02 03 2011

ASHABI KEHF KISSASI

 

"Kehf ve rakım ashabı" kıssası kur'anı kerimin kehf suresinde anlatılan ve sureye ismini veren kıssadır. Bu kıssadaki anlatılanlar, kur'anın bütünlüğünde bizlere anlatılan konuların canlı olarak pratik hayata geçirilişinin örneklerini yansıtması açısından bakılması dikkate değerdir. Kur'an kıssalarının  yaşadığımız hayat içinde almamız gereken güzel örnekler barındırdığını gözden uzak tutmadığımız müddetçe bu kıssalar bizlere birer işaret taşı mesabesindedir. Geleneksel ve modernist yorumlara baktığımız zaman bu kıssaların yaşadığımız hayat içinde bizlere bir örnek teşkil etmesi gibi bir düşünce içinde olunmadığını görmekteyiz. Geleneksel tefsir anlayışı içinde değerlendirilen kıssalar kur'an harici bilgilerle kıssaları boğup bir sayfalık  kıssayı sayfalarca rivayetler ile doldurarak anlamsız  hikayeler haline getirmişlerdir. Kıssada göreceğimiz üzere özellikle gayb hakkında kur'andan başka bilgi kaynağı üzerinde durulmamasının emredilmesine rağmen (22. ayet) maalesef yığınlarca israili bilgiler tefsirlerde mevcuttur. Bunun yanında geleneksel anlayış ile kıssaları anlamama husunda aynı paralelde bulunan modernist anlayış , kıssaların yaşanmışlığı konusunda tereddütler ortaya atarak "bunlar gerçek olarak yaşanmış olaylar değildir mecazi anlatımlardır" şeklindeki düşünceleri ile kıssaları hayattan koparmaya çalışmaktadırlar. Bunun örneğini budan önceki yazımızda "tebyinül kuran" adlı eserden, bu kıssa ile ilgili yorumları alıntılayarak , kıssanın hayattan koparma adına tahrif edilerek bilim kurgu filmi haline getirildiğinin örneklerini sergilemeye çalışmıştık. 

 

"Kehf ve rakım ehli " kıssasında bizlere örnek olması gereken konuları 4 ana başlık halinde toplamamız mümkündür. 1-ŞİRK DÜZENLERİNE KARŞI TEVHİDİ DURUŞ 2- ÖLÜMDEN SONRA DİRİLİŞİN HAKİKATI 3- KABİR HAYATI 4-GAYB BİLGİSİNİN KAYNAĞI. Kıssanın ayet meallerini vererek bu konuları anladığımız kadarı ile paylaşmaya gayret edelim. 

 

9- Sen, yoksa Kehf ve Rakim Ehlini Bizim şaşılacak ayetlerimizden mi sandın?

10- O gençler, mağaraya sığındıkları zaman, demişlerdi ki: "Rabbimiz, Katından bize bir rahmet ver ve işimizden bize doğruyu kolaylaştır (bizi başarılı kıl).

11- Böylelikle mağarada yıllar yılı onların kulaklarına vurduk (derin bir uyku verdik).

12- Sonra iki gruptan hangisinin kaldıkları süreyi daha iyi hesap ettiğini belirtmek için onları uyandırdık.

13- Biz sana onların haberlerini bir gerçek (olay) olarak aktarıyoruz. Gerçekten onlar Rablerine iman etmiş gençlerdi ve Biz de onların hidayetlerini artırmıştık.

14- Onların kalpleri üzerinde (sabrı ve kararlılığı) rabtetmiştik; (Krala karşı) Kıyam ettiklerinde demişlerdi ki: "Bizim Rabbimiz, göklerin ve yerin Rabbidir; İlah olarak biz O'ndan başkasına kesinlikle tapmayız, (eğer tersini) söyleyecek olursak, andolsun, gerçeğin dışına çıkarız."

15- "Şunlar, bizim kavmimizdir; O'ndan başkasını ilahlar edindiler, onlara apaçık bir delil getirmeleri gerekmez miydi? Öyleyse Allah'a karşı yalan uydurup iftira düzenden daha zalim kimdir?"

16- (İçlerinden biri demişti ki:) "Madem ki siz onlardan ve Allah'tan başka taptıklarından kopup-ayrıldınız, o halde, (dağlara çekilip) mağaraya sığının da Rabbiniz size rahmetinden (bolca bir miktarını) yaysın ve işinizden size bir yarar kolaylaştırsın."

17- (Onlara baktığında) Görürsün ki, güneş doğduğunda mağaralarına sağ yandan yönelir, battığında onları sol yandan keser-geçerdi ve onlar da onun (mağaranın) geniş boşluğundalardı. Bu, Allah'ın ayetlerindendir. Allah, kime hidayet verirse, işte hidayet bulan odur, kimi saptırırsa onun için asla doğru-yolu gösterici bir veli bulamazsın.

18- Sen onları uyanık sanırsın, oysa onlar (derin bir uykuda) uyuşmuşlardır. Biz onları sağ yana ve sol yana çeviriyorduk. Köpekleri de iki kolunu uzatmış yatıyordu. Onları görmüş olsaydın, geri dönüp onlardan kaçardın, onlardan içini korku kaplardı.

19- Böylece, aralarında bir sorgulama yapsınlar diye onları dirilttik (uyandırdık). İçlerinden bir sözcü dedi ki: "Ne kadar kaldınız?" Dediler ki: "Bir gün veya günün bir (kaç saatlik) kısmı kadar kaldık." Dediler ki: "Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir; şimdi birinizi bu paranızla şehre gönderin de, hangi yiyecek temizse baksın, size ondan bir rızık getirsin; ancak oldukça nazik davransın ve sakın sizi kimseye sezdirmesin."

20- "Çünkü onlar üzerinize çıkıp gelirlerse, sizi taşa tutarlar veya dinlerine geri çevirirler; bu durumda ebedi olarak kurtuluş bulamazsınız."

21- Böylece, Allah'ın va'dinin hak olduğunu ve gerçekten kıyametin, kendisinde şüphe bulunmadığını bilmeleri için (şehir halkına ve sonraki insan kuşaklarına) onları buldurmuş olduk. (Onları görenler) Kendi aralarında durumlarını tartışıyorlardı, (bir kısmı) dedi ki: "Onların üstüne bir bina inşa edin, Rableri onları daha iyi bilir." Onların işine galip gelen (sözleri geçen)ler ise: "Üstlerine mutlaka bir mescid yapmalıyız" dediler.

22- (Sonra gelen kuşaklar) Diyecekler ki: "Üç'tüler, onların dördüncüsü köpekleridir." Ve: "Beştiler, onların altıncısı köpekleridir" diyecekler. (Bu,) Bilinmeyene (gayba) taş atmaktır. "Yedidirler, onların sekizincisi köpekleridir" diyecekler. De ki: "Rabbim, onların sayısını daha iyi bilir, onları pek az (insan) dışında kimse bilemez." Öyleyse onlar konusunda açıkta olan bir tartışmadan başka tartışma ve onlar hakkında bunlardan hiç kimseye bir şey sorma.

23- Hiçbir şey hakkında: "Ben bunu yarın mutlaka yapacağım" deme.

24- Ancak: "Allah dilerse" (inşaAllah yapacağım de). Unuttuğun zaman Rabbini zikret ve de ki: "Umulur ki, Rabbim beni bundan daha yakın bir başarıya yöneltip-iletir."

25- Onlar mağaralarında üç yüz yıl kaldılar ve dokuz (yıl) daha kattılar.

26- De ki: "Ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybı O'nundur. O, ne güzel görmekte ve ne güzel işitmektedir. O'nun dışında onların bir velisi yoktur. Kendi hükmünde hiç kimseyi ortak kılmaz."

 

                     RAKIM EHLİ KİMLERDİR?

 

Öncelikle 9. ayette geçen "kehf ve rakım ehli"nin kimler olduğu konusunun açıklığa kavuşturulması gerektiği kanaatindeyiz, çünkü tefsir kitaplarında bu konuda farklı bilgiler bulunmaktadır. Tefsir kitaplarında "rakım ehli" ile ilgili yazılanları  toplayacak olursak, 1-mağara ehlinin isimlerinin yazıldığı taş kitabe,2-mağara ehlinin çıktıkları şehirin adı,3-kullandıkları gümüş para,4- köpeklerinin ismi  gibi yorumlara rastlamaktayız.Ancak kanaatimiz odurki , ilgili ayetler ve tefsirlerdeki yorumlar "kehf ve rakım ehlinin" aynı kişiler olduğu görüşü daha doğrudur. Tefsirlerde yorumlara dikkat edecek olursak yorumların birleştiği nokta ashabı kehf ile ilgilidir."Rakım" kelimesinin anlamı ile ilgili olarak ,Ragıp el isfahani "müfredat"ında şunları der."Kalın bir şekilde iz işaret bırakmak,çizmek veya yazmak. "ashabul rakım" için ,bunun bir yer adı olduğu söylenmiştir.Bir görüşe göre "üzerine isimlerinin yazıldığı taşa nisbet edilerek böyle adlandırılmıştır." 

 

 Bu kıssanın yaşandığı zamanı gözümüzün önüne getirip yaşananları zihnimizde canlandıracak olursak ,yaşanan olayın öyle basit ve sıradan bir olay olmadığı anlaşılır. Birkaç muvahhid genç zalim hükümdara başkaldırıp bir anda ortadan kayboluyorlar ve bir daha kendilerinden hiç bir şekilde haber alınamıyor.Böyle bir olay bugün bile yaşansa dikkatleri çekecek olan bir olaydır.Arkeolojik kazılardan elde edilen en önemli bulgulardan biri o beldenin önemli olaylarının yazıldığı taş kitabelerdir.Ashabı kehfinde ortadan kaybolmadan önce yaşadığı olaylar kitabelere yazılmış olacağından ötürü onların kur'andaki diğer adıda "rakım ashabıdır". 9. ayette "kehf ve rakım ehlini şaşılacak ayetlerimizdenmi sandın" mealindeki ayet bizlere onların sonra gelenler için bir ayet olduğunu anlatmaktadır. 17. ayette "bu Allahın ayetlerindendir" şeklindeki meale bakılacak olursa ayet olarak bahsedilen konu onların mağaradaki durumları ile ilgilidir. Buda bize "kehf ve rakım ashabının" aynı kişiler olduğu düşüncesini kuvvetlendirmektedir. Bu tesbitten sonra kıssadaki örnek almamız gereken konular üzerinde durabiliriz.

 

             1- ŞİRK DÜZENLERİNE KARŞI TEVHİDİ DURUŞ  

 

Rabbimizin , kur'anda bizlere bildirdiği en önemli konu , dinin ona has kılınması ve rab ve ilah olarak ondan başkasının tanınmamasıdır. Adem as dan muhammed as a kadar gelen bütün resullerin ortak daveti Allaha şirk koşulmaması noktasındadır. Ancak kur'anda anlatılan zalim hükümdar örneklerine baktığımız zaman onların (nemrud ve firavun örneklerinde gördüğümüz gibi) halk üzerinde baskı ve zülümlerini sürdürmek amacı ile kendilerinin "rab" ve "ilah" olduklarını iddia etmeleridir. Zalim hükümdarların bu iddiaları kıyamete kadar sürecektir. Kendi yanlarından çıkardıları hükümlerle insanları yönetme iddiasında olan bütün kişi ve kurumların ortak iddiaları KENDİLERİNİN ALLAHTAN BAŞKA RABLER VE İLAHLAR OLDUĞU iddiasıdır.Bu iddiayı kehf suresinde "ashabı kehf'in" yaşadığı şehrin hükümdarları da sürdürme gayreti içindedirler. Her devirde olduğu gibi her zalim iktidarın karşısına hakkı haykıran muvahhidler çıkmıştır ve çıkacaktır. "Ashabı kehf" bu ,hakkı  haykıran muvahhidlerin bir örneğidir. Bu muvahhidler sayıca az olmalarına rağmen, makam mevki ,aile ,servet, ve elalem ne der kaygılarını bir tarafa atıp , DİNİ ALLAHA HAS KILMA mücadelesini vermişlerdir. Neticede, "bu toplum düzelmez bari biz bu topluma adapte olalım" şeklinde bir düşünce içinde olmayıp o şehirden hicret etmişlerdir. Çünkü şirk düzenlerinin hakim olduğu bir toplumda müminler ellerinden gelen tepkinin en azamisini göstermek durumundadırlar. Bu tepkiyi göstermeyenler rableri huzurunda sorumludurlar."Ashabı kehf" bu azami tepkiyi vermenin bir örneğini gösterip , rahmeti başkalarından beklemeyip sadece Allahtan bekleyerek yarın kaygısını bir tarafa atıp mağaraya sığınmışlardır.  

 

           2-ÖLÜMDEN SONRA DİRİLİŞİN HAKİKATI  

 

Kur'anın en önemli haberlerinden biride "kıyamet" ve ölümden sonra diriliş" hakikatıdır. Bu hakikati gelen resullerin kavimlerine olan tebliğlerinde görmekteyiz. Buna rağmen müşriklerin ölümden sonra yeniden dirilişi inkar ettiklerini görmekteyiz. Surenin 21. ayeti bize bu gerçeği haber vermektedir. "böylece, Allahın vaadinin hak olduğunu ve gerçekten kıyametin kendisinde şüphe bulunmadığını bilmeleri için onları(şehir halkına) buldurmuş olduk. Bu olayın ashabı kehf'i bulan şehir halkı ve bizlere ibret olması gereken yönü, başlarından geçen olaylar efsane olmuş ,kendilerinden nesiller boyu alınamayan "ashabı kehf'in" bir anda şehir halkının karşısına çıkması ve bu olayın "ölümden sonra dirilişin" dünya hayatında canlı bir provası olmasıdır. Belki , "bizler ashabı kefin yaşadığı çağa şahid olmadık" şeklinde akıla gelebilecek olan bir düşünceye kur'anın bize verdiği her bilgi ve haberin bizler için "aynel yakin" bilgi ifade etmesi gerekmektedir. Bunun tersi bir düşünce özellikle kur'anda anlatılan kıssaların bizler için bir örnek değil "esatirul evvelin" (eskilerin masalları) olması durumuna düşer. Bugün modernist düşüncenin kıssa anlayışı maalesef bu merkezdedir.

 

                                       3-   KABİR     HAYATI     

 

Ölüm ile yeniden diriliş arası ile ilgili olarak kur'anda herhangi bir haber verilmemesine rağmen rivayetler uydurmak sureti ile "kabir azabı" iman konusu haline getirilip bunun inanlıması gereken bir konu olduğu ve inanmayanın "kafir" durumuna düşeceği iftirası,bilindiği gibi ortada gezmektedir. Bu konu ile ilgili olarak müstakil yazılarımız olmasına rağmen kıssada bu konu ile ilgili ayetler olduğu için ve "kabir azabı" konusunun bu kıssada daha bariz bir biçimde, söz konusu dahi olmayacağının ifade edilmesi açısından bu konuyada değinmek istiyoruz. 19. ayette "böylece aralarında sorgulama yapsınlar diye onları dirilttik.İçlerinden biri dediki " ne kadar kaldınız?" "bir gün veya bir kısmı kadar kaldık" dediler " cümlesindeki " ne kadar kaldınız ?"sorusu kur'anın bir çok ayetinde geçmektedir . Bu sorunun, kabirlerden kalkış zamanında sorulmuş olması ile "ashabı kehfin" birbirine sorması ile arasındaki bağlantı , ashabı kehfin mağarada uykuda kaldığı süre içinde hiçbirşeyden habersiz olduğu ve uyandıkları zaman 309 yıl geçmesine rağmen "bir gün veya bir kısmı kadar" kaldıklarını zannetmeleridir. "Bir gün veya bir günden az" şeklindeki cevap kıyamet sonrasi kabirlerinden dirilenlerin "ne kadar kaldınız?" sorusuna , kabirlerinden kalkan diğer kişilerin verdikleri cevap ile aynıdır. Aradaki bağlantıyı kuracak olursak , "asahabı kehfin" uykuları ve kabirlerinden kalkanların , ölümleri ile arasında geçen zamandan habersiz olduklarından çıkaracağımız sonuç şu olacaktır. Eğer rivayetlerde uydurulduğu şekli ile "kabir azabı" konusu kuranın haber verdiği bir konu olsaydı ,kabirlerde kıyamete kadar binlerce yıl kalma durumunda olanlar"bir gün veya daha azı" demezlerdi. 

 

 

                        4- GAYB   BİLGİSİNİN   KAYNAĞI  

 

Kıssada 22. ayette "gayba taş atmak" tabiri ile kullanılan sonradan gelenlerin "ashabı kehf" hakkında olur olmaz iddiaları ele alınarak gayb hakkındaki bilgi kaynağının sadece kur'an olması ve Allahın verdiği bilgi kadarı ile yetinilmesi vurgulanmaktadır. Müteaddit kur'an ayetlerinde " ben gaybı bilmem" diyen Muhammed as bu sözlerine karşılık  sanki " sen bilmezsen biz sana bildittiririz" dercesine ona atfen gayb hakkında özellikle "kıyamet alametleri" ve vefatından sonraki siyasi olayların etkisi ile gelen itikadi ayrılıkların kendi düşüncelerini kabul ettirme amaçlı olarak onun ağzından kendi itikadi düşüncelerini doğrulatmak amacı ile bir çok gaybi haberler uydurulmuştur. O gün uydurulan bir çok hadis bugün "şia" ve "ehli sünnet" itikadı adı altında dinleştirilerek mensuplarına empoze edilmektedir. Tefsir  kitaplarında, özellikle kıssalar etrafında yoğunlaşan bilgi kirliliğinin kaynağına baktığımız zaman bu kaynakların " hadis " adı altında yoğunlaştığına maalesef şahid olmaktayız. Yine kur'anda defalarca " bu kıssaları sana bildirilmeden önce sen bundan habersizdin" mealindeki ayetlere rağmen , kur'an kıssaları hakkındaki bilgisi sadece kur'andaki kadar olan bir resulun ağzından bir sürü israiliyyat haberler uydurulmuştur. 22. ayet ve bu yöndeki diğer kur'an ayetleri bize gösteriyorki, kur'anda anlatılan bir kıssa haricinde herhangi bir rivayete güvenilmesi mümkün değildir.  

 

Sonuç olarak , bütün kur'an kıssalarını kur'anın  istediği şekilde anlamak durumunda olan mü'minler olarak bu kıssadanda" anlaşılması gereken sadece budur" şeklinde bir anlatım içinde olmayıp " bizim anladığımız budur" şeklinde bir tutum içinde "ashabı kehf" kısssasından anladığımızı paylaşmaya çalıştık. Bu anlayışımızın temel dayanağı KUR'AN KISSALARININ  SADECE O GÜN İÇİN DEĞİL HER ÇAĞA BİR MESAJ TAŞIMASIDIR. Geleneksel ve modernist anlayışın birleştiği kur'an kıssalarının bir masal veya ütopya olarak anlaşılması ve hayata dair hiçbir mesajının olmaması kur'andan onay alan bir düşünce değildir. "Tebyinül kur'an " adlı eserdeki bu kıssa ile ilgili yaklaşımları gördüğümüz zaman özellikle modernist düşüncenin , kur'an kıssaları üzerinden hareket ederek " parmak ayı gösterirken, aya değil  parmağa baktırmak" metodu ile kıssalrın içini boşaltıp onları modern masallar haline getirme tehlikesinede dikkat çekmek istiyoruz. 

                        EN DOĞRUSUNU ALLAH CC BİLİR.

 

.  
   

                                                    

5487
0
0
Yorum Yaz