ismailhakki 99 Takipçi | 6 Takip
Kategorilerim

Din

Diğer İçeriklerim (552)

EYYUB (a.s) : Şükreden Bir Kul Örneği

Miraca İnanmamak Sapıklık Değil İnanmak Sapıklıktır

Dağların ve Kuşların Davud (a.s) İle Birlikte Tesbih Etmesinin G

Tarihselci Düşüncenin Oruç Örneğinde İbadetleri değiştirilebilir

Kabe ve Putların İnsandaki Tapınma Psikolojisi Açısından Karşıla

Al-i İmran s. 181 ve Meryem s. 79. Ayetlerinde ki "Senektubu" Ke

İHATA Kavramı Üzerinden Musa ve İlim Verilen Kul Kıssasını Okuma

KABE ve İBRAHİM AİLESİ : Bizlere Sunulan Model ev Model Aile

Farklı Kıbleleri Terk Edip Tek Kıbleye Yönelmek

Kehf ve Rakım Ashabı Kıssasından Şirk'e Karşı Duruş Örnekliği

Kehf ve Rakım Ashabı Kıssasından Kabirde Geçecek Zaman İle İlgil

Kehf ve Rakım Ashabı Kaç Kişi idi ?

Evleri Kıble Yapmak : Firavunlar İle yapılacak Mücadelede Öneril

İSRA s.73-81. Ayetleri : Makamı Mahmud Nedir ve Nasıl Ulaşılır?

KUTLU DOĞUM HAFTASI : Peygamberler Arasındaki Ayrımcı Zihniyetin

Kur'an İnsan Neslinin Nasıl Çoğaldığı Hakkında Bilgi Veriyor mu?

YUNUS s. 15-17. Ayetleri: Başka Bir Kur'an Veya Değiştirilmiş Bi

Kur'ana Giydirilmek İstenilen Tarihselcilik Gömleği Üzerine Bir

Kur'anın Ferdi ve Toplumsal Alanda Pratiğe Aktarılma Sorunu Üzer

Hucurat s. 13. Ayeti Bağlamında Türkiye'nin İçinde Bulunduğu Dur

Şeytanın Kardeşler Arasını Ayırma Yolunu Yusuf Kıssasından Okuma

İSMET SIFATI : Muhammed (a.s) ı Beşer Olmaktan Çıkaran Bir Düşün

Ankebut s. 45. Ayeti Bağlamında Şuayb (a.s) ın Salatının Bize Dö

Gündemimiz Adem'in Babasının Olup Olmadığımı Olmalıdır?

RESUL: Doğru Anlaşıldığında Taşların Yerine Oturacağı Bir Kavram

İLMİHAL KİTAPLARI: Müslümanları Vesveseye Sürükleyen Ayrıntılar

DİRİLİŞ BULUŞMALARI Neyin Dirilişini Amaçlıyor?

TEVBE s. 38-41. Ayetleri : Düşmanlarımızla Savaşmamak Neticesind

DUA KİTAPLARI : İnsanların Umutlarını Sömüren Ahlaksızların Sömü

Tüm içeriklerim
Takipçilerim (99)

EYYUB (a.s) : Şükreden Bir Kul Örneği

2016-05-04 15:24:00

Kur'an , içinde barındırdığı elçi kıssaları ile , onların yaşantılarını bizlere örneklik olarak sunarak , yaşantımızı onların yaşamları üzerinden şekillendirmemizi istemektedir. Eyyub (a.s) , bizlere kıssası anlatılan elçilerden birisi olarak Kur'anda yerini almıştır. Onun kıssasında öne çıkan nokta , ona dokunan bir zarar ve o zararın ondan giderilmiş olmasıdır.  Elçi kıssalarının mesaj içerikli bir çok yönü olduğunu , bundan önceki kıssalar ile ilgili yazılarımızda vurgulamaya çalışarak , Eyyub (a.s) kıssasını farklı yönlerden okumaya çalışmıştık. Bu yazımızda , Kuranın bir çok yerinde gördüğümüz nankör insan tiplemesine karşılık , şükreden insan örneği olarak Eyyub (a.s) ı okumaya çalışacağız. [016.053-54]  Size gelen her nimet Allah'tandır. Sonra, bir sıkıntıya uğradığınızda yalnız O'na sığınırsınız. Ama sonra sizin o sıkıntınızı giderince, içinizden bir kısmı hemen Rab’lerine ortak koşarlar. [010.012]  İnsana bir sıkıntı dokunduğu vakit, gerek yan yatarken gerek otururken, gerek dikilirken, Bize dua eder durur; kendisinden sıkıntısını gideriverdik mi sanki kendisine dokunan o sıkıntı için Bize yalvarmamış gibi geçer gider. İşte o müsriflere yaptıkları işler, böylece güzel gösterilmektedir. [030.033] İnsanların başına bir sıkıntı gelince, Rablerine yönelerek O'na yalvarırlar. Sonra Allah, katından onlara bir rahmet (nimet ve bolluk) tattırınca, bakarsınız ki onlardan bir gurup yine Rablerine ortak koşuyorlar.   [010.022-23] Sizi karada ve denizde yürüten Allah'tır. Bulunduğunuz gemi, içindekileri güzel bir rüzgarla götürürken yolcular neşelenirler; bir fırtına çıkıp da onları her taraftan dalgaların sardığı ve çepeçevre kuşatıl... Devamı

Miraca İnanmamak Sapıklık Değil İnanmak Sapıklıktır

2016-05-02 13:34:00

"Miraç olayı" olarak bilinen , Muhammed (a.s) ın Mescidi Aksa dan sonra göğe yükselerek orada bazı olaylara şahit olduğu düşüncesi, İslam inancı içinde kemikleşmiş ve neredeyse imanın şartı haline getirilmiş bir inançtır. Bu olay etrafında oluşturulan rivayetler, Allah ve elçisine iftira derecesine varan rivayetler olup , bu inancın desteklenebileceği bir ayet hatta Kur'andan en küçük bir delil dahi yoktur.  Kur'andan delil olduğuna dayanak olarak getirilen ayetlerden birisi İsra suresinin 1. ayetidir. سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَى بِعَبْدِهِ لَيْلاً مِّنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى الْمَسْجِدِ الأَقْصَى الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ آيَاتِنَا إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ Ayetin, metne sadık kalarak yapılmış meali şöyledir ; Kulunu, kendisine birtakım ayetlerimizi göstermek için bir gece Mescidi Haram'dan çevresini mübarek kıldığımız Mescidi Aksa'ya yürütenin şanı pek yücedir. Şüphesiz o duyandır, görendir. Ancak İsrailoğullarının Tevrata yapmış olduğu zulmü Kur'ana yapmak isteyen bir takım Yahudi zihniyetli Kur'an çevirmenlerinin eli ile , tamamen yalan ve iftira olan miraç olayı, sanki Kur'an tarafından haber veriliyormuş gibi bir durum oluşturulmaya çalışılmaktadır. Yahudi zihniyetine sahip bir Kur'an çevirmeni tarafından çevrilmeyip tahrif edilen İsra s. 1. ayeti şöyledir ; Bir gece, kulu Muhammedin Mescidi Haram’dan, etrafını mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya, en yüce makama vuslatını gerçekleştiren, huzurunda secdesini sağlayan Allah’ı tesbih, tenzih ve takdis ederiz. Kudretimizin açık delillerinden olan o evrensel peygamberi ins-ü cinne, bütün kainata tanıtalım; kainat ve ötesinin, geçmişte olanlar ve gelecekte olacaklar... Devamı

Dağların ve Kuşların Davud (a.s) İle Birlikte Tesbih Etmesinin G

2016-04-30 14:04:00

Davud (a.s) , kendisine mülk ve yönetim gücü verilmiş elçilerdendir. Onun böyle bir güce sahip olmasının Kur'an içinde anlatılmasının sebebi , kendisinden sonra gelen elinde mülk ve güç bulunduranların, bu gücü nasıl kullanmaları gerektiğine dair örneklik teşkil etmesidir.  Davud (a.s) ın kıssası içinde , dağların ve kuşların onunla birlikte tesbih ettiğinden bahsedilmektedir. Onların bu tesbihi nasıl yaptığı konusunda tefsirlerde malumatlar olmasına rağmen , mesaj içerikli bir okuma yapılmadığı için , maalesef masal ve israiliyyat kaynaklı bilgiler verildiğini görmekteyiz. Yazımızda , Kur'anın bu anlatımının , bize dönük nasıl bir mesajı olabileceği konusundaki düşüncelerimizi paylaşmaya çalışacağız. [021.079]  Biz bu hükmü hemen Süleyman'a belletmiştik. Her birine hüküm ve ilim verdik. Davud ile birlikte tesbih etsinler diye dağları ve kuşları buyruk altına aldık. Bunları yapanlar Bizdik. [034.010]  Andolsun ki; Davud'a, katımızdan lutuf ihsan ettik. Ey dağlar; onunla birlikte siz de yönelin ve kuşlar da. Ona demiri yumuşak kıldık. [038.017-19]  Onların söylediklerine sabret; güçlü kulumuz Davud'u an; o, daima Allah'a yönelirdi.Biz dağları onun emrine vermiştik, akşam ve işrak vakti onunlar birlikte tesbih ederlerdi.Kuşları da toplu olarak. Her biri ona yönelmişti. "Tesbih" ; Se-be-ha kökünden türeyen ve "Havada ve suda hareket etmek" anlamında bir kelimedir. Terim anlamı olarak , "Allah (c.c) nin yarattığı her şeyin onun koyduğu kurallar ve  yasalar çerçevesinden dışarı çıkamaması" anlamındadır.  [024.041] Göklerde ve yerde olan kimselerin, sıra sıra uçan kuşların Allah'ı tesbih ettiğini görmez misin? Her bir... Devamı

Tarihselci Düşüncenin Oruç Örneğinde İbadetleri değiştirilebilir

2016-04-28 18:43:00

Allah (c.c) insanlara yaşadıkları dünya hayatında nasıl ve hangi kurallara bağlı kalarak yaşamaları gerektiğini, elçileri ve kitapları vasıtası ile bildirmiştir. En son bildiri , Muhammed (a.s) aracılığı ile, yaklaşık 1500 sene önce gerçekleşerek sona ermiş , artık Allah (c.c) tarafından elçi ve kitap vasıtası ile herhangi bir bildirim gelmeyecektir.  Kur'anın 1500 sene önce, belirli bir zaman ve mekanda yaşayan , ihtiyaçları ve sorunları şimdiki insanların ihtiyaçları ve sorunları ile farklılık arz eden bir topluma inmiş olması , bu kitabın ihtiva ettiği bazı hükümlerin şimdi hayata geçirilebilir olup olmadığı konusunda bir takım tartışmaları beraberinde getirmiştir.  Batı kültürünün uzantısı olan "Tarihselcilik" düşüncesi baz alınarak , Kur'anın yorumlanması ve hayat içinde uygulama imkanı olup olmadığı konusu İslam dünyasında konuşulmaya başlanmış , bu konuşmalar Türkiye içinde de yapılmaktadır.  "Tarihselcilik" düşüncesi etrafında geliştirilen söylem kısaca ; "Kur'anın ihtiva ettiği hüküm ayetlerinin belirli bir topluma has olduğu , dolayısı ile toplumlar, ihtiyaçları doğrultusunda yaşamları için gerekli olan hükümleri vaz etme yetkisine sahip olabilir , bundan dolayı Kur'anda mevcut bulunan bazı hüküm ayetleri uygulama alanına sokulmayarak , başka hükümler ihdas edilebilir" şeklinde, konuya çözüm getirmek amacına matuf bir söylem geliştirilmiştir. Bu düşüncenin Türkiye'deki temsilcilerinden birisi olan sayın İlhami Güler hoca , "Sabit Din Dinamik Şeriat" adlı kitabında şunları söylemektedir; Şeriat, ed-din’in müesses haline gelmesi, hukuk ve siyasete girmesi, toplum teorisi haline gelişidir. Şeriat, vahiy/kitap ve ... Devamı

Kabe ve Putların İnsandaki Tapınma Psikolojisi Açısından Karşıla

2016-04-26 14:40:00

İnsan yaratılış itibarı ile, kendisinden ulu ve yüce olarak bildiği ve kabul ettiği varlıklara karşı ta'zim de bulunma , onlara sığınarak kendisine gelecek olan tehlikelerden korunma ihtiyacı hisseden  bir varlıktır. Araf s. 172 ve 173. ayetleri bizlere, insanın yaratılış hamuruna böyle bir özelliğin yüklendiğini anlatmaktadır.  [007.172] [ON] Ve o zaman ki, Rabbin ademoğullarından, onların sırtlarından zürriyetlerini aldı. Ve onları kendi nefisleri üzerine şahit tuttu. «Ben sizin Rabbiniz değil miyim?» dedi, (onlar da) «Evet. Şahidiz» dediler. (Bu da) Kıyamet günü, «Biz bundan muhakkak ki gâfiller idik,» demeyesiniz içindir. [007.173]  Veya demeyesiniz ki, «Muhakkak babalarımız daha evvel şerik koşmuşlardı. Ve biz ise onlardan sonra bir zürriyet olduk. Bizi mubtıl olanların yaptıkları ile helâk mı edeceksin?» İnsanın böyle bir fıtrat üzere yaratılmış olması , onun aciz ve başkasına muhtaç bir bir durumda olduğunu göstermektedir. İnsanın topraktan ve değersiz bir sudan yaratılmış olduğunu beyan eden ayetler , insanın acziyetini ona hatırlatarak yerini bilmesini , kendisine biçilen "Kul" gömleğini çıkararak, ilahlık veya rablik gömleğini giymeye kalkamamasını , veya sadece onu yaratana kul olması gerektiğini öğütlemektedir.  Allah (c.c) kendisini bizlere, sığınılması ve ta'zim de bulunulması gereken yegane "İlah" ve "Rab" olarak tanıtarak , bu kelimelerin insan hayatı içindeki ifade ettiği anlamların sadece kendisine has olması gerektiğini , başkalarına hasredildiği takdirde , çok feci akıbetlere yol açacağını bildirmiştir. Yine insanın yaratılışında , birlikte yaşamak ve aynı düşünce ve inanç içinde olanların bu düşünce ve inançlarını dışa vurmakta kullandı... Devamı

Al-i İmran s. 181 ve Meryem s. 79. Ayetlerinde ki "Senektubu" Ke

2016-04-23 15:07:00

Kur'an çevirilerinde yapılan en önemli hatalardan birisi , bir kelimenin yapılan çevirisinin Kur'an bütünlüğünde sağlaması yapıldığında , aynı kelimenin geçtiği bir başka ayet veya konu bütünlüğü içinde değerlendirilmesi gereken ayetler ile çelişkili bir durum arz ediyor görüntüsü vermesidir.  Yazımızda, bu duruma örnek olarak gördüğümüz, Al-i imran s.181. ve Meryem s. 79. ayetlerinde geçen "Senektubu" kelimesinin, "Yazacağız" şeklinde yapılan çevirilerinin, konu bütünlüğüne dikkat edilmesi gereken diğer ayetler ile çelişkili bir duruma düşerek, müşkilat arz etmesini nasıl çözebiliriz ? sorusunun cevabını aramaya gayret edeceğiz.  Konumuz olan iki ayetin yapılan çevirileri şöyledir; [003.181]  And olsun ki, Allah: «Allah fakir; biz zenginiz» diyenlerin sözünü işitmiştir. Dediklerini ve haksız yere peygamberleri öldürdüklerini elbette yazacağız (Senektubu) , «Yakıcı azabı tadın» diyeceğiz. [019.079]  Hayır, söylediğini yazacağız (Senektubu) ve onun azabını uzattıkça uzatacağız. Al-i İmran s. 181. ayetinin bağlamı Allah Medine ki (c.c) ye iftira atan İsrailoğulları ile alakalı olup haksız yere peygamberlerini öldürenler , Medine Yahudileri değil , ondan önceki atalarıdır.  Meryem s. 79. ayetinin bağlamı ise 77. ayette "bana elbette mal ve çocuk verilecektir" diyen kimse ile alakalıdır.  Dikkatli bir Kur'an okuyucusu, bu iki ayette geçen "Senektubu" kelimesinin "Yazacağız" şeklinde çevrilmesini tereddütle karşılayacaktır. Bunun sebebi ise , kelimenin başındaki "Se" edatının gelecek zamanı ifade etmesi olup , kelimenin anlamı "Ge... Devamı

İHATA Kavramı Üzerinden Musa ve İlim Verilen Kul Kıssasını Okuma

2016-04-22 14:43:00

"Musa ve ilim verilen kul kıssası" olarak bildiğimiz, Kehf suresi 60 ve 82. ayetleri arasında anlatılan kıssanın , Kur'anın en fazla spekülasyona uğrayan kıssası olduğunu söylemek sanırım yanlış olmayacaktır. Bu kıssa okunurken yapılan yanlışları sıralayacak olursak , diğer kıssaların başına gelen bir durum olan , rivayetleri onaylatmak amaçlı okumak, önyargıları kabul ettirmeye yönelik okumak , Kur'an bütünlüğüne dikkat etmemek gibi unsurları sıralayabiliriz.  Öncelikle şunu söylemek isteriz ki ; Bu kıssa ile ilgili olarak yapılan, kıssanın yaşanmışlığı dikkate alınarak yapılan okumalar , bizleri içinden çıkılmaz sorulara yöneltmekte , bu sorulara verilmeye çalışılan cevaplar ise, kıssayı tamamen içinden çıkılmaz bir duruma düşürmektedir.  Biz bu kıssayı okurken bu kıssanın birebir yaşanmış bir kıssa olmadığını , bu kıssanın Adem kıssası gibi temsili bir kıssa olduğunu düşündüğümüzü baştan söylemek istiyoruz. Özellikle çocuğun öldürülmesi ile ilgili olarak yapılan bütün yorumlar, yaşanmışlık çerçevesinde yapıldığında , spekülatif yorumlara açık bir duruma gelerek , bazı kimselerin ellerinde başkalarına karşı kullanacağı bir silah haline gelmektedir.  Kıssanın yaşanmış bir kıssa değil temsili bir kıssa olduğunu iddia etmiş olmamız , bütün kıssaların temsili olduğunu iddia ettiğimiz anlamına gelmemelidir. Kur'an kıssaları ile ilgili yazılarımızı takip edenler , kıssaların bize dair mesaj içeren yönlerini okumaya dönük bir yöntem izlediğimizi yakından bilmektedirler. Bu kıssanın yaşanmadığını iddia etmemiz , yaşandığı iddia edildiğinde çocuğun öldürülmesini izah etmenin mümkün olmadığı içindir.  Kur'anın anlatım üslub... Devamı

KABE ve İBRAHİM AİLESİ : Bizlere Sunulan Model ev Model Aile

2016-04-21 14:19:00

Kur'an, bir insanın dünya hayatı içinde nasıl yaşaması veya yaşamaması gerektiğini , geçmiş yaşantılar içinden seçilmiş model karakterler sunarak , bizlerin bu modelleri örnek almasını veya almamasını amaçlayan anlatımlar ile bizlere hatırlatmaktadır. Aile , bir toplumu oluşturan en küçük yapı taşı olması, ve bir toplumun düzelmesi veya bozulmasının ilk başlangıcının aileden başlıyor olması nedeniyle bu kurum, insan hayatı için büyük bir önem  arz etmektedir. Kur'an ailenin bu önemini dikkate alarak "Model Aile" ve "Model İnsan" örnekleri sunmakta, yaşantımız içinde bu aile ve insanları örnek almamızı bizlere önermektedir.  Evlerde ve bu evlerden meydana gelen beldelerde yaşamak , insanın fıtri bir olgusu olup , insanların hayatını yönlendiren , yetiştirilme ve terbiye edilmeleri bu evlerdeki ebeveynlerin vasıtası ile gerçekleşir. Ebeveynler terbiye etmekle yükümlü oldukları çocuklarını , sahip oldukları inançları doğrultusunda yetiştirmeye çalışır ve ağırlıklı olarak , çocuklar ebeveynlerinden aldıkları inanç ve düşünceler ile hayatlarına yön verirler. Bu bakımdan Kur'an, insan hayatındaki "Ev" ve "Aile" nin önemini dikkate alarak,  buradan yetişecek nesillerin topluma faydalı sağlıklı bireyler olması içini gerekli olan hatırlatmaları içinde barındırmaktadır. "Beyt" (Ev) kelimesinin, aile gibi insan hayatı içinde önemli bir yeri bulunmaktadır. Bu kelimenin Arap dilindeki sözlük anlamı "Gecenin tehlikesinden ve karanlığından sığınılan yer" anlamında olup , Allah (c.c) bu kelimeye özel bir anlam yükleyerek , Mekkede bulunan , İbrahim ve oğlu İsmail (a.s) lar tarafından yapılan Kabe adındaki yapıya "Beytim" (... Devamı

Farklı Kıbleleri Terk Edip Tek Kıbleye Yönelmek

2016-04-20 14:33:00

"Kıble" kavramı, Kur'anın en önemli kavramlarından birisi olmasına rağmen , bir çok Müslümanın hayatında, sadece namaz ve hac ibadeti ile ilişkisi kurulan , fakat bu kurulan ilişki dahi, olması gereken anlamın dışında bırakılarak , hayata yansıtılmayan kuru bir kavram haline getirilmiştir.  Bu kavram terim olarak , "Kişinin yüzünü döndüğü , düşüncesinin ve inancının kaynağını aldığı yer" anlamında olup , bu anlamın Müslüman hayatında şu anda nasıl yansıma bulduğu ve Kur'ani anlamda Müslüman hayatına nasıl yansıması gerektiği , bu yazının konusu olacaktır.  Bugün dünya genelindeki tüm Müslümanlar, namazlarını Kabeye yönelerek kılmaktadır. Kabeye olan bu yönelim , bütün Müslümanların inanç ve düşüncelerinin kaynağını Allah (c.c) den yani onun kitabından aldığını gösteren sembolik bir yönelimdir. Ancak bir çok Müslüman, bu yönelimin ifade ettiği anlamın dışına çıkarak , düşünce ve inançlarını Allah (c.c) nin dışındakilerden almaktadırlar. Bu durum, farklı kıblelere yönelmek anlamına gelerek , Kabeye olan yönelimden hasıl olması gereken maksadın hasıl olmaması anlamına gelmektedir. Müslümanların çeşitli fırkalar haline gelerek , düşüncelerini farklı yerlerden almaları , Müslümanlar arasında birlik ve beraberliği baltalayan en başta gelen etkendir Allah (c.c) , kitabının bir çok yerinde bizlere bölünmememizi , birbirimize düşman hale gelmememizi emrederek , saf halinde durmamızı istemektedir. Kabe adı ile anılan yapı , Müslümanların inanç ve düşünce beraberliğinin bir sembolü olarak binlerce yıldır hac için ziyaret edilen , ve namazlarda ona yönelinen bir yapı olmasına rağmen , bugün ger&c... Devamı

Kehf ve Rakım Ashabı Kıssasından Şirk'e Karşı Duruş Örnekliği

2016-04-19 13:45:00

Kur'an kıssaları geçmiş hayatlardan kesitler sunarak , bu hayatlardaki iyi ve kötü örnekler üzerinden bizlere mesajlar içeren bilgiler ihtiva etmektedir. Kehf ve Rakım ashabı kıssası , bu örneklerin sunulduğu bir kıssa olarak karşımızda durmaktadır. Yaşamın gayesi olan tek ilaha kulluk esasına dayanan bir hayat sürmek hem kişisel , hem de toplumsal bazda bizden istenilmesine karşılık , bu yolda engeller çıkarak, şirk temeline dayalı düşünce ve sistemler insanları esir almak istemektedirler. Kur'anda "Kehf ve Rakım ashabı" adı ile anılan topluluk, tek ilaha kulluk esasına dayanan bir hayat tercih etmelerine rağmen, yaşadıkları toplum bu esası ret ederek, başka ilahlara kulluk esasına dayanan sistemleri tercih etmişlerdir. İşte bu noktada ayrışım meydana gelerek, şirke dayalı düşünce ve sistemi ret eden gençler o toplumdan kendilerini tecrit etmeyi tercih etmişlerdir. [018.014] Kalplerini pekiştirmiştik. Hani, ayağa kalkıp şöyle demişlerdi; «Bizim Rabb'imiz, göklerin ve yerin Rabb'idir; O'ndan başkasına yalvarmayız, yoksa saçmalamış oluruz.» [018.015]  «Şunlar, bizim kavmimizdir; O'ndan başkasını ilahlar edindiler, onlara apaçık bir delil getirmeleri gerekmez miydi? Öyleyse Allah'a karşı yalan düzüp-uydurandan daha zalim kimdir? [018.016]  Madem ki, onlardan ve Allah'tan başka taptıklarından uzaklaşmayı tercih ettiniz, o halde mağaraya çekilin ki, sizin için Rabbiniz rahmetini yaysın ve size işinizden bir kolaylık hazırlasın.» Yukarıdaki 3 ayet , Kehf ve Rakım ashabının yaşadıkları toplumun inanç yapısını ifade etmektedir. Kavimleri ,  Allah (c.c) nin hüküm koyma alanına başkalarını dahil ederek , onun dışında rab ve ilahlar edinmişler , ve böylelikle "Müşrik" konumuna düşmüşlerdir. Bö... Devamı

Kehf ve Rakım Ashabı Kıssasından Kabirde Geçecek Zaman İle İlgil

2016-04-17 17:20:00

Kur'an kıssaları , içerisinde bir çok mesajı taşıma kapasitesine sahip bulunan anlatımları içermektedir. Kehf ve Rakım ashabı kıssası , böyle bir kapasiteye sahip olan kıssalardan olup, kıssa içindeki bazı ayetler, ölüm ile yeniden diriliş arasında geçecek zaman hakkında bizleri bilgi sahibi yapmaktadır .  Bilindiği üzere, "Kabir Azabı" konusu başlığı altında verilen bilgilerde , ölüm sonrası kabre konulan kişinin, dünya hayatında yapmış olduğu amellere karşılık olarak, kabrinin ya cennet bahçelerinden bir bahçe , veya cehennem çukurlarından bir çukur olacağı anlatılmaktadır.  Ancak bu bilgiyi Kur'an içinden teyit edecek bir ayetimiz maalesef olmayıp , bu bilgi rivayetler ile İslam düşüncesi içine sokulmuş, ve bazı Kur'an ayetleri özellikle Mü'min suresi 46. ayeti bu konuya delil olarak sunulmaktadır. Allah (c.c) tarafından "Çelişkisiz bir kitap"(4.82) tanımlanan bu kitabın bir ayetinde kabir azabını kabul eden , bir başka ayetinde kabir azabını ret eden ayetin bulunmasının imkansız olacağına göre, bu konuda çelişki arz etmeyen bir düşünce içinde olmak gerekmektedir. Kabir azabına delil olarak Kur'andan getirilen Mü'min s. 46. ayetinin meali şöyledir; [040.046]  Ateş; sabah akşam, ona sunulurlar. Kıyamet-saatinin kopacağı gün ise: «Firavun çevresini, azabın en şiddetli olanına sokun» . Bu ayete bakıldığında, firavun ve avanesi kıyamet öncesinde şu anda bile ateşin içinde azap görmektedirler. Bu düşünceyi bütün kafirler için genellediğimizde , ölmüş ve ölecek olan bütün kafirler ,kıyamet gününe kadar kabirlerinde azap göreceklerdir. Şöyle bir düşünelim ; Ölmüş olan b&uu... Devamı

Kehf ve Rakım Ashabı Kaç Kişi idi ?

2016-04-16 14:55:00

Yazının başlığını okuyanlar , bu yazının konusunun Kehf ve Rakım ashabının Kur'anda belirtilmeyen sayılarını aramak üzerine yazılmış bir yazı olduğunu zannedebilirler. Yazının konusu, onların kaç kişi olduklarını araştırmak değil , kıssanın anlatıldığı 22. ayeti dikkate alarak,  Kur'an kıssalarını okuma yöntemi üzerinde durmaya çalışmak olacaktır. Kehf ve Rakım ashabı kıssası , diğer kıssalar gibi, içinde bir çok mesajı barındıran bir hüviyete sahip olan kıssadır. Biz sadece Kehf s. 22. ayetini baz alarak, bu kıssadaki mesajlardan birisini anlamaya çalışacağız. [018.022]  Karanlığa taş atar gibi; üçtür, dördüncüsü köpekleridir, diyeceklerdir. Veya beştir, altıncıları köpekleridir, derler. Yahut: Yedidir, sekizincileri köpekleridir, derler. Onların sayısını en iyi bilen Rabbımdır, de. Onları pek az kimseden başkası bilmez. Bu yüzden onlar hakkında bu kısa anlatılanların dışında kimseyle tartışma ve onlar hakkında kimseden bir şey sorma. Bu ayetin, kıssanın anlatıldığı ayetlerin sonunda olmasına ve ayet içindeki "Diyecekler" ifadesine dikkat edilmesi gerektiğini düşünmekteyiz. "Diyecekler" ifadesi, bu kıssayı okuyan veya dinleyen bazı kimselerin , kıssa ile ilgili olarak yapacağı yorumları , veya kıssadan anladığını ifade ettiğini söyleyebiliriz.  Kıssayı okuyan veya dinleyen bir kısım insanın , bu kıssadan gerekli ibretleri çıkarmak yerine , alakasız bir konuya yönelerek , verilmeyen bilgi peşinde koşmaları sonucunda kıssanın buharlaşmasına sebep olan okumaların yanlışlığı, "Diyecekler" ifadesi ile vurgulanmaktadır. Bu kıssayı okuyan veya dinleyen bazı kimselerin, kıssa içinde adetleri belirtilmemiş olan bu kimselerin sayıları üzerinde tartışmaya girecek olmaları , kıssa ile ilgili olarak alakasız bir durum olarak görüle... Devamı

Evleri Kıble Yapmak : Firavunlar İle yapılacak Mücadelede Öneril

2016-04-14 20:02:00

Allah (c.c) yaratmış olduğu kullarına dünya hayatlarında nasıl bir sistem (Din) üzere yaşamaları gerektiğini, gönderdiği elçiler ve kitaplarla bildirmiştir. Temeli şirke dayalı yerleşik düzenlerinden vazgeçmek istemeyen mütref takımı , kendilerine gelen elçi ve kitaplara amansız bir savaşa girişerek , sistem(din)lerinin değişmemesi için ellerinden geleni ardına koymamışlardır. Firavun ve yandaşları bilindiği üzere , Musa ve Harun (a.s) lar ile kendilerine gelen ikazları ret ederek , yerleşik sistemlerinin devamı için göz kırpmadan halkına zulmeden bir yönetim sergileyerek, zulmün ve tuğyanın evrensel bir karakteri olarak Kur'anda yerlerini almışlardır. Firavun ve yandaşları ile mücadele etmeyi iman edenlerin üzerine görev olarak yükleyen Allah (c.c), bu mücadelenin yol işaretlerini de kendisi belirleyerek, ilah bir yöntem olarak bizlere bildirmektedir. Yunus s. 87. ayeti tek bir ayet olmasına rağmen , bu ayet içindeki önerilen mücadele metodu , dün nasıl Musa (a.s) ve beraberinde olanları firavun karşısında galip getirdi ise , bugün çağdaş firavunlar ile yapılan mücadelede uygulandığı takdirde bizleri de galip getirecektir. Bu gibi kıssalardaki mücadele örneklerini , yaşanmış bitmiş masallar olarak okumak yerine , bizden öncekilerin kulluk gereklerini nasıl yerine getirmeye çalıştıkları , ve bizlerin de aynı yolu izleme gereğinin bir hatırlatılması olarak okumaya çalıştığımızda , Kur'an ölü ve geçmişte kalmış bir metin yerine , canlı ve şimdiki yaşanan hayatlara dair sözü olan bir metin haline gelecektir.  [010.087] Biz de Musa ve kardeşine: Kavminiz için Mısır’da evler hazırlayın ve evlerinizi kıble yapın ve salatı ikame edin. Müminleri müjdele! diye vahyettik. Musa ve kardeşine , firavun iktidarını... Devamı

İSRA s.73-81. Ayetleri : Makamı Mahmud Nedir ve Nasıl Ulaşılır?

2016-04-13 13:51:00

İsra suresi içindeki bazı ayetler , aşırı yüceltmeci peygamber algısının tezahürü olan, rivayetleri baz alan okuma yöntemi ile anlaşılmaya çalışılmış, ve netice olarak ayetler ilgili rivayetleri onaylayan bir anlayışa kurban edilmiştir. "Miraç" ve "Şefaat" , aşırı yüceltmeci peygamber anlayışının bir ürünü olarak İslam düşüncesine sokulmuş ve itikat haline getirilmiş bir konudur. Miraç olayına delil getirilen ayetlerden bir tanesi , bu surenin ilk ayeti , şefaat ile ilişkisi kurulan ayetlerden bir tanesi , bu surenin 79. ayetidir.  Yazımız , miraç ve şefaat konularını ele almaya yönelik değil, bunlar ile ilişkisi kurulan ayetleri , özellikle bu surenin 79. ayetini anlamaya yönelik olacaktır. Konuya girmeden önce şunu hatırlatmak isteriz; İsra suresinin Muhammed (a.s) ın hicreti ile yakından alakalı olduğunu hatırlatarak 79. ayetin anlaşılması , surenin hicret ile  alakası kurulduğunda kolaylaşacaktır. Tefsirlere bakıldığında İsra suresinin tamamının hicretten evvel yani Mekke de nazil olan bir sure olduğunun yazılmasına karşın , bazı tefsirlerde , bu surenin bazı ayetlerinin hicret sonrası yani Medine de indiğine dair görüşlere rastlamaktayız. Kanaatimizce, surenin bir kısım ayetlerinin Medine de inmiş olduğu görüşleri daha doğru olup , konu ile alakasını kurmaya çalışacağımız ayetlerin bağlamının nuzül mekanının Medine olduğunu söyleyenlerin görüşlerinin daha isabetli olduğu kanaatindeyiz. İsra s. 79. ayetine girmeden önce surenin 1- 8. ayetleri arasını ele almanın gerektiğini düşünmekteyiz. Çünkü bu ayetlerin, hicret izninin verildiği ayetler olduğu kanaati bizde ağır basmaktadır. [017.001]  Bir kısım ayetlerimizi kendisine göstermek için, kulunu bir gece Mescid-i Haram'dan, çevresini bereketlendi... Devamı

KUTLU DOĞUM HAFTASI : Peygamberler Arasındaki Ayrımcı Zihniyetin

2016-04-09 12:10:00

Bilindiği üzere Türkiye de "Kutlu Doğum Haftası" adı altında, D.İ.B tarafından her yıl 14 - 20 Nisan tarihleri arasında bir takım etkinlikler düzenlenerek , Muhammed (a.s) ın doğumu kutlanmaktadır. Böyle bir haftanın ihdas edilmesine sebep olan en büyük etkenlerden birisi , Hristiyanların her yıl İsa (a.s) ın doğumu nedeniyle bir takım kutlama törenleri yapmasına karşılık , Müslümanlarında kendi peygamberleri !! için kutlama törenleri yapma gereği duymaları olduğunu söyleyebiliriz.  "Bu gibi haftaların ihdas edilmesinin neresi kötü veya yanlış olan tarafı nedir?" sorularının gelebileceğini düşünerek , bu konudaki bazı çekincelerimizi ortaya koymaya çalışmak , bu yazının konusu olacaktır.  Bu gibi kutlama haftaları ihdas edilmesinde yapılan en önemli yanlışlardan birisi , "Peygamberler arasını ayırmak" şeklinde ortaya çıkan yanlış peygamber anlayışının halk arasında yaygınlaşmasına sebep olmasıdır. Hristiyanların İsa (a.s) a karşı yaptıkları aşırı yüceltmeye öykünerek , bu yüceltme ameliyesinin Müslüman versiyonu diyebileceğimiz bu gibi haftaların ihdas edilmesi , "Bizim peygamber sizin peygamberi döver" mantığının bir uzantısı olmaktan ileri gitmeyen bir işleve sahiptir.  Klasik İslam düşüncesinin en büyük sorunu olan  gelen mesajın yani vahyin değil , mesajı getirenin öne çıkarılması şeklinde ortaya çıkan "Elçi merkezli din" anlayışının Türkiye genelindeki uzantısının tezahürü sonucu ihdas edilmiş olan bu uygulama , Müslümanların Kur'ani bir peygamber algısına sahip olmasına yardımcı olmak şöyle dursun , Kur'an dışı peygamber algısının D.İ.B tarafından resmiyet ve yaygınlık kazanmasına sebep olmaktadır.  Peygamberin ana rahmine düştüğ... Devamı

Kur'an İnsan Neslinin Nasıl Çoğaldığı Hakkında Bilgi Veriyor mu?

2016-04-03 16:24:00

İnsanlar arasında en çok tartışılan dini konuların başında insan neslinin nasıl çoğaldığı konusundaki tartışmalar gelmektedir . Bu konuda yaygın olan kanaat , insan neslinin Adem ile eşinden türeyen çocukların birbiri ile evlenmesi neticesinde çoğaldığı şeklindedir. Fakat bu kanaat , Kur'anın kardeşler arası evliliği yasaklamış olması üzerinden yanlış olduğu delillendirilerek böyle bir çoğalmanın mümkün olamayacağı yönünde , bir takım itirazlara sebep olmaktadır.  Kardeşler arası evlilik ile insan neslinin çoğalması mümkün olamayacağına göre , geriye tek bir seçenek kalmakta , dolayısı ile insan neslinin bir çok insanın birden yaratılarak bu şekilde çoğalmış olduğu , ve bu görüşe delil olarak Kur'an içinden ayetler getirilerek , kardeş evliliği yolu ile çoğalmış olduğumuz görüşü mahkum edilmekte , bir çok insanın yaratılarak insanlığın bu güne kadar geldiği iddiası dile getirilmektedir. Bu yazının konusu , insan neslinin nasıl çoğaldığı konusunda dile getirilen iki görüşten birisini kabul edip diğerini ret etmek değil , bu konuda delil olarak sunulan her iki görüşün bazı açmazlarını ortaya koymaya çalışarak , insan neslinin çoğalması konusunda, Kur'anın net olarak bir bilgi verip vermediğini anlamaya çalışmak , özellikle Nisa s. 1. ve benzeri ayetlerin nasıl anlaşılabileceği yönündeki düşüncelerimizi paylaşmak olacaktır.  [004.001]  Ey insanlar; sizi bir tek nefisten yaratan, ondan eşini var eden ve ikisinden bir çok erkek ve kadın üreten Rabbınızdan korkun. Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'dan korkun da, akrabalık bağını kesmekten sakının. Muhakkak ki Allah; sizin üzerinizde tam bir gözeticidir. [039.006] Sizi bir tek nefiste... Devamı

YUNUS s. 15-17. Ayetleri: Başka Bir Kur'an Veya Değiştirilmiş Bi

2016-03-30 16:45:00

Kur'an Muhammed (a.s) vasıtası ile, Mekke de yaşayan Araplara inmeye başlayan bir kitaptır. Bu kitabın iniş sürecinde Mekkeli müşrikler , bu kitap ile yerleştirilmek istenilen dinin, önceki ataları tarafından kurulmuş olan dinlerini alt üst edeceğini bildikleri için bu kitap ve elçiye karşı amansız bir savaş açmışlardır. Mekkeli müşrikler tarafından Elçi ve Kur'ana karşı açılan bu savaşı bir çok Kur'an ayetinden okumak mümkündür. Mekke müşrikleri , Kur'anın nazil olmaya başlaması öncesi yaşadıkları topraklar üzerinde ataları tarafından belirlenmiş ve temeli şirk sistemine dayanan bir düzen ile yönetimlerini sağlamakta idiler. Kur'an onların şirk'e dayalı olan bu sistemlerini kökten ret ederek , yerine Tevhidi sisteme dayalı bir hayat tarzı önerisi ile inmeye başlamıştır. Kur'anın bu önerileri, yaşam tarzlarını şirk üzerine temellendirmiş olan Arap toplumunun önde gelenleri tarafından ret edilerek, Elçi ve Kur'an üzerinde bir takım planlar ile, bu kitabın insanlar arasında kabul görmemesi için ellerinden geleni arkaya koymamışlardır. Yunus s. 15. ayetinde Arap müşrikleri tarafından, Muhammed (a.s) dan ilginç bir istekte bulunulduğunu görmekteyiz. Yazımızda, bu ilginç isteğin altında yatan düşünceyi okumaya çalışarak , bu isteğin günümüzde nasıl tezahür ettiği yönündeki düşüncelerimizi paylaşmaya çalışacağız. [010.015] Böyle iken âyetlerimiz birer beyyine olarak karşılarında okunduğu zaman likamızı arzu etmiyenler «bundan başka bir Kur'an getir veya bunu değiştir» dediler, de ki, onu kendiliğimden değiştirmek benim için olacak şey değildir, ben ancak bana vahyolunana tabi olurum; ben, rabbıma isyan edersem şüphesiz büyük bir g&uu... Devamı

Kur'ana Giydirilmek İstenilen Tarihselcilik Gömleği Üzerine Bir

2016-03-28 19:28:00

Allah (c.c) yaratmış olduğu insanların hayatına direk müdahale ederek , onların dünya hayatlarında ferdi ve toplumsal olarak , nasıl yaşaması gerektiğine dair olan kurallar bütününü tarih boyunca göndermiş olduğu elçi ve kitaplarla onlara bildirmiştir. Muhammed (a.s) ve ona indirilen Kur'an , bu zincirin son halkası olup, artık elçi ve kitap indirilmesi onunla son bulmuştur.  Kur'anın indiği zaman ve zemine baktığımızda, yaklaşık 1500 yıl önce Arap kavmine mensup olan insanların yaşadıkları topraklarda , o insanların kültür , örf , bilgi birikimleri , doğruları , yanlışları, kısacası o topraklarda yaşayan insanların günlük hayatlarını göz ardı etmeyen , ve o hayatlara müdahale eden bir kitap olarak karşımıza çıkmaktadır.  Bu kitabın ayetlerini kategorize edecek olursak; 1- o gün yaşayan insanların ihtiyaçlarına ve sorunlarına çözümler üreten ayetler , 2- kıyamete kadar gelecek insanların uyması gereken kuralları ihtiva eden ayetler olarak, 2 ana bölümde ele almak mümkündür. Bu ayetleri "Tarihsel" ve "Evrensel" olarak adlandırmakta mümkündür.  "Tarihsel" olarak adlandırdığımız ayetlerin genel çerçevesini, toplumsal yaşantı ile ilgili kurallar, "Evrensel" olarak adlandırdığımız ayetlerin genel çerçevesini, ferdi ahlaki kurallar olarak gruplandırabiliriz. Bu güne geldiğimizde , 1500 sene inmiş bir kitabın o zaman yaşayan insanın ihtiyaçlarına göre nazil olmuş ve tarihsel olarak kategorize edilen ayetlerinin ,bugün yaşayan ve kıyamete dek gelecek insanların ferdi ve toplumsal hayatlarında nasıl uygulama alanına sokulabileceği tartışmaları gündeme gelmektedir.  Yapılan bu tartışmalarda ortaya atılan görüşlerden bir tanesi , Kur'anın sosyal hayat... Devamı

Kur'anın Ferdi ve Toplumsal Alanda Pratiğe Aktarılma Sorunu Üzer

2016-03-26 12:19:00

Kur'an yaklaşık 1500 yıl önce Mekke ve Medine şehirlerinde yaşayan insanlara indirilmiş bir kitaptır. Bu kitabın muhteviyatına baktığımızda, o günkü yaşayan insanların ekonomik , sosyal ve dini düşüncelerinin göz önüne alınarak indirilmiş ayetler olduğunu, hatta bir kısım ayetlerin "Tarihsel" denilebilecek bir durumda ve bugün yaşanan hayat içinde pratiği olmayan ayetler olduğunu söyleyebiliriz.  Kur'an indiği zaman ve mekan içinde yaşayan Arap toplumunun örfi yapısını, eğer şirk unsuru taşımıyor ise kabul etmiş , ıslaha muhtaç olanları varsa onları ıslah etmiş , eğer toplum yaşantısında şirk unsurları varsa bunları ret etmiş, ve kökten bir değişim meydana getirmiştir. Kur'anın indiği topraklarda yaşayan insanların Arap olması, ve bu insanların binlerce yıldır süregelen yaşantılarının kazandırdığı ve onlara has olan örfleri ve adetlerinin Kur'an tarafından dikkate alınarak, "Şirk" unsuru taşımayan bir kısım örf ve adetlerin yasaklanmadığını , bunların bazı düzenlemeler ile Kur'anın nuzulü sırasında devam ettirildiğini görmekteyiz. Bugüne geldiğimizde ise ,  Kur'anın insanın ferdi ve toplumsal yaşantısına dair olan hükümlerinin, 1500 yıldır yaşanan kültürel , ekonomik ve sosyal değişimler nedeni ile hayat içinde nasıl ikame edilebileceği, sorusu gündeme gelmektedir.  Bu sorunun cevabı üzerinde yapılan tartışmalar ,ve bu sorunun cevabı olarak ortaya konulan geçmişteki bazı yanlış uygulamalar, ve bu uygulamaların aynen bugünde aynen geçerli olacağı korkusu , bir kısım insanı karamsar duruma düşürerek , "Artık bu kitap yaşanan hayata dair bir şey söylemiyor" şeklinde düşüncelere itmektedir.  Kur'an gerçekten bugün yaşanan hayatın içinde uygulama imkanı... Devamı

Hucurat s. 13. Ayeti Bağlamında Türkiye'nin İçinde Bulunduğu Dur

2016-03-23 13:08:00

Kur'an ihtiva ettiği ayetlerde, kişi ve toplumların hayatlarına o ayetlerdeki emir ve yasaklar ile yön vermektedir. Bu ayetler doğrultusunda hayatlarına yön veren kişi , toplum ve devletler, dünya hayatlarında mutlu ve mesut bir şekilde hayatlarını sürdürmeyi de garanti etmiş olacaklardır. Ayetlere aykırı yaşam süren kişi , toplum ve devletler ise, yıkıma mahkum bir hayat süreceklerdir.  Bu yazımızda , toplumların ve devletlerin yıkımının nasıl olabileceğini, Hucurat s. 13. ayeti bağlamında okuyarak, yaşadığımız topraklar üzerinde olan olaylar çerçevesinde değerlendirmeye çalışacağız. [049.013] Ey insanlar, gerçekten, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için siz halklar ve kabileler (şeklinde) kıldık. Hiç şüphesiz, Allah katında sizin en kerim olanınız, takvaca en ileride olanınızdır. Hiç şüphe yok Allah, bilendir, haber alandır. Rabbimiz bu ayette , bizleri bir erkek ve dişiden üreterek farklı kavimler halinde çoğalttığını , bunun sebebinin ise, birbirimiz ile ilişkiler kurmak olduğunu , bir kavmin diğer kavme üstünlüğü olmadığı, bizi değerlendirme kriterinin ırkımız veya mensup olduğumuz kabile ile değil , "Takva" ile olduğunu beyan etmektedir. İnsanlar arasında farklı ırk ve kavme mensup olmak, yaşadığımız dünyanın bir gerçeğidir , ve bu gerçeği kimse ret edemez. Asıl olan, bu gerçeğin nasıl bir ölçek dahilinde değerlendirilmesi gerektiği olup , yanlış ölçek ile değerlendirilen bu gerçek , insanlar arasında düşmanlık oluşmasına , zamanla toplumların ve devletlerin yıkılmasına zemin hazırlayan sebeplerden bir tanesi haline gelmektedir. İnsanlar arasında düşmanlıkların ortadan kalkarak birlik ve beraberliğin oluşması için , o insanları birbirlerine bağlayan en geniş halka üzeri... Devamı

Şeytanın Kardeşler Arasını Ayırma Yolunu Yusuf Kıssasından Okuma

2016-03-21 13:52:00

Kur'anın "Ahsen-El Kasas" (En Güzel Kıssa) olarak beyan ettiği Yusuf kıssası, bizlere diğer kıssalar gibi bir çok yönden mesajlar vermektedir. Bu kıssa içinde okuduğumuz ayetlerin bir kısmında, Yusuf'un kardeşlerinin ona olan düşmanlıkları ve neticesi anlatılmakta olup , her kıssa gibi bu anlatımlarda da bize dönük mesajlar olduğunu düşünerek , bu mesajların ne olabileceği yönünde bir okuma yapmaya çalışacağız. "Kardeş Kavgası" deyimi , maalesef biz Müslümanların gündeminden yüzyıllardır düşmemektedir. Bizleri böyle bir deyimi kullanmaya sevk eden amiller , ve bu amilleri önleme yolları , bu kavgaların önlenmediği takdirde başımıza neler geleceği, Kur'an içindeki bir çok ayette haber verildiği halde , şeytan bizlere galip gelerek kardeşlerimiz ile aramızı bozmuş, ve bizleri güçsüz bırakarak ,  kafirlerin elinde oyuncak durumuna düşen bir topluluk haline getirmiştir. Yusuf suresi 4. ayetinden öğrendiğimize göre , Yakub (a.s) ın 12 oğlu bulunmaktadır , bu oğulların 2 si ayrı , 10 u ise ayrı eşlerden doğan çocuklardır. Bu iddiamızı rivayetler kanalı ile değil , surenin 59. ayetinde Yusuf'un kardeşlerine "Babanızdan olan  kardeşinizi bana getirin" sözlerinden anlamaktayız. Bu söz bize o kardeşin annesi ile diğer kardeşlerin annelerinin aynı olmadığını göstermektedir. [012.008] Hani demişlerdi ki: Biz, güçlü bir topluluk olduğumuz halde Yusuf ve kardeşi, babamızın yanında daha sevgilidirler. Doğrusu babamız apaçık bir sapıklık içindedir. Bu ayet ise bizlere yine , Yusuf ve kardeşi ile diğer kardeşlerin annelerinin ayrı olduğunu göstermektedir. Kardeşler arasındaki anne ayrılığı, kardeşler arasında bir guruplaşma meydana getirerek , Yusuf ile kardeşine karşı , diğer kardeşlerin husumet ... Devamı

İSMET SIFATI : Muhammed (a.s) ı Beşer Olmaktan Çıkaran Bir Düşün

2016-03-14 14:00:00

Allah (c.c), biz insanların dünya hayatında nasıl yaşamamız gerektiğine dair  vaz ettiği kuralları , yine biz insanlar arasından seçtiklerine vahy yolu ile bildirmiştir. Allah (c.c) den aldıkları vahyi kavimlerine iletmekle görevli olan elçilerin , kavimleri içindeki bazı kimseler tarafından şiddetli bir muhalefet ile karşılandıklarını , elçilerin kıssalarını okuduğumuzda görmekteyiz.  [017.094]  Onlara hidayet geldiği zaman; insanları inanmaktan alıkoyan, sadece: Allah peygamber olarak bir beşeri mi göndermiştir? demeleridir. Kavimlerin ileri gelenlerinin, o elçilere karşı getirdiği itirazlardan bir tanesi de , o elçilerin BEŞER oldukları noktasındadır. Son elçi olan Muhammed (a.s) da önceki elçilere gösterilen aynı tepkilerle karşılaşarak, önceki elçi atalarının karşılaştığı itirazların aynısı ile ona da yapılmıştır.  [025.007]  Dediler ki: «Bu resule ne oluyor ki, yemek yemekte ve pazarlarda dolaşmaktadır? Ona, kendisiyle birlikte uyarıp-korkutucu olacak bir melek de indirilmesi gerekmez miydi?» [021.003]  Onların kalpleri tutkuyla-oyalanmadadır. Zulme sapanlar, gizlice fısıldaştılar: «Bu sizin benzeriniz olan bir beşer değil mi? Öyleyse, göz göre göre siz büyüye mi geleceksiniz?» Kendisinin biz gibi bir insan , bizden farkının ona vahyedilmesi olduğunu bir çok ayette gördüğümüz Muhammed (a.s) , vefatı sonrasında ortaya çıkan Kur'andan onay almayan farklı elçi algısı neticesinde, insan olmaktan çıkarılarak insanüstü bir peygamber portresine büründürülmüştür. [017.093] «Yahut da altından bir evin olmalı, ya da göğe çıkmalısın. Bize, okuyacağımız bir kitap indirmediğin sürece (göğe) çıktığına da asla inanmayız.» De ki: Rabbi... Devamı

Ankebut s. 45. Ayeti Bağlamında Şuayb (a.s) ın Salatının Bize Dö

2016-03-13 15:40:00

Kur'anı doğru anlamanın yollarından birisi , kavramlar etrafında oluşturulmuş olan anlam örgüsünü okuyabilmek, ve bu anlamı hayata yansıtabilmektir. Herhangi bir kavramın içini boşaltarak, onu daraltma veya buharlaştırma ameliyesine tabi tuttuğumuzda , bu kavram üzerinden önerilen sistem ve kurallar doğru anlaşılmamış olacaktır.  Salat , Kur'anın "Anlam Buharlaştırma" ameliyesine uğratılmış olan en başta gelen kavramlarından bir tanesidir. Bu kelimenin bir çok  Müslüman zihninde meydana getirdiği ilk anlam sadece namaz ibadeti , bir kısım Müslüman zihninde ise namaz ibadetinin haricinde olan bazı anlamlar olup , Türkiye Müslümanlarının gündeminde , "Salat namaz mıdır değil midir?" şeklinde tartışmaların konusu olmuş vaziyette , Kur'anın bu kavram üzerinden vermek istediği mesajın doğru anlaşılıp hayata aktarılmasını beklemektedir.  Kur'an okuyucularının bilmesi gereken önemli bir husus şudur ki ; Kur'an içinde geçen bir kelime sadece etimolojik anlamı üzerinden gidilerek anlama çalışmasına tabi tutulduğunda bizlere net bir bilgi vermeyebilir. Kelimenin içinde bulunduğu cümle , ayet , sure , kur'an bütünlüğü dikkate alınarak , o kelimenin ifade ettiği anlamın anlaşılmaya çalışılması , bizleri daha doğru sonuçlara götürecektir.  "Salat" , kelime olarak tefsir literatüründe "Çok anlamlı" olarak ifade edilen bir kelimelerdendir, bu kelime geçtiği ayetlerin tamamında aynı anlama gelmez. Namaz ibadetinin Kur'anda olmadığını savunan zihniyet sahiplerinin , kelimenin bu yönünü istismar ederek bazı laf cambazlıkları ile kendi düşüncelerini Kur'ana onaylatma yolunu seçtiklerini görmekteyiz. Kelimelerin etimolojik anlamlarının bi... Devamı

Gündemimiz Adem'in Babasının Olup Olmadığımı Olmalıdır?

2016-03-08 16:35:00

Müslümanların birbirleri ile yapmış olduğu tartışmaların , onları daha ileriye taşımak amaçlı olması gerekirken , gündem yapılmaması gereken , veya gündem edilmesi gereken daha acil ve önemli konular varken , "Suni Gündem" olarak tabir edebileceğimiz , kısır konuların gündem edilerek , bu konular etrafında tartışmalar yapılması , bizlere bir şey kazandırmamakta, hatta kazandırmak şöyle dursun , bizleri kayba uğrattırmaktadır. "Suni Gündem" olarak tabir ettiğimiz konulardan bir tanesi , Adem'in babasının olup olmadığı noktasında yapılmakta olup , bu konuda iki görüş etrafında yoğunlaşan tartışmalar uzun yıllardır sürmektedir. Yazının konusu, Ademe baba bulmak veya babasız olduğunu ispat etmeye çalışmak değil , bu konularda yapılan tartışmaların kısırlığı ve gereksizliği üzerinde olacaktır.  Konuya girmeden önce kısaca , bu konuda yapılan tartışmaları hatırlatmak istiyoruz. Adem kıssası ile ilgili  tefsirlere bakıldığında, insanın çoğalması ile ilgili verilen bilgilerde , insanların Adem ile eşinden türediği , Ademin eşinin her batında ikiz çocuk dünyaya getirdiği , onlardan doğan bu çocukların çapraz evlilik yaparak, bu yolla insan neslinin çoğalmasının sağlandığı yazmaktadır. İşlenen ilk cinayetin , bu evlilik modeline razı olmayan Kabilin, kendisi ile aynı batında doğan kardeşi ile evlenmek istemesi neticesinde meydana geldiği yönünde tefsirlerde bilgilere rastlamaktayız.  Tefsirlerdeki bu yazılanların, Kur'andan onay almayan ve "İsrailiyyat" denilen kirli bilgilerin ürünü olduğunu söyleyebiliriz. Tefsirlerde yer alan bu bilgileri istismar ederek , bazı kimselerin eleştiri , alay ve hakaretlerine maruz bırakılmamız neticesinde , eziklik psikolojisinin ürünü olduğunu söyleyebileceğimiz , farklı bir görüş olar... Devamı

RESUL: Doğru Anlaşıldığında Taşların Yerine Oturacağı Bir Kavram

2016-03-06 15:21:00

Müslümanlar arasındaki bitmek tükenmek bilmeyen ihtilafların başında , son resul olan Muhammed (a.s) ın, dinde nasıl bir konum sahip olması gerektiği konusu gelmekte olup , onun sahip olduğu "Resul" sıfatının yanlış anlaşılması neticesinde oluşturulan resul anlayışı , dinde bazı taşların yerinden oynatılmasına sebep olmuştur.  Kaypak bir zemine oturtulan resul anlayışı , onun Allah (c.c) ile aynı konumda olması düşüncesini beraberinde getirmiştir . Böyle bir zemine oturtulan resul anlayışında , Kur'an içinde beyan edilmeyen bir konunun, onun hadisleri ile tamamlanmış olduğu düşüncesi ortaya atılarak , Muhammed (a.s)dinde , haşa eksiği tamamlayan bir kişi haline getirilmiştir.  Bilindiği üzere "Hadis" denildiği zaman akla gelen ilk şeyler , o sözlerin Kur'an gibi vahiy mahsulü olduğu , onlar olmadan Kur'anın anlaşılamayacağı , onların Kur'anı tamamladığı gibi , Allah (c.c) ye eksiklik izafe etmek anlamına gelen düşüncelerdir.  Muhammed (a.s) a yakıştırılan bu konumun yanlış olduğunu , onun böyle bir konuma oturtulmasının, Allah (c.c) ye atılmış yalan ve iftira olduğunu iddia edenlere , Muhammed (a.s) ın dinde ortak olmasını savunan anlayış sahipleri tarafından , "Hadis -Sünnet inkarcısı" , "Resul düşmanı" v.s gibi isimler takılarak , rencide edilmeye çalışıldığı malumdur. Bu konuda ortaya atılan düşüncelerin , onun sahip olduğu "Resul" (Elçi) sıfatının yanlış anlaşılmasından kaynaklanmakta olduğunu söyleyebiliriz. Eğer onun bu görevinin sınırları, doğru biçimde anlaşılacak olursa , yapılan kavgaların önünün alınması bir nebzede  olsa mümkün olacaktır.  Bu yazımızda, bu kavramın anlamı ve sınırları konusundaki düşüncelerimizi paylaşarak, resul konusunda doğru bir yaklaşım sergileme yö... Devamı

İLMİHAL KİTAPLARI: Müslümanları Vesveseye Sürükleyen Ayrıntılar

2016-03-04 15:09:00

"Vesvese" ; "Bazı konularda kişinin içine düşen şüphe ve kuruntu" anlamında kullanılan bir kelimedir. Bu kelime, bazı Müslümanların yaşantısında önemli bir yer tutarak , yapmış olduğu ibadetlerin kabul olup olmama noktasında kişide şüphe uyanmasına sebep olmakta, ve bu vesvesenin yine bazı Müslümanlarda hastalık derecesine dayanıp, tıbbi destek almasını gerektirecek boyutlara kadar vardığını gözlemlemekteyiz.  Bu yazımızda konunun psikiyatrik tedavi boyutunu değil , bazı Müslümanların böyle bir rahatsızlık içine girmeye sebep olan bazı noktaları ele almaya çalışacağız. Bazı Müslümanlarda psikolojik rahatsızlıklara sebep olan vesvesenin önemli bir kaynağının , piyasada çeşitli isimlerle satılan, genel adı "İlmihal Kitapları" olan, ibadet ve muamelata dair bilgileri kapsayan kitaplar olduğunu düşünüyoruz. Bu kitapların "İbadet" kısmını kapsayan özellikle namaz , abdest , gusül gibi bölümlerdeki ince ayrıntı şeklindeki bilgiler bazı Müslümanlarda, bu ayrıntılara dikkat edilmediğinde veya kaçırdıklarını düşündüklerinde , yaptığı ibadetin kabul edilmeme veya cünüp gezme korkusuna sebep olmakta, onları depresyona sokarak ve psikiyatrist doktorlardan medet umar hale getirmektedir.   Bu kitapların ibadet konuları ile ilgili verdiği bilgilerin ortak noktası , sadece şekli dikkate alarak özü kaçırmaları , ve şekil konusunda verilen bilgilerin uygulanması neticesinde ibadetlerin kabul olunacağıdır. Bu kitaplarda verilen bilgilere göre ibadetleri yerine getirmenin gerekli olduğunu düşünenlerin bir kısmı vesveseye kapılarak, bu kitaplarda yazılanların tam olarak yerine getirilmediği takdirde , ibadetlerinin kabul olunup olunmadığı konusunda uykuları kaçmaktadır.  Bu kitapları... Devamı

DİRİLİŞ BULUŞMALARI Neyin Dirilişini Amaçlıyor?

2016-03-03 17:29:00

Türkiye genelinde son yıllarda Kur'anın öne çıkması ile başlayan fikir ve düşünce hareketinin , geleneksel İslam düşüncesine ait bazı fikir , düşünce ve inançların yeniden sorgulanmasını beraberinde getirdiği gözlemlenmektedir. Bu sorgulama ise, geleneksel İslam düşüncesini savunanlar tarafından, şiddetli bir muhalefeti de beraberinde getirmiştir. Çeşitli yayın organlarında din adına yapılan konuşmalara ve yazılanlara baktığımızda , bir kısım kişiler dinde Kur'anın dinde belirleyici bir kitap olmasını savunurken , diğer bir kısım kişilerin ise, bu belirleyiciliğe karşı çıkarak , klasik din algısının devamı için var güçleri ile çalışarak, ellerinden geleni yapmakta olduklarına şahit olmaktayız.  Rivayet kitapları tarafından oluşturulan klasik din algısının yıkılmaması adına ortaya konan düşünceleri, bazı yazılarımızda ele alarak , bu düşünce ve iddiaların ne derece doğru olabileceği yönündeki fikirlerimizi paylaşmaya çalışmıştık. Bu yazımızda ise, klasik din algısının ayakta kalması için mücadele eden insanların başını çektiği bir oluşuma dikkat çekerek , klasik din algısının devamı için mücadele edenlerin sahaya inmeleri olarak gördüğümüz bir durumu ele almaya çalışacağız. Bir süredir Türkiye genelinde "Diriliş Buluşmaları" adı altında bir oluşum meydana getirilerek , bazı yazar ve alimlerin katılımı ile, çeşitli şehirlerde toplantıların düzenlenerek konuşmalar yapıldığı malumdur. Bu oluşum altında konuşma yapan kişilere baktığımız zaman , bu kişilerin düşünce ve söylemlerinde "Kur'an merkezli düşünce" oluşumuna karşı muhalefet olmak şeklinde bir ortak bağ görmekteyiz. Bu oluşum adı altında toplantılara katılanlar, farklı düşüncelere ... Devamı

TEVBE s. 38-41. Ayetleri : Düşmanlarımızla Savaşmamak Neticesind

2016-03-02 14:35:00

Kur'anın "Sünnetullah" adını verdiği toplumsal yasaların sebepleri ve bu sebeplerin meydana getirdiği sonuçlar, Kur'an içindeki önemli anlatımları teşkil etmektedir. Bu anlatımların amacı, geçmişte yaşanan olaylardan, gelecek olanların ibret alarak  dersler çıkarması, ve yollarını ona göre belirlemeleri gerektiği doğrultusunda olup , bizden öncekilerin yaptıkları ve yapmadıkları neticesinde karşılaştıkları sonucun aynısının dün olduğu gibi , bugün , yarın ta ki kıyamete kadar görüleceğinin bilinmesine dairdir. Bu yazımızda Tevbe s. 38-41. ayetlerini , "Sünnetullah" olgusunu dikkate alan bir okuma yapmaya çalışarak , bu ayetlerdeki yasaların bugün bizler için nasıl işlediği üzerinde durmaya gayret edeceğiz. Bilindiği üzere "Kıtal" (Harp) bir insanlık gerçeğidir. Bu yolla , müstekbirler müstazafları ezdikleri gibi , aynı yolla müstazaflar müstekbirlerin fesatlarını önleyebilmektedirler.  [002.251]  Allah'ın izniyle onları hemen hezimete uğrattılar. Davud da Calut'u öldürdü. Allah ona mülk ve hikmet verdi. Dilemekte olduğunu da ona öğretti. Şayet Allah'ın insanları birbiriyle def'edip savması olmasaydı yeryüzü muhakkak fesada uğrardı. Ancak Allah, alemler üzerinde lutuf sahibidir. [022.040]  Onlar, başka değil, sırf «Rabbimiz Allah'tır» dedikleri için haksız yere yurtlarından çıkarılmış kimselerdir. Eğer Allah, bir kısım insanları (kötülüklerini) diğer bir kısmı ile defedip önlemeseydi, mutlak surette, içlerinde Allah'ın ismi bol bol anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescidler yıkılır giderdi. Allah, kendisine (kendi dinine) yardım edenlere muhakkak surette yardım eder. Hiç şüphesiz Allah, güçlüd&uu... Devamı

DUA KİTAPLARI : İnsanların Umutlarını Sömüren Ahlaksızların Sömü

2016-02-28 13:28:00

"Dua" ; "sözlükte "Çağırmak" anlamına gelen bir fiilden türeyen , ıstılahta "Kulun Rabbine olan hacetini sözlü olarak dile getirmesi" anlamına gelen bir kelimedir.  [002.186] Kullarım sana, beni sorduğunda (söyle onlara): Ben çok yakınım. Bana dua ettiği vakit dua edenin dileğine karşılık veririm. O halde (kullarım da) benim davetime uysunlar ve bana inansınlar ki doğru yolu bulalar. Kur'an içindeki bir çok ayet , Rabbimizin Bakara s. 186. ayetinde beyan etmiş olduğu, dualara karşılık verme sözünün yerine getirilmiş halini, bize canlı örnekleri ile sunarak , Rabbimizin vermiş olduğu bu sözün asla yalan olmadığını göstermektedir. Ancak burada hatırdan çıkarılmaması gereken bir nokta vardır; Allah (c.c), kullarının dualarına karşılık vermesini şarta bağlamış , bu şartı ise, ona dua eden kulların bu karşılığı hak edecek ameller yapmasıdır. Kur'anda geçen duaya icabet örneklerinin tamamı , ancak bu şartı yerine getirmiş olanların dualarının kabul edildiğini göstermektedir.  Ancak ne var ki biz bu günkü Müslümanlar , bu şartı göz ardı eden bir tutum içine girerek , isteğimizi sadece söze döküp , bu isteği fiil olarak göstermediğimiz için dualar karşılık bulmamaktadır. Biz Müslümanların bu hazırcılığını ranta çevirmek isteyen kendisini uyanık zanneden din tüccarları, bu durumu  istismar ederek, dua kitapları pazarlama şebekeleri kurmuşlar ve bu işi para kazanma vesilesi haline getirmişlerdir. Yazımızın konusu , duaların nasıl kabul olunacağı hakkında değil , dua üzerinden yapılan bazı istismarları ele almaya çalışmak , ve bu yolla insanların umutlarını rant aracı haline getirerek , onları maddi ve manevi olarak sömürmeye çalışan din tüccarlarının yapmaya &cc... Devamı