ismailhakki
67 Takipçi | 5 Takip
Kategorilerim

Din

Diğer İçeriklerim (342)

Küfür Nedir ? Kafir Kimdir ?

Tevbe s. 107-110. Ayetleri ve Yeniden Oluşturulan Dırar Mescidle

Kadının Şahitliği Meselesi

Salat (Namaz) ın Vakitlerini Elçinin Örnekliği Üzerinden Okumak

Kur'an da Namazların Kaç Rekat Kılınacağı Varmı ?

Davud (a.s) a Gelen Davacılar ve İnsanın Halife Kılınması

Haşr s. 7-10. Ayetleri ve Unuttuğumuz Bir Kavram "İSAR"

Kitap ve Hikmet Üzerine Kur'anda Bir Gezinti

Nahl s. 125. ve Enam s. 108. ayetleri Çerçevesinde Davet Metodum

Mustafa İslamoğlu nun Abese s. İlk Ayetlerine Verdiği Anlam Hakk

Araf s. 172-173. Ayetleri Hakkında Bir Düşünce Çalışması

Ahzab s. 72. ayeti: Emanete İhanet Eden İnsan

Hadid s. 25. ayeti Demirin Kitab ve Mizan doğrultusunda Kullanıl

Mustafa İslamoğlu'nun Muhammed Suresi 35. Ayetine verdiği Meal H

Bir Kıyam Manifestosu Fatiha Suresi

Ehli Sünnet akidesi adı altında Müslümanlara Yapılan Mahalle Bas

Mü'min s. 46. Ayetini Takdim Tehir Usulu İle Bir Okuma Örneği

Mü'min s. 23-53. Ayetleri Firavun Sarayındaki Bir Muvahhid

Tilavet Kelimesi Üzerine Bir Düşünce Çalışması

Salat ve Kıble kavramları üzerinden oynanmak istenen oyunlar

Müdahene kavramı veTürkiye Müslümanlarının iktidar ile imtihanı

Sebe halkının kıssası ve İblisin iğvasının yaşanan hayat içindek

"Ya Rabbim Ya Resulullahım" sözünün tehlikesi

Ahzab s. 28-34. ayetleri ile ilgili tarihsellikten evrenselliğe

Ahzab s. 4-5 . ayetleri ve evlatlıklar hakkındaki düzenleme

Abd ve İbadet kelimeleri üzerine Kur'anda bir gezinti

Yunus s. 87. ayeti ve Firavunlarla mücadele yöntemi

İbrahim (a.s) örnekliğinde Anne ve Babaya itaatın sınırı

İnsanlığın kadim kültürü "Yevmüzzinet" (Bayram günleri)

Şeytan kavramının İblis üzerinden müşahhaslaştırılarak anlatılma

Tüm içeriklerim
Takipçilerim (67)
17 12 2014

Küfür Nedir ? Kafir Kimdir ?

"Küfür" ve "Kafir" kelimeleri, İslam literatürü içinde önemli yer tutan kelimeler olup , bu kelimelerin herkesin elinde bir silah olarak kullanılarak, karşısındaki düşünceyi ve o düşünce sahibini damgalama aracı haline geldiğini görmekteyiz . Bu bağlamda , kelimelerin içerdiği anlam ve kimler için kullanılacağı konusu önem kazanmış olup , birisine "Kafir" demek için belirlenmiş standartların olması gerekmektedir. Geleneksel fıkıhta belirlenmiş olan bu standartların Kur'an kaynaklı olduğunu söylemek maalesef zordur.    "Küfür" kelimesi sözlükte ; "Bir şeyi örtmek , gizlemek" anlamındadır. Tohumu yerin içinde gizlemesinden dolayı çiftçiye "Kafir" denilmiştir. Istılahta ise , "İman esaslarını inkar etmek ve o inkar üzerine bir hayat sürmek" olarak tarif edebiliriz.    Bir kişinin küfre düşerek "Kafir" vasfını almasına sebeb olan söz ve fiillerin baz alınacağı kaynağın ne olduğu konusu bu noktada önem arz etmektedir. Bir kişinin kafir olmasını gerektiren söz ve fiillerin hangi kaynak baz alınarak değerlendirileceğinin  tek bir kaynak üzerinde  olmaması , farklı düşüncede olan herkesin birbirini tekfir edebilme olanağını doğurmuştur. Herkes kendi yanındaki kaynağı baz alarak karşı düşünceyi değerlendirmekte ve o kaynağa aykırı olan her düşünceyi mahkum etmektedir.   Peki kaynak konusunda nasıl bir yol izlemek gerekir ki, bir kişinin "Kafir" olarak vasıflandırılması fırka ve hiziplerin ellerinde olanların sevindikleri kitapların inhisarında olmasın ?.     Müminun suresi 53. ayeti içinde bulunduğumuz durumu bildiren bir ayet olarak karşımızda durmaktadır.     [023.053]&n... Devamı

13 12 2014

Tevbe s. 107-110. Ayetleri ve Yeniden Oluşturulan Dırar Mescidle

  "Dırar Mescidi" (Zarar Mescidi) deyimi, Tevbe s. 107. ayet içinde ,Münafıkların Medine de oluşturmuş oldukları ayrı bir Mescid ile ilgili olarak kullanılmış olduğu ve Allah (c.c) nin onların oluşturmuş olduğu bu Mescide değil diğer Mescide dahil olunmasını emrettiğini görmekteyiz. İlgili ayetlerin meali şöyledir.     [009.107]  Bir de müslümanlara zarar vermek, kâfirlik etmek ve müslümanların arasına ayrılık sokmak ve daha önce Allah ve Resulü'ne karşı savaş açmış olanı beklemek için mescid yapanlar var. «İyilikten başka bir maksadımız yoktu.» diye yemin de edecekler. Fakat bunların kesinlikle yalancı olduklarına Allah şahittir. [009.108]  Orada asla durma. İlk gününden takva üzerine kurulmuş olan mescid, içinde durmana daha uygundur. Orada temizlenmek isteyen adamlar vardır. Allah, temizlenmek isteyenleri sever. [009.109]  Binasını Allah korkusu ve rızası üzerine kuran kimse mi daha hayırlıdır, yoksa yapısını yıkılacak bir yarın kenarına kurup, onunla beraber kendisi de çöküp cehennem ateşine giden kimse mi? Allah zalimler topluluğunu doğru yola iletmez. [009.110]  Yaptıkları bina, kalblerinde şüphe ve ızdırap kaynağı olmakta kalbleri paralanana kadar devam edecektir. Allah bilendir, hakimdir.   Ayetlerin tarihsel bağlamı , Medine de münafıklar tarafından inşa edilmiş olan Mescid ile alakalı olup , o Mescidin yapılış sebebinin beyan edilmesi ve Muhammed (a.s) ın oraya asla girmemesinin emredilmesi üzerinedir, siyer kaynaklarına göre o Mescid sonradan yıkılmıştır.    Bu Ayetlerin günümüze dönük herhangi  bir mesajı varmı dır ? dersek şu mesajları çıkarmak mümkündür.    Müslümanların bu gün bir çok fırka ve hizbe bö... Devamı

10 12 2014

Kadının Şahitliği Meselesi

Kur'anın içinde olan bazı hükümler hakkında , bir takım insanların itirazları olduğu malumdur  ve bu itirazların başında kadının şahitliği meselesi de gelmektedir. Bakara s. 282. ayet içinde bildirilen şahit olma durumunda , bir erkeğin yerine, iki kadının şahit olabileceği beyan edilmiş olması Kur'anın kadınları aşağıladığı ikinci sınıf bir varlık gördüğü gibi itirazları da beraberinde getirmiştir.   Yazımızın amacı , Kur'anın kadın haklarına ne kadar değer verdiği , Kur'anın aslında çağdaş bir kitap olduğu v.s gibi sözlerle eziklik psikolojisi altında kalarak savunma amaçlı değil, bu meselenin nasıl anlaşılması gerektiğine dair düşüncelerimizi paylaşmak şeklinde olacaktır. Konu ile ilgili ayetin meali şu şekildedir.     [002.282]  Ey iman edenler, birbirinizden belirli bir vade ile borç aldığınızda, onu yazın; aranızda doğrulukla tanınmış bir yazı bilen kişi, onu yazsın. Yazı bilen de kendisine Allah'ın öğrettiği gibi yazmaktan kaçınmasın. Bir de borçlu adam söyleyip yazdırsın, her biri Allah'tan korksun ve haktan birşey eksiltmesin. EĞER BORÇLU , AKLI ERMEYEN BİRİ YAHUT KÜÇÜK VEYA KENDİSİ SÖYLEYİP YAZDIRAMAYACAK İSE, VELİSİ DOSDOĞRU SÖYLEYİP YAZDIRSIN. ERKEKLERİNİZDEN İKİ ŞAHİT GÖSTERİN.EĞER İKİSİ DE ERKEK OLAMIYORSA O ZAMAN DOĞRULUĞUNA GÜVENDİĞİNİZ BİR ERKEKLE İKİ ŞAHİT OLSUN Kİ BİRİ UNUTUNCA DİĞERİ HATIRLATSIN.  Şahitler de çağrıldıklarında kaçınmasınlar. Siz yazanlar da az olsun çok olsun onu vadesine kadar yazmaktan üşenmeyin. Bu Allah yanında adalete en uygun olduğu gibi şahitlik için daha sağlam ve şüpheye düşmemeniz için daha elverişlidir. Ancak aranızda peşin devrettiğiniz bir ticaretse, o zaman bunu yazmamanızda size bir sakınca yoktur. Alışveriş yaptığınızda da şahit tutun, bir de ne yaz... Devamı

08 12 2014

Salat (Namaz) ın Vakitlerini Elçinin Örnekliği Üzerinden Okumak

Kur'an ın gündem edilmeye başlanması ile hararetlenen tartışma ortamında, tartışılması gerekli veya gereksiz bazı konuların da ortaya çıktığını söylemek sanırım yanlış olmayacaktır. "Salat" kelimesi etrafında gündem edilen bazı konuları da gerekli veya gereksiz olarak ikiye ayırmak mümkündür. Salat kelimesi nin içeriği , içinin nasıl doldurulması , geleneksel anlamdaki yanlışlıklar, gibi konuların tartışılmasının gerekli olduğunu düşünüyoruz.    Bunları tartışırken , Kur'anı sanki bu gün inmiş bir Kitap gibi görüp , dağ başına inmiş kabul edip Elçi örnekliğinden yoksun , Kur'an bütünlüğü olgusunu hiçe sayarak , sadece meali baz alıp arapça metnini öteleyerek yapılan tartışmaların fayda yerine zarar getireceği bilinmelidir.    Kullandığımız dil de adına, "Namaz" dediğimiz vakitli ve ritüel salatın vakitleri konusunda böyle bir tartışmanın olduğu bilinmektedir. Yazımız , böyle ritüelin olmadığı konusunda görüş belirtenlerden çok, "evet Kur'anda namaz vardır" diyenlerin , ancak vakit konusunda bir takım düşünceler ileri sürenlerin görüşleri çerçevesinde ele alınmaya çalışılacaktır.    "Salat"  kelimesini Kur'an da genel anlamı itibarı ile "Destek ve Yönelim" olarak anlamak mümkündür . Bu anlamda sadece belirli vakitlerde değil 24 saat bu destek ve yönelimin devamı esas olmalıdır. Namaz ritüeli günün belirli vakitlerinde ve günün toplam 1 saatini  kapsamaktadır , geri kalan 23 saatin de Allaha olan destek ve yönelimin devam etmesi gerekmektedir.   Namazın vakitleri ile ilgili tartışmaların yukarda belirttiğimiz gibi gereksiz tartışmalar olduğunu en baştan s&... Devamı

05 12 2014

Kur'an da Namazların Kaç Rekat Kılınacağı Varmı ?

Yazımıza başlık olarak aldığımız sorunun cevabı üzerinde, kendilerine "Kur'an Müslümanı" adı veren bir takım insanların tartışmalarına şahid olmaktayız. Bu tartışmaların temelinde rivayetlere ve yaşanarak gelen bazı bilgilere karşı olan alerjinin olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.    "Kur'an Müslümanı" şeklinde bir terkibi kullanmanın diğer  terkiplerle kendilerini ifade eden insanlara karşı bir tepki sonucu türediğinin altını çizerek , bize Kur'anda verilen ismin önüne arkasına veya yanına artı bir ismin gereksiz olduğunu kısaca ifade etmek istiyoruz.    Kur'anı öncelleme adına, geleneksel inanç içinde olan bazı yerleşik düşüncelerin sorgulanmaya başlandığı herkesin bilgisi dahilindedir. Geleneksel anlayışa hakim olan rivayet merkezli din anlayışının Kur'anın önüne geçirilmiş olduğu da malum bir konudur. Kur'anı okumaya anlamaya başlayan insanlar haklı olarak gelenekteki bu tür anlayışlara haklı çıkmakta ve Kur'anın bu konudaki beyanlarının esas alınmasını dile getirmektedirler.    Bu sorgulama, Kur'anın bazı kavramlarının içinin boşaltılması neticesinde sadece ayin ve şekilsel bir duruma dönüşmüş olan Salat kavramı içinde olan ve günlük dilimizde "Namaz" olarak bilinen ritüel ibadete de yansımıştır. Bu ritüelin gelenekteki ilmihal bilgileri ile şişirilmiş halinin aynen devam etmesi asla müdafaa edilemez , özellikle vakitleri ve rekatları konusu üzerinde "Sadece Kur'an" denilerek buradan çıkarımlar yapılmaya çalışılması neticesinde ortaya kaos çıktığını da gözlemlemekteyiz. Bu yazımızda Namaz rekatları konusu ile ilgili nasıl bir tutum içinde olmamız gerektiği hakkındaki düşüncemizi paylaşmaya çalışacağız.... Devamı

04 12 2014

Davud (a.s) a Gelen Davacılar ve İnsanın Halife Kılınması

Kur'an kıssaları mesaj içerikli anlatımlar olması bakımından okunması ve hayata geçirilmesi gereken, bizden öncekilerin yaşanmışlıklarıdır. Bu yaşanmışlıklardan ibret alarak okumak yerine "İsrailiyyat" denilen bilgi kirliliği doğrultusunda okunan kıssaların "Eskilerin Masalları" na dönüştürülmesi kaçınılmazdır.    Sad s. içinde geçen Davud (a.s) a gelen gelen davacılar ile ilgili kıssa böyle bir kirlilik içinde kalarak okunmuş ve iftiralara varan anlatımlar eski tefsirleri doldurmuştur. Yazımızda bu tür bilgi kirliliklerinden ziyade Kur'an kıssalarını okuma yöntemimizi dahilinde, yapılan anlatımdan bize dönük nasıl bir mesaj çıkabilir sorusuna cevap aramaya çalışacağız.    Sad s. içindeki Davud (a.s) kıssası surenin 17-26. ayetleri arasında olur yazımıza konu olan davacıların haberi 21. ayetten itibaren başlamaktadır.    20. ayette mealen " Ve O'nun mülkünü kuvvetlendirmiştik ve O'na hikmet ve fasl-ı hitap vermiş idik." buyurulduktan sonra haberin verilmeye başlanması ayet içinde geçen "Fasl elhitab" konuşmayı ayırabilme kabiliyeti ile birlikte Hikmet in zikredilmesi anlatımdaki mesajı anlamamızı kolaylaştıracak giriş ayeti olduğunu söyleyebiliriz.   Hikmet kelimesi ; "Islah etmek ,düzeltmek maksadı ile engellemek" anlamına gelen "Hakeme" kelimesinden türemiş olup , kelimenin anlamı dahilinde yapılan eylemlerin bütününü içine almaktadır. İnsan da olan bu Hikmet in nereye bağlı olduğu konusu asıl önemli nokta olup, bu kıssada hüküm verme konusu üzerinden Hikmetin nasıl kullanılması gerektiği bizlere öğretilmektedir.    Kıssa Davud (a.s) örneğinde "Fasl el hitab" ın (sözün doğ... Devamı

03 12 2014

Haşr s. 7-10. Ayetleri ve Unuttuğumuz Bir Kavram "İSAR"

İnsanı İnsan kılan hasletlerden bir tanesi de, ihtiyacı olan herhangi bir şeyde kendisini değil başkasını öncelemesi olup, bu davranışın İslam literatüründeki ismine İSAR denilmektedir. İnsan da bencil duyguların olması bu şekil bir erdemli davranışın bir çok İnsan da ortaya çıkmasını maalesef engellemektedir.    "Asrı Saadet" olarak nitelenen ilk Müslümanların yaşadıkları zaman ve mekanlardaki olaylar karşısındaki davranışları , kendilerinden sonra gelen bizler için örneklik teşkil etmektedir. Bu devir içinde Müslümanların Mekke den Medine ye hicret etmesi şeklinde gerçekleşen bir olay olduğu herkesin malumu olup "Muhacir Ensar kardeşliği" şeklinde gerçekleşen olaylar hepimizin malumudur.    Haşr s. 9. ayeti bu gerçekliğe işaret ederek, yaşanmış bu durumun bizler içinde örnek olarak kıyamete kadar hatırlarda kalmasını ve hayata geçirilmesini amaçlamaktadır.  Konuyu daha doğru anlamak için Haşr s.7-10. ayetleri okumak gerekmektedir.   [059.007]  Allah'ın, fethedilen memleketler halkının mallarından Peygamberine verdikleri; Allah, Peygamber, yakınlar, yetimler, yoksullar ve yolda kalmışlar içindir; ta ki içinizdeki zenginler arasında elden ele dolaşan bir devlet olmasın. Resul size ne verirse onu alın, sizi neden menederse ondan geri durun; Allah'tan sakının, doğrusu Allah'ın cezalandırması çetindir.   [059.008] (Allah'ın verdiği bu ganimet malları,) yurtlarından ve mallarından uzaklaştırılmış olan, Allah'tan bir lütuf ve rıza dileyen, Allah'ın dinine ve Peygamberine yardım eden fakir muhacirlerindir. İşte doğru olanlar bunlardır.   [059.009]  Ve onlardan önce o yurda yerleşen imana sarılanlar kendilerine göç edip gelenleri severler ve onlara verilenlerden ötü... Devamı

26 11 2014

Kitap ve Hikmet Üzerine Kur'anda Bir Gezinti

Bazı yazılarımızda vurgulamaya çalıştığımız üzere , Kur'anı doğru anlamanın önündeki en büyük engellerden birisi , oluşturulmuş olan ön kabullerin delilini aramak amacı ile okunması ve ayetlerin bu ön kabuller doğrultusunda anlaşılmaya çalışılmasıdır. Bu yöntem ile okunan Kur'an ayetleri alakasız konulara delil olarak sunulmuş ve "Allah böyle diyor" denilerek kitleler aldatılmıştır.    Geleneksel İslam düşüncesi içinde Hadis ve Sünnet'in vahiy olduğu, bunlarında aynen Kur'an ayetleri gibi indirildiği şeklinde bir söylemin olduğu hepimizin malumudur. Bu ön kabullu düşünceye delil olması için bir takım Kur'an ayetleri o düşünce doğrultusunda te'vil edilerek, sonradan oluşma bu düşünceyi Kur'ana onaylatma girişimlerinde bulunulduğu da hepimizin malumudur.    Kur'an ın bazı ayetlerinde , Muhammed (a.s) a indirilen Kitap ile birlikte Hikmet'in de zikredilmiş olması , Hadis ve Sünnetin vahiy olduğu düşüncesine sahip olanlar için bir delil olarak görülmüş , Hikmet'in Sünnet olduğu dolayısı ile " Sana Kitap ve Hikmet indirdik" şeklindeki ayetlerden,indirilen Kitab ın Kur'an , indirilen Hikmet'in Sünnet olduğu düşüncesi hakim olmuştur.    En baştan söylediğimiz gibi , ön kabullu bir okuma ürünü olan bu düşünceyi Kur'an bütünlüğünde değerlendirdiğimiz zaman , Muhammed(a.s) a indirilen tek bir şeyin olduğu konusundaki bir çok ayetin mevcudiyeti inen şeyin  sadece Kur'an olduğu anlatmaktadır.    Yazımızın ana gayesi Hikmetin ne olmadığı değil ne olduğu üzerine olduğunu hatırlatarak , Hikmetin ne olmadığı ile ilgili olarak " Hikmet Kur'an dan ayrı olarak indirilmiş bir ... Devamı

24 11 2014

Nahl s. 125. ve Enam s. 108. ayetleri Çerçevesinde Davet Metodum

 İnsanların birbirleri ile farklı düşünmeleri doğal bir durum olup , her insan diğer bir insanın kendisi gibi düşünmesini arzu eder , bu arzunun gerçekleşmesi için yapılan çalışmalara İslam literatüründe "Tebliğ" veya "Davet" denilmektedir.  Bu arzuların gerçekleşmesi için bir usul ve metod gerekli olup bunları Kur'an içindeki ayetlerde bulmaktayız.   Biz Müslümanlar arasındaki usul ve metod hataları bir çok konuda bizleri sıkıntıya soktuğu gibi , bizim gibi düşünmeyen birisine karşı takınmamız gereken tavır ve ona karşı izlememiz gereken usul konusunda da, usul ve metod hataları içinde olduğumuz malumdur. Bu tür usul hataları tarihin her devrinde yapılmış olup bu gün de yapılmaktadır. Yazımızın konusu , Kur'an ayetlerinin bizlere bu konuda beyan ettiği usulu yeniden hatırlayarak biz gibi düşünmeyen birisine karşı nasıl bir tutum sergilemek gerektiğini oradan öğrenmektir.    Yazımızın konusunun davet metodu ve bu metodun kendi içimizdeki uygulaması etrafında olduğunu hatırlatalım.    " BİZİM GİBİ DÜŞÜNMEYEN" birisine şeklinde bir söz kullanma sebebini yazımızın başında izah etmek istiyoruz.   Bir kimse , herhangi bir konuda başka bir kimse ile tartışıp onunla görüş ayrılığına düştüğü zaman karşısındakine söylediği söz " SEN YANLIŞSIN" şeklinde bir itiraz olup her iki taraf ta karşısındakine bu şekilde bir ithamda bulunur. Her iki kişi kendi düşüncesinin doğru olduğunu , dolayısı ile karşısındaki kişinin yanlışta olduğunu düşünür. Bu tür sözler daha ileri safhalarda kişilerin birbirlerine , küfür , hakaret ve tekfir etme aşamalarına getirdiği için, öncelikle karşımızdaki kişiye olan davranışımız "yanl... Devamı

22 11 2014

Mustafa İslamoğlu nun Abese s. İlk Ayetlerine Verdiği Anlam Hakk

Son günlerde bir takım cemaatlerin hedef tahtası haline gelen Sayın Mustafa İslamoğlu hoca ya karşı Abese suresi ilk ayetlerine verdiği anlam üzerinden yeni bir karalama kampanyası başlatıldığına şahid olmaktayız. Bu kampanyanın öncülerine baktığımız zaman, kendilerine bağlı olanlara "Din" olarak Kur'an tarafından onay görmeyen ne kadar hurafe bilgi varsa onları anlatarak Samiri misali " Sizin Dininiz budur" dediklerini görmekteyiz. Sayın hocanın bu tür anlatımlara karşı Kur'anı öne çıkarma gayreti hurafe dini temsilcileri tarafından şiddetli bir biçimde karşılık görmüş ve görmektedir.    Sayın hoca asla eleştirilmez veya hata yapmaz bir kişi değildir. Hatta hatalarını dile getirmekten hiç çekinmediğimizi bizi tanıyanlar çok iyi bilmektedir , ancak Hocaya karşı Abese suresi ilk ayetlerine verdiği anlamdan ötürü yapılan bir eleştiri var ki buna sadece "AHLAKSIZLIK" demekten başka bir ad bulamıyoruz. Bu yazımızda Hoca nın bu ayetlere verdiği anlam hakkında düşüncelerimizi herkese örnek olması gereken ilmi ve ahlaki bir uslup dairesinde dile getirmeye çalışacağız.    Sayın Hoca nın Abese suresi ilk ayetlerine verdiği anlam ve gerekçeleri şu şekildedir.     1 O (KİBİRLİ ADAM) surat astı ve sırtını dönüp uzaklaştı, 2- yanına âmâ geldi di- ye,.. (1) 3- "Ve (sana gelince Ey Nebi!) Sen nereden bileceksin o (müşrikin) arınacağına (2) dair bir ihtimal (3) bulunduğunu; (4) veya alacağı öğütün kendisine yarar sağlayacağını? 4 - 5- Fakat, kendi kendine yettiğini sanan (5) kimseye gelince: 6 -Sen bütün ilgini ona yönelttin; (6- 7) oysa ki, onun arınmaması- nın sorumlusu sen değilsin,- 7- 8- fakat sana büyük bir iştiyakla gelen var ya: 9 -ki o Allah'a s... Devamı

20 11 2014

Araf s. 172-173. Ayetleri Hakkında Bir Düşünce Çalışması

İnsanların bir kısmının Müslüman ebeveyn den veya Müslümanların yaşadıkları topraklarda doğmaması nedeni ile Müslüman olamamaları , dolayısı ile Cehennem azabı ile karşılık görmek durumunda kalmaları, özellikle Ateist kesim tarafından itirazlara sebeb olmakta , " Onların ne kabahati varda Müslüman bir ebeveyn veya Müslüman bir toplumda neden doğmadılar?" şeklindeki itirazi sözleri bir çoğumuz tarafından işitilmekte ve kafa karışıklıklığına sebebiyet vermektedir.   Kur'anın bir çok ayetinde beyan edildiği üzere, "Hesab günü kimseye zulum edilmeyeceği" düsturundan yola çıkarak , hesab günü bu durumda olan insanların durumlarının ne olacağı konusunu Araf s. 172-173. ayetlerde ki beyandan öğrenmek mümkündür.   [007.172-3]  Rabbin, insanoğlunun sulbünden soyunu alıp devam ettirmiş, onlara: «Ben sizin Rabbiniz değil miyim» demiş ve buna kendilerini şahit tutmuştu. Onlar da: «Evet şahidiz» demişlerdi. Bu, kıyamet günü, «Bizim bundan haberimiz yoktu» dersiniz veya «Daha önce babalarımız Allah'a ortak koşmuşlardı, biz de onlardan sonra gelen bir soyuz, bizi, boşa çalışanların yaptıklarından ötürü yok eder misin?» dersiniz diyedir.   Ayete baktığımız zaman , kıyamet günü Adem oğullarının tamamının sorguya çekileceği görülmektedir. Bu durum geleneksel düşünce içinde tartışılan " Fetret Ehli nin durumu" meselesine yani Elçi ve Kitap çağrısı hiç işitmemiş olanların durumu hakkında da bilgi vermektedir. Kitaplarda "Fetret Ehli nin" hesab gününde, 1- hesaba çekilecekleri, 2- hesaba çekilmeden yok edilecekleri gibi farklı düşünceler ileri sürülüp tartışı... Devamı

18 11 2014

Ahzab s. 72. ayeti: Emanete İhanet Eden İnsan

"Emanet" kelimesi ; "Nefsin güvene kavuşması , korkunun ortadan kalkması" anlamına gelen "e-me-ne" kelimesinden türemiştir. İnsanın kendisinde emin kılınan  , kendisine geçici olarak verilen şeyin adı olarak kullanılır.   Esas konumuz olan Ahzab s. 72. ayetinin mesajına geçmeden önce bu kelimenin Kur'anda geçtiği ayetleri sıralayarak , kişinin kendisinin emniyetine geçici olarak verilen şeylere nasıl bir tutum sergilemesi gerektiğini beyan eden ayet meallerini görelim.   [002.283]  Yolculukta olur da, yazacak kimse bulamazsanız (borca karşılık) alınmış bir rehin de yeterlidir. Birbirinize bir emanet bırakırsanız, emanet bırakılan kimse emaneti sahibine versin ve (bu hususta) Rabbi olan Allah'tan korksun. Şahitliği, bildiklerinizi gizlemeyin. Kim onu gizlerse, bilsin ki onun kalbi günahkârdır. Allah yapmakta olduklarınızı bilir. [004.058] Hiç şüphesiz Allah size, emanetleri ehline teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz Allah işitir ve görür. [008.027]  Ey iman edenler, Allah'a ve Resulüne ihanet etmeyin, bile bile emanetlerinize de ihanet etmeyin. [023.008]  Ve onlar ki, emanetlerine ve verdikleri söze riayet ederler. [023.008]  Ve onlar ki, emanetlerine ve verdikleri söze riayet ederler.   Ahzab s. 72. ayetinde Rabbimiz şöyle buyurmaktadır.   [033.072]   Biz, o emaneti göklere, yere ve dağlara sunduk da onlar onu yüklenmeye yanaşmadılar ve ondan korktular da insan yüklendi onu. O gerçekten çok zalim, çok cahildir.   Ahzab s. 72. ayetinde emanetin , "göklere , yere ve dağlara sunulması" şeklindeki anlatım üzerimizdeki sorumluluğunu n... Devamı

14 11 2014

Hadid s. 25. ayeti Demirin Kitab ve Mizan doğrultusunda Kullanıl

Adem (a.s) dan , Muhammed (a.s) a kadar sayılarını sadece gönderenin bildiği bütün Nebi Resullerin ortak çağrısı, bir tek İlaha kulluk etmek ve bu kulluğun nasıl olması gerektiği konusunda Mü'minlere öğretmenlik yapmış olmalarıdır. Hadid s. 25. ayetinde bahsi geçen "Demir" , kevni ayetlerden bir ayet olması ve bu ayetin , aynı ayet içinde içinde bahsi geçen Kitab ve Mizan ile birlikte zikredilmesi , kevni ayetlerin bütününün Kitab ve Mizan doğrultusunda kullanılması gerektiğini bizlere hatırlatmakta , diğer surelerde kıssası anlatılan Davud(a.s) örnekliği, yaşanmış ve pratiğe geçmiş bir örneklik olarak bizlere sunulmaktadır.    [057.025]  Andolsun, biz resullerimizi apaçık belgelerle gönderdik ve insanlar adaleti ayakta tutsunlar diye, onlarla birlikte kitabı ve mizanı indirdik. Ve kendisinde çetin bir sertlik ve insanlar için (çeşitli) yararlar bulunan demiri de indirdik; öyle ki Allah, kendisine ve resullerine gayb ile (görmedikleri halde) kimlerin yardım edeceğini bilsin (ortaya çıkarsın) . Şüphesiz Allah, büyük kuvvet sahibidir, üstün olandır.   Öncelikle ayet içinde geçen "Mizan" ve "Kıst" kelimeleri üzerinde durmak konuyu daha kolay anlama açısından faydalı olacaktır.    "Mizan" kelimesi ; "ve-ze-ne" kelimesinden türemiş "bir nesnenin miktarını bilmek için kullanılan alet , ölçü ,terazi " , "Kıst" kelimesi ; "adaletli bir biçimde paylaştırmak , payı adil bir biçimde dağıtmak" anlamındadır.   Hadid s. 25. ayeti hakkında kısaca , Allah (c.c) nin İnsanın emrine müsahhar kıldığı kevni ayetlerin insanlar arasında adaletli bir biçimde kullanılması ve dağıtılması... Devamı

12 11 2014

Mustafa İslamoğlu'nun Muhammed Suresi 35. Ayetine verdiği Meal H

Bu yazımızda Sayın Mustafa İslamoğlu Hocanın hazırlamış olduğu gerekçeli mealinde, Muhammed suresi 35. ayeti ile ilgili yapmış olduğu meal üzerinde durmaya çalışacağız. Ayetin arapça metni şöyledir.   "Fe lâ tehinû ve ted’û iles selmi ve entumul a’levne vallâhu meakum ve len yetirekum a’mâlekum."   Bu ayetin meali Sayın Hoca tarafından şu şekilde verilmiştir.    "ARTIK gevşemeyin , ama siz üstün durumdaysanız barışa davet edin , çünkü Allah sizinle beraberdir, ve o sizin amellerinizi asla zayi etmeyecektir."   Sayın Hocanın bu şekil bir meal yapmasının gerekçesini şu şekilde belirtmektedir.    "Ve ted'u yu bir "la" takdiri ile "ve la ted'u" okumak ayetin manasını tersine çevireceği için tasvip edilemez. (krş 3-139) .Barış için bakınız "eğer onlar barışa yönelirlerse sende bu yönelişe uy (8.61)    Tetkik ettiğimiz bütün meallerde Muhammed Suresi 35. ayetine yapılan meal şu şekildedir.     Diyanet Vakfi : Üstün durumda iken gevşeyip barışa çağırmayın. Allah sizinle beraberdir. O amellerinizi asla eksiltmeyecektir.   Elmalılı Hamdi Yazır : Onun için gevşeklik etmeyin de sizler daha üstün olacak iken sulha yalvarmayın, Allah sizinledir ve asla sizin amellerinize kıymaz    Muhammed Esed : Böylece, (adil bir dava uğrunda mücadele ettiğinizde) korkup gevşemeyin ve barış için yalvarıp yakarmayın! Allah sizinle beraber olduğuna göre (sonunda) mutlaka siz üstün geleceksiniz ve O, sizin (iyi ve güzel) fiillerinizi zayi etmeyecektir.    Bayraktar Bayraklı : Üstün durumdayken gevşeyip barışa çağırmayınız... Devamı

11 11 2014

Bir Kıyam Manifestosu Fatiha Suresi

Fatiha kelimesi ; "Kendisi ile birlikte, sonrasında gelenin açıldığı, başlangıcı" anlamındadır. Mushaftaki ilk sureye bu adın verilmesi, sure içindeki Ayetlerin Kitabın içindeki bütün Ayetlerin özeti mahiyetinde olmasından ötürüdür. "Fatihatülkitab", Kitabın açıcısı anahtarı deyimi bu bağlamda önemli bir konuya parmak basması açısından önemlidir.   Kıyam kelimesi;  "ayak üzere kalkmak " anlamındaki Kame fiilinden türemiş olup,  "Bir şeyi gözetip koruma,bakma,muhafaza etme , azmetmek" anlamındadır.   Manifesto kelimesi ; "Toplumsal bir hareketin amaçlarının yazılı olarak bildirilmesi" anlamındadır.     " La ilahe illallah" (Allah tan başka İlah yoktur) , gönderilen tüm Elçilerin ortak çağrısı olduğu gibi ,son Elçi Muhammed (a.s) ın da çağrısıdır. Ona indirilen Kitabın bütün ayetlerinin , Allah (c.c) nin tek İlahlığının merkeze alınmasının anlatımı demek mümkündür.   Namazlarımızda her gün defalarca okuduğumuz Fatiha suresi, içinde barındırdığı ayetler ile Kitap içindeki ayetlerin bir özetidir diyebiliriz.    [001.001]  Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla. [001.002]  Hamd, Alemlerin Rabbi Allah'a mahsustur. [001.003]  O Rahman ve Rahim'dir, [001.004]  Din Gününün sahibidir. [001.005]  Yalnız Sana ibadet ederiz ve yalnız Senden yardım dileriz. [001.006]  Bizi doğru yola eriştir. [001.007] Nimete erdirdiklerinin yoluna, gazaba uğrayanların ve dalalete düşenlerinkine değil.   Bu ayetlerin , Namaz adı ile bildiğimiz Salatın içinde bir rükün olan ritüel ibadet gösterimi içinde 3 asli unsurdan biri ol... Devamı

08 11 2014

Ehli Sünnet akidesi adı altında Müslümanlara Yapılan Mahalle Bas

Tarih içinde gelişen siyasi olaylar neticesinde "Ehli sünnet" ve "Şia" olarak iki guruba ayrılan Müslümanlar, bu ayrışımı itikadi noktada da göstererek araya aşılmaz duvarlar örmüşlerdir. Bu iki gurubun tek ortak noktası Kur'an ile olan bağlarının sadece sözde kalmış olması ve itikatlarını Kur'an ın değil rivayetlerin belirlemiş olmalarıdır.    Türkiye Müslümanlarının bir çoğunun bağlı bulunduğu "Ehli sünnet akidesi" adı altındaki yapılanma son yıllarda ortaya çıkan "Kur'ana dönüş" hareketine alternatif bir hareket olarak yeniden yapılanma sürecine girmiştir. Bu yapılanma asla, yanlış düşünceleri Kur'an merkezli bir zemine oturtma amaçlı değil, aksine Kur'an merkezli düşüncelere alternatif olarak yeniden sunulma gayretidir.   Her hareketin içinde olabilecek olumsuzluklar çerçevesinde, Kur'an dönüş hareketinin içinde de olumsuz düşünceler olduğu bir gerçektir. Bu olumsuzluklar gerekçe gösterilerek hareketin bütününü mahkum etmeye kalkmak doğru bir davranış değildir. Ehli sünnet düşüncesinin savunucuları olumlu- olumsuz ayrımı yapmadan hareketin bütününü mahkum etmeye kalkarak herkesi kendi düşüncelerine davet etmeye çalışmaktadırlar.    Peki bu davetlerinin temeli nedir ve davet hakları varmıdır?.    Ehli sünnet akidesi adı altındaki yapılanma temelinin "Ehli Hadis" düşüncesinden almış olup , bilindiği üzere bu düşüncenin ana temeli, rivayetlerin baz alınarak din oluşturulması esasına dayanmaktadır. Rivayet ile Kitap çeliştiği anda Kitabın değil rivayetin alınması gerektiği bu akidenin temel inancı olarak bu düşüncenin savunuc... Devamı

07 11 2014

Mü'min s. 46. Ayetini Takdim Tehir Usulu İle Bir Okuma Örneği

Geleneksel İslam düşüncesine arız olan en büyük hastalık "Ayetlerin rivayetlere feda edilmesi" metodu ile yapılan dini çıkarımlardır. "Kabir azabı" konusu , bu metoda uygun bir şekilde ortaya atılmış bir düşünce olup, Kur'anda bu konuyu net olarak ifade edebilecek bir tek Ayet yoktur. "Ayet yoksa biz buluruz" mantığı içinde yapılan çalışmalar sonucu Mü'min s. 46. ayeti bulunmuş ! ve bu ayet konuya Kur'andan delil olarak getirilebilen tek ayet olarak kitaplara geçmiştir. Konuya uygun olarak Delil getirilen birkaç Ayet daha olmasına rağmen o Ayetler zorlamanın şahikası diyebileceğimiz bir durumda olduğu için kayda değer görülmeyerek eleştiriye dahi tabi tutulmayacak durumdadır.     Konuya  geçmeden önce şunları yeniden hatırlatmak istiyoruz; Kur'an ön kabuller doğrultusunda okunan bir Kitap mesabesine sokulduğu an , isteyenin istediği şeyi çıkarabileceği bir Kitab haline dönüşür. Konu ile ayetlerin Kur'an bütünlüğü gözetilmeden okunarak yapılan bir çıkarım mutlaka eksiklik ve hataları barındıracaktır. Mü'min s. 46. ayeti tek başına okunarak mesajı anlaşılabilecek bir Ayet değildir. 23-53. ayetler arası anlatılan bir konunun içinde olan bir ayet olup bu konuyla ilgili olarak " Mü'min s. 23-53. Ayetleri Firavun Sarayındaki Bir Muvahhid" başlıklı bir yazımızda onu ile ilgili ayetlerin mesajını anlamaya çalıştık.    [004.082] Onlar halâ Kur'an'ı iyice düşünmüyorlar mı? Eğer o, Allah'tan başkasının katından olsaydı, kuşkusuz içinde birçok aykırılıklar (çelişkiler, ihtilâflar) bulacaklardı.   [018.001]  Hamd, Kitabı kulu üzerine indiren ve onda hiç bir çarpıklık kılmayan Allah'a a... Devamı

06 11 2014

Mü'min s. 23-53. Ayetleri Firavun Sarayındaki Bir Muvahhid

Kur'an kıssaları bizden öncekilerin başlarından geçen olayları aktararak ibret almamızı amaçlayan anlatımlardır. Musa (a.s) kıssası Kur'an da hacim itibarı ile en fazla yer kaplayan kıssalardan olup mesaj değeri açısından ibretli anlatımları içinde barındırmaktadır.    Mü'min s. 23. ve 53. ayetleri Musa (a.s) kıssasının anlatıldığı ayetlerden olup, bu kıssa içinde öne çıkan bir kişi vardır ki , "En büyük cihadın zalim sultana karşı söylenen hak söz" olduğunu pratiğe geçiren bir kişi dir. Kur'an kıssaları özellikle tevhidi duruşun geçmiş örneklerini sergilemesi açısından önemli bilgiler deposu olup , bu bilgiler ve örneklikler ışığında bizlerin yürümesi gerekmektedir.    Parmak ayı gösterirken aya değil parmağa bakmayı adet edinmiş olan biz Müslümanlar, ortada duran örnekliği ıskalayarak kıssa içindeki 46. ayete takılarak Kur'an içinde olmayan bir düşüncenin , Kur'ana onaylatılması çabası içine düşerek , "kabir azabı" düşüncesini red eden onca ayete rağmen, sadece bu ayeti cımbızlayarak bu konuya delil getirme çabasına düşmüşlerdir . Konumuz kabir azabı olmadığı için sadece kısa bir hatırlatma olarak esas konumuza geçmek istiyoruz, ayetlerin meali şu şekildedir.   [040.023]  Andolsun biz Musa'yı ayetlerimizle ve apaçık yetki ile gönderdik. [040.024]  Firavun'a, Haman'a ve Karün'a; onlar dediler ki: «Bu bir sihirbaz, bir yalancı.» [040.025]  İşte o (Musa), tarafımızdan kendilerine hakkı getirince: Onunla beraber iman edenlerin oğullarını öldürün, kadınları sağ bırakın! dediler. Ama kâfirlerin tuzağı elbette boşa çıkar. [040.026] Firavun demişti ki... Devamı

04 11 2014

Tilavet Kelimesi Üzerine Bir Düşünce Çalışması

Kur'an arapça lisan üzerine inmiş bir Kitap olması nedeni ile , arapların günlük dilde kullandıkları kelimeler ile nazil olmuştur. Tilavet kelimesi de bu kelimelerden birisi olup meallere "okumak" şeklinde yansıtılmıştır. "Ka-ra-e" fiilinden türeyen kelimelerinde kullanıldığı Kur'anda bu kelime de "okumak" anlamı verilerek meallere yansıtılmıştır. Tilavet kelimesi sözlük anlamı olarak okumayı da içine almaktadır ancak diğer kelime olan "Karae" kelimesinden daha geniş bir anlama sahiptir.   "Telatün" ; Onu , ikisinin arasında kendilerinden olmayan bulunmayacağı bir ardışıklıkla takip etti , izledi . Bu takip etme bazen bedensel , bazen hükme uyma veya hükmü taklit etme şeklinde olur , bazende okuma ve anlamı tedebbür etme , düşünme şeklinde olur. (El Müfredat)   Kelimenin bu anlamından hareketle "Kur'anı tilavet etmek" deyimine , " Kur'anın arasına ondan onay almayan yani kendisinden olmayan bir şeyi koymadan onu takip etmek" şeklinde bir anlam vererek bu anlamın ne ifade edebileceği konusunda düşüncelerimizi paylaşmaya çalışacağız.     Ellezîne âteynâhumul kitâbe yetlûnehu hakka tilâvetih(tilâvetihî) ulâike yu’minûne bih(bihî), ve men yekfur bihî fe ulâike humul hâsirûn(hâsirûne)    [002.121]  Kendilerine verdiğimiz kitabı, lâyık olduğu şekilde okuyup izleyenler var ya, işte onlardır onu tasdik edenler. Kim onu inkâr ederse, işte onlar hüsrana uğrayacakların ta kendileridir.   Bakara s. 121. ayeti bu kelimenin ifade etmek istediği anlamı en güzel ifade eden ayetlerden birisidir. Kitabı hakkını vererek izlemek ne demek olmalıdır konusunu biraz açalım;  ... Devamı

03 11 2014

Salat ve Kıble kavramları üzerinden oynanmak istenen oyunlar

Yazımıza başlık olarak seçtiğimiz bu iki kavram , Kur'anın anahtar kavramlarındandır. Ne üzücüdür ki bu iki kavramın önemi biz Müslümanlar tarafından değil , bizlere düşman olanlar tarafından farkedilmiştir. Müslümanların içten yıkılması için, kavramların içinin boşaltılması gerektiğini çok iyi bilen İslam düşmanlar,ı bu amaçlarını gerçekleştirmek için türlü oyunlara girmişlerdir. Yazımıza başlık olarak seçtiğimiz bu iki kavram iç boşaltma gayretinden nasibini almış ve bu iki kavram etrafında uçuk kaçık yorumlar ile kafalar bulandırılmaya çalışılmaktadır . Salat ve Kıble kavramlarının önce ne ifade ettiği  , sonra bu iki kavramın içinin nasıl boşaltılmaya çalışıldığı konusu üzerinde durmaya gayret edeceğiz.   "Salat"ı  kısaca, "kişinin ululadığı , yüce olarak bildiği herhangi bir varlığa karşı olan tazimi" olarak tarif edebiliriz. Bu nötr bir tarif olup, bu tazim Allaha veya bir başkasına da olabilir . Allaha yapılan salat ile bir başkasına yapılan salat arasında elbette nitelik farkı vardır. Yazımızın amacı bu kavramın tahlili olmayıp bu kavramın Kur'an i anlamdaki değeri ve değersizleştirilmeye çalışılması üzerinde olacaktır.   Kur'ana baktığımız zaman, Salat kelimesi ve türevlerinin bir çok yerde geçtiği görülmektedir. En fazla kullanılan anlamı, dilimizde "Namaz" olarak bildiğimiz ritüeldir. Bunu söylerken Salat kelimesinin sadece Namaz kelimesinin karşılığı olduğunu iddia edemeyiz, ancak Namaz içinde yapılan Kıyam-Rüku-Sücud gibi eylemlerin Kur'anın pek çok yerinde geçen ve Mü'min olmanın vasıflarından olarak sayıldığı görülmektedir.   İnsanların tabi olduğu her dinin belirli ri... Devamı

01 11 2014

Müdahene kavramı veTürkiye Müslümanlarının iktidar ile imtihanı

Sadece kendisinin tayin ettiği kurallar çerçevesinde içinde yaşamaları için yarattığı kullarından olan insan soyuna, Adem (a.s) dan Muhammed (a.s) a kadar sayısını kendisinin bildiği Elçiler gönderen Allah (c.c) en son Elçisine inkarcı muhataplarına tebliğ konusunda  nasıl bir tavır takınması gerektiği yolundaki emirlerini özellikle Mekki ayetlerde beyan etmiştir.    Allah (c.c) Elçisine müşrik muhataplarına hoş görünmek şeklinde bir davranışta bulunmamasını , onun sadece kendisine vahyedileni tebliğ etmek gibi bir görevi olduğunu, kimse üzerinde zorlayıcı olmadığını bir çok ayetinde beyan etmiştir. Yazımıza konu etmeye çalışacağımız Kalem s. 9. ayeti çerçevesinde Elçiye emredilen davranış biçimi ile  özellikle Türkiye Müslümanlarının içinde olduğu durumu ele almaya çalışacağız.   [068.008]  Öyleyse yalanlayanlara itaat etme. [068.009]  Arzu ettiler ki müdahene etsen, o vakıt müdahene edeceklerdi [068.010]  Şunların hiçbirine itaat etme: Yemin edip duran aşağılık. [068.011]  Daima ayıplayan ve laf getirip götürene. [068.012]  Hayra engel olan, saldırgan, günahkâr, [068.013]  zobu (kaba), sonra da takma (soysuzlukla damgalı), [068.014]  Mal (servet) ve çocuklar sahibi oldu diye, [068.015]  Kendisine ayetlerimiz okunduğu zaman: «Eskilerin masalları» dedi. [068.016]  Onun havada olan burnunu yakında yere sürteceğiz.   Bu ayetler önce Elçiye sonra bizlere tebliğ yolunda nasıl bir yol izlemek gerektiğini öğreten ayetlerdendir. 9. ayetteki yapılmaması emredilen "Müdahene" kelimesi üzerinde durmak ve bu kelimenin ne ifade ettiği üzerinde düşünülmesi gerekmektedir... Devamı

29 10 2014

Sebe halkının kıssası ve İblisin iğvasının yaşanan hayat içindek

Kur'anın kıssa yollu anlatım metodundaki amaçlardan birisi , anlatılan kıssa içindeki aktörlerin benzerlerinin , herhangi bir zaman birimi içinde aynı şeyleri tekrarladıkları zaman kendilerinden öncekilerin başlarına gelmiş olanlar hatırlatılarak , aynı hatayı tekrarladıkları zaman Sünnetullah gereği aynı şeylerin başlarına geleceğini onlara hatırlatmaktır.   Sebe s. 15-21. ayetler arasında Sebe halkının başlarından geçenler anlatılarak kendilerine verilen nimetlerin , Şeytanın iğvası sonucu o nimete şükretmek yerine küfretmeyi seçen halkın nasıl bir sona kavuştuğu anlatılarak , bu sonun sadece Sebe halkına özgü bir son olmadığı tüm zamanlarda yaşayan insanların , kendilerine verilen nimetlere şükür yerine küfrü seçmesi sonucu Dünya hayatında başlarına gelecek olanlar bizlere hatırlatarak öğüt almamız istenmektedir.     [034.015] Andolsun, Sebe (halkı) nın oturduğu yerlerde de bir ayet vardır. (Evleri) Sağdan ve soldan iki bahçeliydi. (Onlara demiştik ki:) «Rabbinizin rızkından yiyin ve O'na şükredin. Güzel bir şehir ve bağışlamakta olan bir Rabb(iniz var) .»  [034.018]  Onların yurdu ile, içlerini bereketlendirdiğimiz memleketler arasında, kolayca görünen nice kasabalar var ettik ve bunlar arasında yürümeyi konaklara ayırdık. Oralarda geceleri, gündüzleri korkusuzca gezin dolaşın, dedik. [034.019]  Buna karşı onlar «ya rabbenâ, seferlerimizin arasını uzaklaştır» dediler ve nefislerine zulmettiler. Biz de onları efsanelere çevirdik ve temamen didik didik dağıttık, şübhesiz ki bunda çok şükredecek her sabırlı için elbette âyetler var [034.016]  Fakat onlar, yüz çevirdiler. Biz de üzerlerine Arim selini salıverdik ve o güzelim iki bah... Devamı

26 10 2014

"Ya Rabbim Ya Resulullahım" sözünün tehlikesi

Alemlerin Rabbi olan Allah (c.c) yaratmış olduğu bütün kullarına sadece kendisinin İlah ve Rab olarak tanınmasını , bunun tersi bir eylemin Şirk olduğunu , bunun cezasının ise asla af edilmeyeceğini ve ebedi cehennem olarak karşılık göreceğini bir çok ayetinde beyan etmiştir.   [016.051] Allah «iki ilah edinmeyiniz, o tek bir ilahtır, yalnız benden korkunuz» dedi. [051.051]  Allah ile beraber başka bir ilah(ı ortak) kılmayın. Gerçekten ben sizi, O'ndan yana açıkça uyarıp-korkutmakta olanım. [017.022] Allah ile birlikte başka bir ilah edinme ki, kınanmış, yalnız başına bırakılmış kalmayasın! [028.088] Allah ile beraber başka bir ilaha yalvarma. O'ndan başka ilah yoktur. O'ndan başka her şey yok olacaktır. Hüküm O'nundur ve O'na döndürüleceksiniz.   Allah (c.c) yaratmış olduğu kullarına emir ve yasaklarını bildirmek için , yine o insanlar içinden elçiler seçerek onlara vahyetmiştir. Zaman içinde vahyi getiren elçiler vahyin önüne geçirilerek o Elçiler aşırı bir yüceltmeye tabi tutulmuş ve yarı ilah seviyesine çıkarılmışlardır.    Bu durumun en bariz örneğini, Hıristiyanların İsa (a.s) ı"Allahın oğlu" şeklinde bir paye yükleyerek onu İlah edinmelerinde görmekteyiz. Hıristiyanlara özenen Müslümanlar aynı payeyi İsa (a.s) gibi direk olarak değil endirek olarak Muhammed (a.s) a yükleyerek onu da yarı ilah pozisyonuna sokmayı başarmışlardır!.    Geleneksel İslam düşüncesinde, vahiy ve onu gönderenden ziyade o vahyi getiren Elçi öne çıkarılmış ve Hıristiyanvari bir düşünce şekli Müslümanlar arasında yaygınlaşmıştır. Bu yazımızda bu durumun dile düşmüş hali olan ve çoğumuzun dilinde pelesenk olan bir s&ou... Devamı

23 10 2014

Ahzab s. 28-34. ayetleri ile ilgili tarihsellikten evrenselliğe

Ahzab s. 28-34. ayetleri arasında Muhammed (a.s) ın eşlerine olan hitabı görmekteyiz , bu ayetler nuzül itibarı ile o eşler hayatta iken nazil olmuş ve bugün ne Elçi ne de Eşleri hayattadır , bu bağlamda şöyle bir soru akla gelmektedir ; " günümüzde bu ayetlerin herhangi bir geçerliliği varmıdır ?, tarihsel bir düşünce ile bu ayetleri o gün için geçerli sayıp bu güne bir mesajı olmadığınımı söyleyeceğiz ?, eğer varsa bu ayetlerin mesajını nasıl okuyabiliriz?. Bu ayetler evet o gün yaşayan insanlara hitab etmektedir , ancak "hükmün özel olması genel olmasına mani değildir" prensibince o kişilere yapılan hitabları günümüzdede geçerli mesajlar olarak okumak mümkündür. Bu yazımızın konusu bu ayetlerin günümüze dair olması muhtemel mesajları üzerinde olacaktır.   [033.028]  Ey Nebi, eşlerine şöyle söyle: «Eğer dünya hayatını ve zinetini istiyorsanız, haydi geliniz sizi donatayım ve güzellikle bırakıp salıvereyim. [033.029]  «Eğer Allah'ı, Resulunu, ahiret yurdunu istiyorsanız bilin ki, Allah içinizden iyi davrananlara büyük ecir hazırlamıştır.» [033.030]  Ey Nebinin kadınları! Sizlerden biri açık bir hayasızlık yapacak olursa, onun azabı iki kat olur. Bu Allah'a kolaydır. [033.031]  Sizden kim, Allah'a ve Resûlüne itaat eder ve yararlı iş yaparsa ona mükâfatını iki kat veririz. Ve ona (cennette) bol rızık hazırlamışızdır. [033.032]  Ey Nebinin kadınları, siz kadınlardan herhangi biri (gibi) değilsiniz; eğer sakınıyorsanız, artık sözü çekicilikle söylemeyin ki, sonra kalbinde hastalık bulunan kimse tamah eder. Sözü maruf bir tarzda söyleyin. [033.033]  Evlerinizde vakarla oturun, ilk cahiliye dö... Devamı

22 10 2014

Ahzab s. 4-5 . ayetleri ve evlatlıklar hakkındaki düzenleme

Alemlerin Rabbi olan Allah (c.c), kulu ve elçisi Muhammed (a.s) a indirdiği Kitabında iniş zamanı muhataplarına yönelik bir takım düzenlemeler bildirmiştir. Bu düzenlemeler bizler içinde geçerli olup hayatımızın herhangi bir safhasında karşımıza çıkacak sorunlara ışık tutmaktadır.    Ahzab s. 4-5. ayetleri içinde "Zihar" ve "evlatlık uygulaması" hakkındaki düzenlemeleri görmekteyiz. Zihar uygulaması cahiliye araplarının eşlerine , "sen bana anamın sırtı gibisin" diyerek onları bir çeşit boşama şekli olup kadını ne evli nede boşanmış duruma sokan bir uygulama olup kadına bir çeşit zulmetme vasıtası idi. Ahzab s. 4. ayeti ve Mücadele s. 2-3-4. ayetlerde bu konu ile ilgili hükümler mevcuttur.    Zihar uygulaması bugün işlevini yitirmiş olmasına rağmen evlatlık kurumu işlevini yitirmemiş olup devam etmektedir. Yazımızda bu kurum ile ilgili hükümlerin günümüzde nasıl hayata geçirilebileceği hakkındaki düşüncelerimizi paylaşmaya çalışacağız.   [033.004] Allah bir adam için içinde iki kalb yapmamıştır. Kendilerinden zıhar yaptığınız eşlerinizi analarınız kılmamıştır. Evlatlıklarınızı da oğullarınız kılmamıştır. O sizin ağzınızdaki lafınızdır. Allah ise hakkı söylüyor ve doğru yolu gösteriyor. [033.005]  Onları (evlatlıklarınızı) babalarına nisbet ederek çağırınız. Allah katında o daha doğrudur; eğer babalarını bilmiyorsanız dinde kardeşleriniz ve dostlarınızdır. Bununla beraber hata ettiklerinizde üzerinize bir günah yoktur. Fakat kalplerinizin kasdettiğinde (günah) vardır. Allah günahları örten, çok merhamet edendir.   Bir çocuk herhangi bir sebebten ötürü , onun Dünyaya gelmesine sebeb olan Anne ve Babasından ayrı kalmak durumunda ola... Devamı

20 10 2014

Abd ve İbadet kelimeleri üzerine Kur'anda bir gezinti

"Abd" ve "İbadet" , Kur'anın üzerine bina edildiği kelimelerden olup, Kitab'ın doğru anlaşılmasında önemli rol oynamaktadır. Kur'an, nazil olduğu ortam gözetilerek indirilmiş bir Kitap , kelimeleri ise muhatapların anlamadığı dilden olmayıp aşinası oldukları dil ve bilinen anlamları üzerine indirilmiştir. Arapların günlük dilde kullandığı bazı kelimeler nuzül süreci içinde kavramlaşmış olup yazımıza konu başlığı olarak seçtiğimiz kelimeler buna örnektir.    "Abd" kelimesi sözlükte; kul ,köle anlamına , "İbadet" kelimesi ; kulluk ve kölelik anlamına gelmektedir. Kelimenin Kur'anda sözlük anlamında geçtiği ayetler şunlardır.   [026.022] (Musa) «O başıma kaktığın nimet de (aslında) İsrail oğullarını kendine köle(abbedte) edinmiş olmandır.» [002.178]  Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hüre hür, köleye köle,(vel abdü bil abdi) kadına kadın (öldürülür). Ancak her kimin cezası, kardeşi (öldürülenin velisi) tarafından bir miktar bağışlanırsa artık (taraflar) hakkaniyete uymalı ve (öldüren) ona (gereken diyeti) güzellikle ödemelidir. Bu söylenenler, Rabbinizden bir hafifletme ve rahmettir. Her kim bundan sonra haddi aşarsa muhakkak onun için elem verici bir azap vardır. [002.221]  Müşrik kadınları, iman etmedikçe nikâhlamayın. Bir müşrik kadın, sizin hoşunuza gitse bile, iman etmiş olan bir cariye herhalde ondan daha hayırlıdır. Müşrik erkeklere de mümin kadınları nikâh ettirmeyin. Bir müşrik, sizin hoşunuza gitse bile, mümin bir köle(vel abdü) elbette ondan daha hayırlıdır. Onlar sizi ateşe davet ederler, Allah ise, kendi izniyle cennete ve mağfirete davet ediyor ... Devamı

18 10 2014

Yunus s. 87. ayeti ve Firavunlarla mücadele yöntemi

Kur'an kıssaları ile ilgili her yazımızda  , kıssaların bizlere anlatılma sebebinin  yaşanmış olayların bize dönük mesajını kavramak ve hayata aktarmak olduğunu yine vurgulayarak yazıya başlamak istiyoruz. Musa (a.s) ın Firavun ile olan mücadelesinin bizlere anlatılma sebebi her zaman ve mekanda ortaya çıkacak olan Firavun ve avanesi ile nasıl bir mücadele yöntemi takip edilmesi gerektiği olup, Yunus s. 87. ayeti bu yöntemin ipuçlarını veren bir ayettir.     Ve evhaynâ ilâ mûsâ ve ahîhi en tebevveâ li kavmikumâ bi mısra buyûten vec’alû buyûtekum kıbleten ve akîmus sâlah(sâlate), ve beşşiril mu’minîn(mu’minîne).   Mûsa'ya ve kardeşine şunu vahyettik: Kavminiz için kendilerini yerleştirmek üzere Mısır'da evler hazırlayın. Evlerinizi kıble yapın/karşılıklı yapın ve salatı ikame edin. İnananlara müjde ver.    Bu ayet içinde 3 tane emir geçmektedir.    1- Evler hazırlamak 2- Evleri kıble edinmek 3- Salatı ikame etmek ,  3 emir sonunda gelen müjde bu emirlerin doğru olarak yerine getirildikten sonra kurtuluşun geleceği müjdesidir. Bu müjde Allah (c.c) nin değişmez bir sünneti olarak kıyamete kadar geçerlidir. Bizler Kur'an kıssalarını "eskilerin masalları" olarak okumayıp , "bize dönük evrensel mesajlar" olarak okuduğumuz takdirde, her  devirde peyda olan Firavunların nasıl yıkılacağının ipuçlarını bu ayet içinde görmekteyiz.   Ayet içinde geçen "tebevvea" kelimesi ; "Bir mekandaki cüzlerin birbirine eşit olması" anlamında kullanılan bir kelimedir. Evlerin bu hale getirilmesinin vahyedilmesinden anlaşılması gereken , bütün İsrailoğulları evl... Devamı

11 10 2014

İbrahim (a.s) örnekliğinde Anne ve Babaya itaatın sınırı

Alemlerin Rabbi olan Allah (c.c) kulu ve elçisi Muhammed (a.s) a indirmiş olduğu kitabında Anne ve Babaya iyiliği emreden ayetler içermektedir.     [2.83]  İsrailoğullarından, «Allah'tan başkasına kulluk etmeyin, anne babaya, yakınlara, yetimlere, düşkünlere iyilik edin, insanlarla güzel güzel konuşun, namazı kılın, zekatı verin» diye söz almıştık. Sonra siz pek azınız müstesna, döndünüz; hala da yüz çevirip duruyorsunuz. [2.215]  Sana, ne sarfedeceklerini sorarlar, de ki: «Sarfedeceğiniz mal, ana baba, yakınlar, yetimler, düşkünler, yolcular içindir. Yaptığınız her iyiliği Allah şüphesiz bilir».  [4.36]  Allah'a kulluk edin, O'na bir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, yakınlara, yetimlere, düşkünlere, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya ve elinizin altında bulunan kimselere iyilik edin. Allah, kendini beğenip öğünenleri elbette sevmez. [6.151]  De ki: «Gelin size Rabbinizin haram kıldığı şeyleri söyleyeyim: O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın, anaya babaya iyilik yapın, yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin, sizin ve onların rızkını veren Biziz, gizli ve açık kötülüklere yaklaşmayın, Allah'ın haram kıldığı cana haksız yere kıymayın. Allah bunları size düşünesiniz diye buyurmaktadır.» [17.23]  Rabbin şöyle buyurdu: Allah’tan başkasına ibadet etmeyin. Anneye ve babaya güzel muamele edin. Şayet onlardan her ikisi veya birisi yaşlanmış olarak senin yanında bulunursa sakın onlara hizmetten yüksünme, «öff!» bile deme, onları azarlama, onlara tatlı ve gönül alıcı sözler söyle.  [46.17] Ana ve babasına: «Öf size! siz bana öldükten sonra tekrar dirilip kabrimden... Devamı

03 10 2014

İnsanlığın kadim kültürü "Yevmüzzinet" (Bayram günleri)

İnsan fıtrat itibarı ile birlikte yaşamaya ihtiyaç duyan bir varlıktır. Kadın ve erkek cinsinin birbirlerine olan karşılıklı duyguları bu ihtiyaçtan kaynaklanmakta ve Allah (c.c) nin ayetlerindendir. Kadın ve erkeklerin oluşturduğu şehirler birlikte yaşama ihtiyacından doğan bir sonuç olup insanlık tarihi kadar eskidir.    Aynı insan yine fıtrat itibarı ile adına ,"Din" denilen yaşama biçimine ihtiyaç duyarak hayatını onun üzerine ikame eder. İnsanları birbirine bağlayan esasları , aile , kavim , ırk ,din olarak sıralayabiliriz. Din, yani inanç bağı en üstteki bağ olarak öne çıkan ve farklı kavim ve ırklarıda çatısı altında toplayan kadim bir inançtır.    İnsanlık tarihini kısaca, Dinler savaşı olarak özetlemek mümkündür ,Allah (c.c) insanlara kendi dinini tebliğ etmesi için elçiler göndermiş , bu elçilere inananlar ve inanmayanlar arasındaki mücade bu güne kadar devam etmiş , kıyamete kadar da devam edecektir.    Allah (c.c) dini ile , ona karşı oluşturulan dinlerin ortak yanı , hangi dine mensup olurlarsa olsunlar , dindaşları ile ortak bir paydada buluştuklarının göstergesi olarak belirli günlerde "CEM" olmaları yani toplanmalarıdır.   Allah (c.c) Hacc suresi 34. ve 67. ayetlerde bu duruma işaret ederek "MENSEK" yani zamanlı ve mekanlı ibdetler ihdas ettiğini bizlere beyan etmektedir. Hacc , Bakara ,İbrahim surelerinde adına HACC denilen Mekke deki BEYTULLAHIN ziyaret edilerek belli ritüellerin yapılması şeklinde cereyan eden olaylar onun dinine mensup olduğunu iddia eden insanların , bir araya gelerek görüşmesi ,tanışması , kaynaşması esasına dayalı bir ibadet tarzıdır.    Diğer inanç sistemlerinde de aynı durum göze çarpmakta olup onlarında aynı amaç etrafında be... Devamı

30 09 2014

Şeytan kavramının İblis üzerinden müşahhaslaştırılarak anlatılma

"Şeytan" kelimesi sözlükte , "uzaklaştı" anlamına gelen "şa-ta-ne" kökünden türemiştir. Bu kelime çerçevesinde yapılan anlatımlar insan hayatını derinden etkileyen ve onun Cehennem ile cezalandırılmasına sebeb olan bir durum meydana getirmesi açısından bakıldığında kur'anın odak kavramlarından biri olduğu görülür.   Kur'anın anlatım metodlarından birisi , vermek istediği mesajı görsel bir olay şekline sokarak anlatması olup, bu metodu  "Adem ve İblis" kıssasında görmekteyiz. Bu kıssayı sadece yaşandığı zaman ve mekan içinde değerlendirmeye kalktığımız zaman verilmek istenen mesaj, maalesef güme giderek "kıssa içinde dönüp dolaşmak" tabir ettiğimiz bir kısır döngü etrafından çıkılamayacaktır. Adem ve İblis kıssası , önce Kur'anın görselleştirerek anlatma uslubu içinde bir anlatım yapmış olduğu kavranarak okunması gerektiğini düşünmekteyiz.   İblis, Adem kıssasında ortaya çıkan bir aktör olup "Şeytan" adını almasına sebeb olan olayı ve olay akabinde onun dili üzerinden yapılan anlatımların çok iyi okunarak, bu düşmanlığın nasıl ve ne şekilde cereyan ettiği ve bizlere karşı nasıl cereyen edeceği , Adem'in kandırılması sonucu başlarına gelenler ile kendimiz arasında ortak bir bağ kurmak gerekmektedir.  Şeytan kavramının anlaşılması için, İblis karakteri üzerinden verilen mesajların dikkate alınmasının öncelikli olduğunu düşünmekteyiz , bu konu ile ilgili ayetleri sıralayarak "Şeytanlaşma" sürecine giden yola nasıl ulaşıldığını görelim.  Ve iz kulnâ lil melâiketiscudû li âdeme fe secedû illâ iblîs(iblîse), ebâ vestekbere ve kâne minel kâfirîn(kâfi... Devamı