerek karşılamaya çalışır. En küçük topluluk olan Aile ve en büyük topluluk olan Devlet içinde yaşamanın bir takım kuralları vardır ki herkesin bu kurallara uyması zorunluludur. Bu kurallara uymayarak haddi aşanlara bir takım had cezaları getirilmiştir ki bu tür cezalar bütün hukuk sistemlerinde vardır.  Cezaların asıl mantığında dürüst insanları korumak , ve dürüst insanlara karşı suç işleyenleri onlara karşı bu suçu işlememelerini sağlamaya yönelik caydırıcı cezalar olmalıdır. Aksi bir uygulama suçluları ödüllendirmek olur ki  böyle bir toplumda yaşamak neredeyse imkansızlaşır.   Allah (c.c) yaratıcı ve tek İlah olması nedeniyle kullarının yaşadığı topluma bir takım düzenlemeler getirmiştir ve bu düzenleme içinde kurallara uymayanlara Dünyevi cezalar ön görülmüş ve tevbe edilmediği takdirde Ahirette daha çetin bir azabın olduğu hatırlatması yapılmıştır. Bir toplumda cezadan önce, o cezayı hak edecek sebeblerin ortadan kaldırılması gerektiği öncelikli olup, gerekli sosyal düzenlemelerin yapılmadan ,tek taraflı olarak sadece ceza sisteminin işlediği bir toplumda dengenin bozulacağı muhakkaktır.    Kur'an , İnsanların yaşadıkları toplum içinde birbirlerinin hak ve hukukuna riayet etmeleri gerektiği konusunda kişileri ebedi bir azap ile korkutmuş , ve işlenen suçlar karşılığında Ahiret öncesi , bir takım cezalar belirlemiştir. Bu cezalar konusunda bir takım düşünceler ortaya atılarak suçu işleyeni koruma gayesi üzerine kurulmuş ve eziklik psikolojisinin eseri olduğunu düşündüğümüz bir takım yorumlar getirildiğine... Devamı

15 02 2015

Bakara s. 102. Ayeti Harut ve Marut

Bakara s. 102. Ayetinin, bir takım müşkilatı barındırması açısından üzerinde bir hayli konuşulmakta olduğu herkesin malumudur. Tefsirlerde bu Ayet ile ilgili yorumlarda birbirinin zıddı olan düşüncelere rastladığımız bir Ayet olarak ortada durmakta olan bu Ayetin, önce doğru olduğunu düşündüğümüz meali üzerinden bir tercih yaparak sonrada verilmek istenen mesaj üzerinde durmaya çalışacağız.   "Vettebeû mâ tetlûş şeyâtînu alâ mulki suleymân(suleymâne) ve mâ kefere suleymânu ve lâkinneş şeyâtîne keferû yuallimûnen nâses sihrâ, ve mâ unzile alel melekeyni bi bâbile hârûte ve mârût(mârûte), ve mâ yuallimâni min ehadin hattâ yekûlâ innemâ nahnu fitnetun fe lâ tekfur fe yeteallemûne minhumâ mâ yuferrikûne bihî beynel mer’i ve zevcih(zevcihî), ve mâ hum bi dârrîne bihî min ehadin illâ bi iznillâh(iznillâhi), ve yeteallemûne mâ yadurruhum ve lâ yenfeuhum ve lekad alimû le menişterâhu mâ lehu fîl âhireti min halâkın, ve le bi’se mâ şerev bihî enfusehum lev kânû ya’lemûn(ya’lemûne)."   Ayet hakkındaki ilk müşkilat , "Ve ma Ünzile" ibaresindeki "Ma" edatının anlamı üzerindedir. "Ma" edatı Arapça da hem olumsuzluk , hem de bağlaç vazifesi görmektedir. Bu vazifelerin tayini, bağlı bulunduğu cümle içerisinde anlaşılabilir. Ancak Bakara s. 102. Ayeti ile ilgili yorumlarda her iki kullanım türünün de tercih edildiği görülmektedir. Doğru olduğunu düşündüğümüz meallendirme... Devamı

13 02 2015

Kur'anın Tarihselliği veya Evrenselliği Üzerine

Kur'an 1500 yıl kadar önce, Mekke'de yaşayan Araplara yine onların içinden bir kişi olan Muhammed (a.s) a inmiş bir Kitaptır. Bu Kitabın inmesi, Şura s. 51. Ayetinde gördüğümüz Allah (c.c) nin Elçi göndererek kulları ile olan konuşması dahilinde olup türünün en son örneğidir.    Allah (c.c) , Hacc s. 75. Ayetinde görüldüğü üzere , Meleklerden ve İnsanlardan Elçi seçmekte ve seçtiği İnsan Elçilere, Melek Elçi ile vahyetmektedir (Nahl s. 2.) . Tarih boyunca gönderdiği Elçiler , Bayrak yarışçısı gibi elindeki bayrağı diğer Elçiye vererek taşımışlardır. Elçilerin ellerindeki Bayrağın ortak muhteviyatı , Allah (c.c) nin tek İlah ve Rab olmasının gereği yeryüzünde yaşayan kullarının üzerinde tek hakim olduğu , kıyamet ve sonrasındaki hesap gününün neticesinde , Dünya hayatındaki yapılanların karşılığı olarak ebedi Cennet veya Cehennem şeklindeki karşılığın bildirilmesidir.  Elçilerin çağrısının "Evrensel Çağrı" olarak niteleyebileceğimiz iki ana konusu vardır ki bunlarda "TEVHİD" ve "ADALET" tir. Son Kitap olan Kur'an , türünün son örneği olarak bu ilkeler doğrultusunda nasıl bir hayat idame ettirilmesi gerektiğini ihtiva eden Ayetler , ve bu tür bir hayatı red edip "ŞİRK" ve "ZULUM" e dayalı bir hayatı kabul edenlerin Dünya hayatlarının nasıl sona bulduğunun "Kıssa yollu" anlatım ile örneklerini sergilemiştir.   Elçiler ile bildirilen bilgiler ,"Vahyetme" olarak bildiğimiz bir usul dairesinde olup, bunun keyfiyeti sadece, "Allah-Melek Elçi - Beşer Elçi" ile sınırlı olup, diğer insanlar için bunun keyfiyetini anlamak gibi bir bilgi, sınırlı olarak Kur'an Ayetler... Devamı

11 02 2015

Hadisin Kur'ana Arzı Sorunu: Keler Öldürme Hadisi Örneği

Hadis denildiği zaman akla ilk olarak , "Muhammed (a.s) ın söylediği rivayet edilen sözler" şeklindeki tarif gelir. Bu tarif üzerinden gittiğimiz zaman bu gün elimizdeki bir takım rivayet kitaplarında ona ait olduğu iddia edilen sözler bulunmaktadır. Bu kitaplardaki sözlerin ona aidiyeti , o rivayeti nakleden kişilerin yani  ravilerin  "Cerh ve Ta'dil" denilen yöntem dahilinde yapılan kişilik tahlili neticesinde belirlenmiştir. Bu yöntemin sağlıklı bir yöntem olmadığını ve daha sağlıklı olanın hadisin Kur'ana arz yöntemi olduğunu düşündüğümüzü bu konular ile ilgili yazılarımızda belirtmeye çalışmıştık.    Hadisin Kur'ana arz yönteminin de belirli şartları olması gerektiği, son zamanlarda herkesin bu yöntemi uygulamaya kalkması neticesinde ortaya çıkan bazı yanlış neticelerden dolayı kaçınılmaz olmuştur. Hadisleri bir uçtaki insanların "Vahiy" görüp , diğer uçtaki insanların "HaBis" şeklinde görmeleri bunun orta bir yolu olması şartını kaçınılmaz kılmıştır.    Hadisler, cüppeleri ve sakalları akıllarından daha uzun olan "Ehli Tarik" veya "Ehli Hadis" fırkalarının elinde kaldığı müddetçe diğer tarafın onu HaBis olarak görme yanlışı ortadan kalkmayacaktır. Bu yazımızda Kur'an ehli olduğunu iddia edenler tarafından uydurma olarak damgalanan bir Hadisi ele alarak önerdiğimiz yöntemi pratize etmeye çalışacağız.     Ele alacağımız Hadis Keler öldürmenin sevabı üzerine rivayet edilen bir Hadistir.    "Kim keleri ilk darbede öldürürse ona yüz sevap yazılır. İkinci vuruşta öldürürse daha az kazanır. Üçüncü vuruşta ise bundan da az sevap kazanır"... Devamı

10 02 2015

Duanın Adabı ve Sünnetullah

Dua kelimesi , kulun Allah (c.c) den olan isteklerini ona sesli olarak bildirmesi anlamında kullanılmaktadır. Kur'anda bu yönde bize bir takım usul ve adaplar öğretilmiştir. Ancak klasik din kitaplarına baktığımızda "Dua Adabı" başlığı altında akıllara zarar şartların konulduğuna da şahid olmaktayız. Adap adına edepsizliğe kadar varan adaplara! aslında duanın kabulu için değil , duanın kabul olmaması için gerekli şartlar demek daha doğru olacaktır.   Dua etmeyi, Mehmet Akif'in deyimiyle Allah (c.c) haşa bir yanaşma ve ırgat haline getirmek şeklindeki anlayışın tipik örneklerini sergileyen Müslümanlar, bunun sonucunda duaların kabul olmadığını görünce Allah (c.c) yi suçlamakta ve ona karşı isyankar bir tutum almaktadır. Allah (c.c) "Sünnetullah" adını verdiğimiz bir takım yasalar koymuş ve kendisine yapılan duanın bu yasalara uyulması neticesinde yapıldığında gerçekleşeceğini yaşanmış canlı örneklerle sunarak bizlerin de aynı yolu izlemesini istemiştir.    Örnek verecek olursak, Bedir ve Uhud savaşlarında Müslümanlar galib gelmek için Allah (c.c) ye mutlaka dua etmişlerdir. Ancak Bedir de galibiyet Uhud da yenilgi ile sonuçlanan bu savaşlarda duanın Uhudda neden kabul edilmediği , Uhud savaşının kritiğinin yapıldığı Al- İmran s. Ayetlerinde açık seçik okunmaktadır.    Klasik din kitaplarında "Dua Adabı" başlığı altında yazılanlara baktığımızda gördüğümüz şartlar üzerinde durarak nasıl bir yanlış içinde olduğumuzu görelim. Dua ile pratik hayatı birbirinden ayıran bu tür şartlar kişiyi miskin bir hale sokarak çalışmasını engellemektedir.    Adap yapılan adapsızlıkların başında duaya "Peygamberimize salavat" ile başlanması gerektiği yönündeki şart gelmektedir. Salavat getirmek mese... Devamı

08 02 2015

Enam s. 23. Ayetindeki "Fitnetuhum" Kelimesinin Çevirileri Üzeri

Alemlere rahmet ve hidayet rehberi olan Kur'an, Arap dilinde nazil olmuş bir Kitap olması nedeni ile bu dili bilmeyenlerin  Kur'anı anlamaları için konuştukları dile çevrilmiş olması gerekmektedir. Türkiye bazında düşündüğümüz zaman son yıllarda Kur'ana olan ilginin artması beraberinde çevirilerinde artmasını getirmiştir. Bu sevindirici durumun yanısıra yapılan çevirilerde bir takım hatalar gözümüze çarpmaktadır. Bu hataların sebebi Arapçayı bilmemekten değil , çeviri yapmaya soyunanların Kur'ana olan hakimiyet noktasında yetersizliklerinden kaynaklanmaktadır.   Arapçayı bilmeyen fakat , Kur'an bütünlüğüne vakıf olan bir okuyucu dahi bu tür çeviri hatalarını görebilmektedir. Herkesin Arapçayı öğrenme imkanı olmaması nedeniyle çevirilerin okunmaya devam etmesi gerektiğini, ancak çeviri yapanların Arapçadan önce Kur'an bütünlüğüne vakıf olmaları gerektiğini hatırlatarak bu tür bir vukufiyetsizlik sonucu yapılmış olan Enam s. 23. Ayetinin çevirisi ile ilgili olarak düşüncelerimizi paylaşmaya çalışalım.   "Summe lem tekun fitnetuhum illâ en kâlû vallâhi rabbinâ mâ kunnâ muşrikîn(muşrikîne)."   Enam s. 21-24. Ayetlerinde , Allaha karşı yalan düzüp uyduran zalimlerin Ahiret günündeki halleri tasvir edilmekte , 23. Ayette onların Dünya hayatındaki yapmış oldukları fitneye devam edemedikleri görülmektedir. Bu Ayetin çevirileri genel olarak şu şekildedir.  Adem Uğur: Sonra onların mazeretleri, "Rabbimiz Allah hakkı için biz ortak koşanlar olmadık!" demekten başka bir şey olmadı.   Ahmet Tekin : Sonra onlar inkârlarının ve yal... Devamı

06 02 2015

Maide s.33-34. Ayeti: Fesadçıların Cezası ve Tevbesi

Allah (c.c) Alemlere rahmet ve hidayet olarak gönderdiği Kitabında bir takım had, yani işlenen suça uygulanacak dünyevi cezaları vaz etmiştir. Bu had cezalarının uygulanması , İslam hükümlerinin tatbik edildiği bir devlet sistemi içinde olması gerekmektedir. Had cezalarının uygulanması bu devlet içinde yaşayan insanların, o cezayı hak edecek fiileri yapmak zorunda kalmasının önünü kapattıktan  sonra uygulanabileceğini hatırlattıktan sonra konumuz olan Maide s. 33-34. Ayetlerine geçebiliriz.   [005.033]  Allah ve Resulüne karşı savaşan ve yeryüzünde fesat çıkarmaya çalışanların cezası, ancak öldürülmeleri veya asılmaları yahut ayak ve ellerinin çaprazlama kesilmesi, ya da yeryüzünde başka bir yere sürgün edilmeleridir. Bu, dünyada onlar için bir zillettir. Ahirette ise onlar için büyük bir azab vardır.   [005.034]  Ancak, siz kendilerini ele geçirmeden önce tevbe edenleri olursa, biliniz ki, Allah bağışlayan ve merhamet edendir.   Ayetler , Allah ve Resulune karşı savaşan ve fesada koşanların İslami bir devlet çerçevesinde nasıl bir cezaya çarptırılacaklarına dair hükümleri ihtiva etmekte olup bu cezalar , 1- öldürülmeleri , 2- asılmaları , 3- elleri ve ayaklarının çapraz vari kesilmesi, 4- bulundukları yerden sürülmeleridir.  Ayet içinde , öldürülmek ve asılmak şeklinde iki ayrı cezanın geçtiği dikkati çekmektedir. Bu Ayeti okuyan birisi haklı olarak " ikisi de aynı şey değilmi? diye soracaktır . Evet aynı şeydir ama "öldürülmek" şeklindeki cezayı savaş alanında yapılacak karşılıklı muharebe çerçevesinde , asılmayı ise ele geçirildikten sonra uygulanacak ceza olarak düşü... Devamı